Ana Portreler Adnan Kabaalioğlu: Basket topunu Darüşşafaka’da gördüm

Adnan Kabaalioğlu: Basket topunu Darüşşafaka’da gördüm

2191
0
PAYLAŞ
Ofiste-Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi

Sporu vesile ederek Daçkalıları dsk.org.tr/portreler’de tanıtırken, bir çok güzel,değerli, ilginç bilgiyi öğrenmiş oluyoruz. Adnan Kabaalioğlu da öyle oldu. Okul yıllarında tuttuğu tarihi not defteri, olayları yaşarken bilgi derlemenin ve saklamanın ne kadar kıymetli olduğunu bize hatırlatıyor. Adeta arkasından itilerek girdiği basketbol alanında can dostlarıyla aldığı sonuçları, başarıları bu değerli defterinde tek tek not etmiş. Kısıtlı ve zor şartlarda aldıkları parlak sonuçları merakla okuyoruz. Şimdi Radyoloji alanında dünya çapında bir uzman, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi. Ultrason ve Girişimsel Radyoloji alanında yeni yetenekler yetiştiriyor. Türk Ultrason Derneği Başkanlığı’nı yürütüyor. Ayrıca Avrupa Ultrason Federasyonu’nda Eğitim ve Profesyonel Standartlar Komitesi’nde ilk Türkiyeli üye olarak faaliyet gösteriyor. Bu trafik içinde Darüşşafaka ile yakından ilgilenmeyi de ihmal etmiyor. Yoğunluk, üretimi zorlasa da, irade ve disiplinin birlikteliğinde mükemmel bir portre daha çıktı ortaya.

İstanbul’da, babamın ilk geldiğimiz sene içindeki ani kaybı bizi çok derinden sarstı.

Şu anda, yeni nesil için çok inandırıcı olmasa da, ben ilk kez basket topunu, 11 yaşımda Darüşşafaka’da gördüm ve bu sporla orada tanıştım. Beş yaşımda iken (1964) ailecek İnebolu’dan göç ederek geldiğimiz İstanbul’da, babamın ilk geldiğimiz sene içindeki ani kaybı bizi çok derinden sarstı. Aksaray’daki Oruçgazi İlkokulu sonrasında, ben de birçok başarılı yaşıtım gibi, hem İstanbul Erkek Lisesi’ni, hem de Daçka’yı kazanmıştım (1970). Aile büyüklerim Daçka’yı daha uygun buldu. Daçka’daki  ilk 5 yılımda, daha önceden, sokakta oynamaya alıştığım futbola devam ettim; hatta basketi profesyonel olarak oynarken ve sonrasında, neredeyse 50 yaşıma kadar futbol oynamayı hep sürdürdüm. Voleybolu da futbol ve basket kadar severim; hem futbol, hem de voleybol okul takımlarında da, kısa sürelerde oynadım.

1964; İstanbul’a taşınmadan önce İnebolu’da bir aile fotoğrafında annem, babam, dayım, anneannem ve kardeşlerimle (en önde-soldan 3. sıradayım).
İstanbul’a taşınmadan önce İnebolu’da bir aile fotoğrafında annem, babam, dayım, anneannem ve kardeşlerimle en önde, soldan 3. sıradayım. 1964.

Dinçer Hayta’nın ısrarı ile istemeyerek antrenmanlara katıldım

Baskette uzun süreli iki kader arkadaşım var: Eşref ve İsmail. Onlar aynı zamanda sınıf arkadaşlarım. Onlar baskete benden birkaç sene önce başlamışlardı. Ben ilk kez zorla ve sadece boyum biraz uzun olduğu için (1.81 cm) 1975 yılında, yani 16 yaşımda baskete başlatıldım. Enteresandır ki, ilk birkaç ay, sadece beni bu işe zorlayan, bizden üç dönem büyük Dinçer Hayta’nın ısrarı ile istemeyerek antrenmanlara katıldım. Ama sonrasında tabii ki, çok iyi bir takım ruhu ile çok iyi hedeflere odaklanarak, çok keyifli bir 10 yılım, yarı-profesyonel bir basketçi olarak geçti. Bu arada boyum da 1.87’ye ulaşmıştı.

Günümüzde 1.87  ile ancak oyun kurucu olabilmek mümkünken, ben 4 ve 5 numara olarak, çok kısa dönemlerde 3 numara olarak oynadım. Ve tabii genelde benden oldukça uzunlarla, hatta 2 metre üstündekilerle mücadele etmem gerekti. Bu yüzden “hook” atışlarını ve çeşitli diğer pivot hareketlerini-“fake”leri, iyi “box” yapmayı çok sık kullanmak zorunda kaldım.

