Ana Portreler Atilla Erten : Şampiyon basketbol takımının koçu

Atilla Erten : Şampiyon basketbol takımının koçu

2262
0
PAYLAŞ

Atilla Erten abinin (DŞ 1941-48, ‘197’) evine spor tarihçisi Fethi Aytuna (DŞ ’80) ile gittik. Randevu saatine çok hassas olduğunu bildiğimiz için 10 dakika önce oradaydık ama Atilla abi zaten 30 dakikadır giyinmiş bizi bekliyormuş ! Güler yüzle ve enerjik bir şekilde Korukent’teki apartmanın önüne indi, arabaya doğru yürürken, “bu benim iş hayatımdan alışkanlığım, randevularıma yarım saat önce hazır olurum” diye başladı söze ve zamanında gittiği adliye koridorlarında saatlerce bekleyişini anlattı.

Atilla abi, hem ülkede hem de Darüşşafaka’da basketbolun öncü kadrolarından. Yalçın Granit çalıştırdığı Darüşşafaka Basketbol takımını İTÜ’ye gitmek üzere bırakırken Atilla Erten’in işin başına geçmesini şart koşmuş. İyi ki de öyle yapmış. Atilla abi yönetimindeki takım 2 yıl üst üste Türkiye şampiyonu olmuş ! Ayrıntılar aşağıda.

 

Silifke-Aksaray-Çarşamba

1931 Silifke Taşucu doğumluyum. Babam ben dört yaşındayken kanserden dolayı vefat edince annem ablamı ve beni alıp İstanbul’a gelmiş. Dayım İstanbul’da yaşıyordu. Gelince Aksaray’a yerleştik ve hep orada oturduk. İlkokulu Aksaray’da şimdi Vatan Caddesinin geçtiği 64. İlkokulda okudum. Sonradan, üniversiteye gittiğim sırada Fatih’e taşındık. Birileri Darüşşafaka’yı duymuş ve anneme söylemiş.

Darüşşafaka’ya adım…

Yazılı sınavı kazananlar ayrıca mülakata giriyordu o zaman. Annelerimiz dışarıda bizi bekliyormuş heyecan içinde. Elinde sarı zarfla çıkanlar kazanamadı anlamına geliyordu, beyaz zarfla çıkmışsan sınavı kazanmışsın demekti. Dışarıda ağlayanlar ve sevinenler vardı. Biz öyle girdik Darüşşafaka’ya. İyi ki girmişiz yoksa belki hiç tahsil yapamazdık. Ben Darüşşafaka’dan sonra basketbol oynayıp biraz para kazanmasaydım üniversite tahsili de yapamazdım. Hukuk tahsilini o sayede yaptım. Hem fakülteye gidiyordum, hem eve bakıyordum, hem de oyunculuk ve antrenörlük yapıyordum.

Antrenörlük belgesi

Sınıfta “matrak köşe”

Bizim 6. sınıfa geçtiğimiz sene yönetmelik değiştirildi ve dışarıdan 6. ve 7. sınıflara öğrenci alındı. Biz kırk beş kişi olarak girmiştik fakat sınıfta kalanların atılmasıyla 6. sınıfta mevcudumuz otuz beş kişiye inmişti. Bunun üzerine takviye geldi dışarıdan. Orta sondayken Yalçın Granit ve ben yan yana oturduk. Önümüzde Senih ve Namık otururdu. Lise boyunca da hep aynı düzende oturduk. O köşeye kimse oturamazdı. Matrak köşe denirdi oraya.

 

Lakabım ‘Zambo’ydu

Bizde lakap takma âdeti vardı. Arkadaşlardan birisi Recai’ye Çörçil demiş, ondan sonra adı Çörçil Recai kaldı. bana da Ümit, Zambo adını takmıştı. O zamanlar Fenerbahçe’de Ahmet Erol diye bir sol bek vardı. Benim oyunumu ona benzetirlerdi. Ona Zambo derlermiş, bana da Zambo dediler.

Samim Göreç -Yalçın Granit ve basket…

2014, Etiler.

Okuldayken Yalçın’la (Granit) yazları Arnavutköy’de buluşurduk. Ortaokulu bitirdikten sonra bir gün kalktım gittim, evde yoktu. Tepeye çık bulursun dediler. Gittim baktım, bir yer bulmuş Yalçın ha babam top atıyor. Bu nedir diye sorunca, ‘Ben Samim Göreç’le dost oldum. O bana bunları öğretti, okul açılınca biz de başlayacağız,’ dedi. Samim Göreç o zaman Galatasaray’ın oyuncu antrenörüydü. Onun için Türkiye’de basketbolu başlatan adam derim ben. Daha önce de vardı tabii basketbol ama dökülüyordu.

Basketbolun taş devri ama mutlu çalışma !

Böylece Lise 1’deyken o berbat salonda biz başladık basketbol oynamaya. Salonun zemini tahtaydı. Kız okulunun inşaatı yapılıyordu o sırada. Salon çimento torbalarıyla doluydu. Müthiş bir mücadele, inanılmaz bir çalışmayla salonu temizledik. Fakat oynarken mütemadiyen çimento çıkıyordu. Ama iyi ki o salon varmış. O salonda en fazla üçer kişi oynarsın şimdi ama biz o zaman karşılıklı dörder kişi oynuyorduk. En azından potalar vardı, top atacak çemberimiz vardı. O şartlarda çok çalıştık biz orada ama iyi ki çalışmışız. Bütün teneffüslerde oradaydık. Yerli ayakkabılar müthiş ağırdı. Dışarıdan gelen olursa Amerikan malı Converse alınırdı. Kimde Converse varsa muazzam bir olaydı o. Doğru dürüst eşofmanımız yoktu. Topumuz parçalıydı ve yamru yumruydu. Bazen voleybol topuyla bile antrenman yapardık.

Eski kapalı spor salonunda.

Basketbolun öncüleri

Bizden evvel Darüşşafaka’da takımlar vardı ama hiç basketbolla alakası yok. Bizden önce bir tek kişi çıkmış: Cemil Sevin. O da mezun olunca Ankara’ya Mülkiye’ye gitmiş. Biz Darüşşafaka’da basketbolu harika bir şekilde yerleştirdik. Biz yaklaşık bir sene fundamental çalışması yaptık. Biz dört kişi – ben, Yalçın, Senih, Namık gece gündüz bütün teneffüslerde salondaydık. Etütlerde de teori, taktik çalışıyorduk. İşte bizden sonra Hüdai’ler, Batur’lar, Nedret’ler böylece yetişti.

Vefa 

Darüşşafaka’dan mezun olduk, ben Vefa’ya gittim, Yalçın Galatasaray’a gitti. Böyle dağılmamızın sebebi henüz kulüp takımının kurulmamasıydı. Ben Galatasaray veya Fenerbahçe’ye gidebilirdim fakat bizim semtimizdi orası. 1949-50 sezonundan itibaren Vefa’da basketbol oynamaya başladım. Birkaç sezon Vefa’da oynadım. Altan Dinçer çok sevdiğim arkadaşımdı. Benim Vefa’ya gitmem de Altan Dinçer’in tavsiyesiyle olmuştu. Ben A takımda hem oynayıp hem çalıştırıyordum, ayrıca yıldız ve genç takımlara antrenörlük yapıyordum. Sonra bir sezon Darüşşafaka’ya geçtim. Ertesi yıl Vefa’dan iyi bir maaşla cazip bir teklif geldi. Altan Dinçer Süreyya Bey’in odasında, ‘Ağabey ne olur Atilla’yı bize bırak,’ diye yalvarmıştı. Süreyya Bey, ‘Bırakamam,’ dedi. Altan başladı hüngür hüngür ağlamaya. Sonra ben araya girdim, iyi bir imkânla oraya gideceğimi söyledim. Bunun üzerine Süreyya Bey, ‘Söyleyecek bir şeyim kalmadı Atilla, senin durumunu biliyorum. Hem ev bakıyorsun, hem fakülteye gidiyorsun, haklısın,’ dedi. Böylece ben bir sezon için tekrar Vefa’ya döndüm.

atilla-erten-01
Bir tek Macaristan maçında milli oldum. O zaman çok milli maç yapılmazdı. Ben daha çok ordu milli maçlarında oynadım. (24 Kasım 1955 Macaristan milli maçı – yanında 9 numaralı oyuncu Mehmet Baturalp)

Daha sonra yedek subaylık hizmetimi yapmak üzere önce Van’a sonra Ankara’ya gittim. Ankara’dayken Muhafızgücü takımında ve ordu milli takımında oynadım. Ordu milli takımıyla İstanbul’da ve Fransa’da dünya şampiyonalarına katıldık.

Süreyya Yücelge

Biz okuldan ayrıldıktan sonra eski Darüşşafaka mezunlarından Süreyya Yücelge’nin el atmasıyla basketbolda Darüşşafaka kulübü iddialı bir seviyeye geldi. Süreyya Bey’in genel sekreterlik yaptığı dönemde çok zengin bir kişi kulübe başkan olmuştu. (Daha sonra şampiyon kadronun oyuncularından Dursun Açıkbaş’la yaptığımız görüşmede Atilla Abi’nin ismini hatırlayamadığı bu zengin kişinin yine Darüşşafaka mezunu Refik Darcan olduğunu öğrendik – FA). Süreyya Bey’in himmetiyle, sağdan soldan toplanan bağışlarla yürütülüyordu takım. Onun büyük katkısı oldu hem voleybola hem basketbola. Ben Süreyya Yücelge’nin Türk voleybol ve basketboluna yaptığı katkıyı hiçbir zaman unutmayacağım. Bir ara voleybol antrenörü hastalanmıştı, sahada voleybolculara antrenörlük bile yapmıştı. 60’ların ortalarına kadar kulüpte yöneticilik yaptı. Zaten o ayrıldıktan sonra önce voleybolda, sonra basketbolda zayıfladık ve ikinci kümeye düştük.

Darüşşafaka’ya dönüş  ve Türkiye şampiyonlukları

Ben Vefa’dan sonra  tekrar Darüşşafaka’ya döndüm ve 1958-59 sezonunda forma giydim. Ardından yıldız takımın antrenörlüğünü yaptım. Minik Önder lakaplı Önder Okan talebemdi. Benim antrenörlüğüm zamanında Darüşşafaka, İstanbul yıldızlar şampiyonu oldu. 1961’de Darüşşafaka’nın antrenörlüğünü yaptım. Daha önce Yalçın A takımı, ben genç takımı çalıştırıyordum. Yalçın İTÜ’ye antrenör olunca ben o zaman A takımının antrenörü oldum. 1960-61 sezonunda Türkiye Şampiyonu olduk.  Ertesi sezonun ortasında ben ağır bir ameliyat geçirince takımı Osman Kermen’e bırakmak zorunda kaldım.

atilla-erten
Türkiye Basketbol 60-61 ve 61-62 Şampiyonu takımın koçu Atilla Erten, (kendisine göre) sağ yanına Dursun Açıkbaş’ı, sol yanına Erdoğan Karabelen’i almış Ortaköy’deki Darüşşafakalılar Lokalinde… 19 Kasım 2014, Çarşamba.

fa/ök Kasım 2014

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.