1978-Okul Basket Takımı- İlk Beş: İsmail-Tuğrul-Adnan-Halit-Eşref
Okul Basket Takımı, İlk beş: İsmail-Tuğrul-Adnan-Halit-Eşref. 1987.

 

Hem iyi basketçi, hem de iyi doktor olunabilir mi?

1978 Daçka mezuniyeti sonrası kazandığım İstanbul Üniversitesi İstanbul (Çapa) Tıp Fakültesi’nin ilk yıllarında basketi sürdürmekte çok zorlanmasam da, son iki yıldaki yoğun stajlar ve akabindeki mecburi hizmet, aynı zamanda mecburi bir ayrılığı da getirdi; profesyonel basket yaşantım 1984’te bitti. Bu 10 senelik süreçte çok sayıda antrenör ve idareci ile sevgili salon görevlisi İhsan Amca da dahil olmak üzere, birçok kişiyle birlikte çalıştık ve başta sınıf arkadaşlarımız 78’liler olmak üzere, abi-kardeş birçok Daçkalı’dan samimi destek aldık. Onları zaman zaman üzmüş olabiliriz; ama daha çok sevindirdik ve gururlandırdık. Antrenör olarak sırasıyla Metin Yersel, Altimur Tülmen, Hurşit Baytok, Bülent Ünal ve rahmetli Önder Okan ilk aklıma gelenler. İdareci olarak da Alpay Abi (Öz), Niyazi Abi (Turan), Halit Abi (Yurdal Tilki) ve Yavuz Abi (Şeremetoğlu)’nin emekleri büyüktür.

Tarihi Defter:

Baskete ilk başladığım yıllarda, tüm maçları kaydettiğim bir defteri yıllardır saklıyordum. Üç-dört sene önce tekrar veteran olarak katıldığımız bir basket turnuvası sırasında Eşref ve İsmail’e bu defterden bahsedip daha sonra da gösterince, büyük bir sevinç ve şaşkınlık yaşadılar. Bu 40 yıllık bir defterdi. Eşref bu defteri alıp PDF formatında bir elektronik arşive dönüştürdü ve böylece bu defter olmasa unutacağımız birçok anıyı hatırlama şansımız oldu. Şimdi o defterden kendi el yazım ile bazı parçaları paylaşarak o yılları özetlemek istiyorum. Hemen aşağıda, eski defterin esprili ve o zaman için popüler olan “Pembe Panter”li kapağını ve ilk sayfasını görebilirsiniz.

 Lise Maçları:

Üstte de görüldüğü üzere, 1975-76 sezonunda okul takımı ve kulüp yıldız takım  maçları sonunda pek başarılı değiliz; Eşref ve İsmail takımın en iyileri. Benim henüz çaylak sezonum ama son 3 maçta giderek yükselen bir performans ile ilk 5’i zorluyorum. En sağdaki, oklardan sonraki rakamlar o maçta attığım sayıları gösteriyor. Sayfanın sonunda ise sezon toplam sayıları görülüyor; Eşref en skorer, İsmail ikinci skorer.

1976-77 Klüp Genç Takımı-Soldan sağa: Eşref-Halit-Adnan Kabaalioğlu-Adnan Vatan-İsmail-Özcan ve koçumuz Metin Yersel. Alt sıra: Can-Cenap-Cahit-Macit
1976-77 kulüp genç takımı. Soldan sağa: Eşref, Halit, Adnan Kabaalioğlu, Adnan Vatan, İsmail, Özcan ve koçumuz Metin Yersel. Alt sıra: Can, Cenap, Cahit, Macit.

Aynı sene hemen, Eşref ve İsmail ile birlikte üçümüz genç takıma geçiyoruz. Can Topsakal (Milli Basketçi Levent Topsakal’ın abisi), Cenap, Adnan (Vatan) ve Cahit  arkadaşlarımız, Lise dışından bize katkı veriyorlar. Ayrıca bir üst sınıftan Macit ve Önal ile sınıfımızdan Özcan da kadrodalar. İlk sezonumda okul-kulüp maçlarında ve özel maçlarda toplam 127 sayı (maç başına ortalama 9-10 sayı) atıyorum.

Yukarıdaki maç özetleri 1976-77 sezonuna ait. Soldaki benim ilk ciddi başarılı kulüp maçım. (Maçlarda diğer Adnan (Vatan) ile karışmaması için Adnan II veya B. Adnan olarak kodlanıyordum.) Kendime 4.5 yıldız vermişim ve 35 dakika oynayıp 22 sayı atmışım. O dönemlerdeki en büyük rakibimiz Ortaköy’dü. Sağdaki ise okul maçı; burada da Eşref ve Faruk ile birlikte takımı sırtlamışız. İsmail bu sezon hastalığı nedeniyle baskete ara vermek zorunda kalmıştı. Ama aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi, daima bizim arkamızdaydı.

Okul takımı olarak maça giderken, okul çıkış kapısında-1977. Ben, Eşref, İsmail ve Domo
Okul takımı olarak maça giderken, okul çıkış kapısında, 1977. Ben, Eşref, İsmail ve Domo.

İkinci sezonumda artık okul takımında da ilk beşte idim ve en skorer olmuştum.

adnan-kabaalioglu-ek6
Okul takımımızın maç öncesi görüntüleri ve koçumuz Yavuz Hoca (yerde oturanların soldan altıncısı). 1978.

İstanbul’da ilk 6’ya girdik ve finallere kaldık

İkinci sezonumuzda artık İsmail’in de kulüp genç takımına katkı vermeye başlaması ile sıkı çalışmamızın ve takım ruhunun karşılığını almaya başladık. Güçlü bir takımı -Beşiktaş’ı- zor da olsa yenerek, grubumuzda Eczacıbaşı arkasından ikinci olduk. İstanbul’da ilk 6’ya girdik ve finallere kaldık. Finaldeki rakipler: Eczacıbaşı-Fenerbahçe-İTÜ-Pertevniyal ve Deniz Harp Okulu. Bu takımların A takımları, Pertevniyal hariç-hepsi 1. ligde oynuyorlardı ve gençlerin çoğu da ileriki yıllarda 1. ligde oynayacaktı. Pertevniyal de, bizim bulunduğumuz Birinci Mahalli Ligin en iyi takımıydı.

Efsane Fener Galibiyeti

İstanbul Gençler Finalleri’nde Fenerbahçe ve Eczacıbaşı’nın arkasından üçüncü olarak Türkiye Finalleri’ne gitmeye hak kazandık.  O zamanlar çok güçlü olan İTÜ ve Pertevniyal ile Deniz Harp Okulu’nu geride bırakmıştık. Belki de efsanevi bir maç sonucunda FB’yi yenmeseydik, finallere gidemeyecektik. Fenerbahçe maçında, İsmail ve Adnan Vatan hastalıkları nedeniyle hiç kadroda yer alamadılar ve 8 kişi maça çıktık. Ayrıca bu 8 kişiden 4’ü şiddetli grip idi. Üstelik rakip takım FB çok iddialıydı (nitekim sonunda şampiyon oldular) ve kadrosunun neredeyse tümü genç milliydi (2.00 metrelik Coşkun ve Hakan dahil). Bizim takımın en uzunu olan ben 1.87 cm ile, onların en kısaları ile aynı boydaydım. Maç başladıktan hemen sonra da takımın temel direkleri Can ve Eşref 4 faul almışlardı. Ama nasıl bir müthiş mücadele verdiysek, sonuçta Spor Sergi tabelasında Daçka 82 – FB 69 yazdı. Bu maçı sadece 6 kişi oynadık; yedek olan Faruk ve Erhan sanırım hiç oynamadılar. Eşref 21 sayı ile en iyimizdi; ben 40 dakika oynamak zorunda kalmış ve 13 sayı atmıştım, Can-Cenap-Cahit 14-17 arasında sayı attılar.

Türkiye Gençler Finalleri’nde, tüm maçlarımız kıran kırana geçti ama şanssız bir şekilde dereceye giremedik. En kötü mağlubiyetimiz de TED Koleji’ne karşı 8 sayı gerideydik, şampiyon ODTÜ ile maçımız ise 4 sayı farkla bitmişti.

Daçka’da Lise 3. sınıfta iken, okul maçlarında, İstanbul çapında yine başarılı olarak İstanbul üçüncüsü olduk. Ancak Adana’daki yarı finallerden , şanssız bir şekilde averajla Türkiye finaline katılamadık. Bu maçlarda en skorerler sırasıyla Eşref-ben-İsmail-Halit ve Tuğrul idi. Kulüp Gençler Liginde de beşinci olarak finallere gidemedik.

Artık okulun son aylarına girmiştik; üniversite sınavlarına hazırlanmamız gerekiyordu. Bu arada ben, Eşref ve İsmail birlikte A takım kadrosuna geçtik. A takımın hali pek parlak değildi ve ilk yarı sonunda sondan ikinci sıradaydı. Bizim de gayretimizle bu sezonu İstanbul altıncısı olarak kapadık.

1. Kümede Daçka A Takımı-1980. Üstte soldan itibaren Sezer Abi (Baba), Adnan Vatan, Koçumuz rahmetli Önder Okan, Can, Adnan Kabaalioğlu. Alt sırada soldan sağa; Esat, Eşref, Turgay, Cenap, İsmail.
1. Kümede Daçka A Takımı-1980. Üstte soldan : Sezer abi (Baba), Adnan Vatan, koçumuz rahmetli Önder Okan, Can, Adnan Kabaalioğlu. Alt sıra; Esat, Eşref, Turgay, Cenap, İsmail.

Hem oyna, hem antrenörlük yap

Sonraki beş yılda (1978-1983), Eşref ve İsmail ile birlikte hem İstanbul Birinci Küme’de birlikte oynadık, hem üniversiteye devam ettik. Ayrıca üçümüze de ayrı bir misyon daha verilmişti: Genç-Yıldız-Küçük ve Minik olmak üzere 4 ayrı kategoride hem erkek hem de kızlarda, Daçkalı kardeşlerimize basket eğitimi vermek. Bunun için, üçümüz birlikte rahmetli Aydan Siyavuş’un ( o dönemin 1 nolu teknik direktörü) verdiği antrenör seminerine katılarak antrenörlük belgesi aldık.  Hem oyuncu, hem antrenör olarak hizmet verdiğimiz bu son beş senelik dönemde A takım ile İstanbul şampiyonluğu en büyük başarımız oldu. Ama şampiyon olamadığımız senelerde de en kötü derecemiz ikincilikti.

Aşağıdaki notlarda da görülebileceği gibi, en kritik maçlardan biri olan Ortaköy maçında belki de hayatımın en iyi oyunlarından birini oynadım; takım mağlup durumda iken son 8 dakikada oyuna girip, 4 hücum ribaundu alıp 11 sayı attım. Sonuçta Ortaköy’e karşı averajla üstünlük sağlamış olduk.

Ancak, Antalya’da yapılan 2. Lige yükselme maçlarında da 2 sayı averajla 2. lige çıkamamıştık.

adnan-kabaalioglu-ek7
En büyük başarımız 1982 yılı İstanbul şampiyonluğu, Milliyet gazetesinin arka sayfasında yer almıştı.

Üniversite-Fakülte Maçları: Kulüp takımı dışında İstanbul Üniversitesi basket takımı ile de zaman zaman yarı finallere kadar uzanan başarılı maçlarımız olmuştu. Ayrıca, koçluk yaptığım Çapa Tıp Fakültesi kız basket takımı ile de bir kez İstanbul Üniversitesi şampiyonluğu yaşadık.

Çapa Tıp ve mecburi hizmet sonrası TUS (Uzmanık Sınavı) ile Akdeniz Üniveritesi Tıp Fakültesi’nde Radyoloji ihtisasına başladım. 1988’den beri Antalya’dayım ve öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Daha çok ultrason ve Girişimsel Radyoloji ile ilgileniyorum. Üç yıldır Türk Ultrason Derneği Başkanlığı’nı yürütmekteyim. Ayrıca Avrupa Ultrason Federasyonu’nda Eğitim ve Profesyonel Standartlar Komitesi’nde çalışmaktayım. Bu komitede yer alan ilk TC vatandaşıyım.

Daçka’da aldıklarım sadece iyi bir eğitim değildi; arkadaşlık-dostluk, dayanışma ve büyük bir ailenin bir ferdi olmanın ferahlığı. DSK’daki faaliyetlerimiz de, bu duyguları ve birlikte çalışarak kazanma ve birlikte üzülebilme -takım ruhu, takım hırsı- gibi özellikleri perçinlemişti.

Hala Daçka ile olan sıkı bağlarımı korumaya çalışıyorum ve “Eğitimde Fırsat Eşitliği” kavramına çok değer veriyorum. Tüm Daçka Camiası’na sevgi ve saygılarla.

ök/fa/kk

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.