Aytekinhan Yıldırıcı: Tüm Daçkalılara selam!

Aytekinhan Yıldırıcı: Tüm Daçkalılara selam!

2708
0
PAYLAŞ

Darüşşafakalılar dışarıya açık mı kapalı mı? Bazen kapalı olduklarını düşünesim geliyor. Birleşmekten, büyümekten, dışa açılmaktan bir ürkeklik seziyorum sanki. Galatasaray milyonlara ulaşan bir spor camiası oluşturabilmişken yine bir okul olan Darüşşafaka neden yüzlerle sayılabilen seyirciyi, taraftarı aşamıyor diye düşünüyorum. Bu durumun birden çok – tarihsel, sosyal ve ekonomik – nedeni vardır ve karmaşık bir dizi unsurun birlikte etkisiyle olmuştur muhakkak… Ve öte yandan da o kadar güzel fahri Darüşşafakalılar var ki, onların varlığı bizim bu eksiğimizi nefis bir şekilde kapatıyor adeta. Burada bu çok değerli insanlardan birini, Aytekinhan’ı tanıyacağız. Renkli, cesaret ve performans dolu hayatının bir bölümünü Daçka’ya ayırmış olması ne güzel! Biz de Aytekin’e buradan kucak dolusu selam diyoruz.

 

 

Hayata zor başlangıç

aytekinhan-yildirici-15
İlkokul yıllarından

9 Şubat 1957 tarihinde, İstanbul  Teşvikiye’de, babam merhum Hacı Mehmet Yıldırıcı ve annem merhume Birsen Yıldırıcı çiftinin ortanca çocuğu olarak dünyaya geldim. Doğum yerimden de anlaşılacağı üzere doğma-büyüme Teşvikiyeliyim ve hayatımın çok önemli bir bölümü Nişantaşı, Harbiye, Beşiktaş yöresinde geçti. O yıllarda ilkokul eğitimine yedi yaşında başlanıyor olmasına rağmen ben daha altı yaşımı bile doldurmadan Teşvikiye İlkokulu’na (eski adı ile Taş Mektep) gitmeye başladım. İlk üç yılı burada okuduktan sonra, evimizin Beşiktaş’a taşınması nedeniyle Beşiktaş Büyük Esma Sultan İlkokulu’na geçtim ve burada da iki yılı tamamladıktan sonra ortaokul eğitimi için çok kısa bir süre (sadece yarım sömestr) Özel Levent Yıldız Koleji’ne devam ettim. Rahmetli babamın işlerinin tepe taklak olması nedeni ile özel okuldan alındım ve Teşvikiye Nilüfer Hatun Ortaokulu’na geçerek ortaokul eğitimimi burada tamamladım. Lise eğitimi için Beyoğlu Atatürk Erkek Lisesi’ne başladım; ama ne başlamak, tam da bu tarih itibarı ile benim için yoğun bir hayat mücadelesi de başlamış oldu. O yaşta omuzlamak zorunda olduğum yükümlülükleri yerine getirebilmek için bir yandan çalışıyor, sağlam bir geleceğe tutunabilmek adına bir yandan okuyor ve bir yandan da gönül verdiğim basketboldan uzak kalmamaya gayret ediyordum. Çok ama çok zor yıllardı; yaşadıklarımı, mücadelelerimi anlatsam burada satırlara sığmaz. An gelir hüngür hüngür ağlarsınız, zaman olur gülmekten kasıklarınız çatlar, bakarsınız bunları da bir söyleşide sizlerle paylaşma fırsatını bulurum.

 İş hayatına ilk adım

İş hayatı dediğimiz kavram benim için daha 13 yaşımdayken başlamıştı ama ilk ciddi iş deneyimim 1974 yılında Mobil Oil Türk A.Ş.’ye stajyer öğrenci olarak adım atmamla başlamış oldu. Dünya devi bir şirket, birbirinden değerli insanlar çalışıyor ve ben Allah’ın bir lütfu olarak onların arasındayım… Böylece ilk sigortalılığım da burada başlamış oluyordu. Stajyerler 20, 25 gün çalışıp işten ayrılırlarken ben tam altı ay süre ile çalışmaya devam edebildim ama sonuçta stajyerdim ve o kocaman camiada, rüya gibi süren bu kısa dönemin ardından maalesef yine yeni bir iş arıyordum.

aytekinhan-yildirici-111975 yılının Mart ayındaydık, bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine eleman aramakta olan Esin Nakliyat unvanlı bir firmanın kapısını çaldım. Araç yıkama elemanı olarak işe aldılar beni. Bu firma daha sonra Esin Turizm A.Ş. ve 1976 yılında da Europcar Türkiye, yani dünyanın en büyük rent-a-car firmalarından birinin üyesi oldu. Bu başlangıcım tam tamına 23 yıl sürdü. Araç yıkama elemanı olarak işe alındığım bu firmada şoförlük, araç teslim elemanlığı, İstanbul dışı ofislerde dönemsel memurluk, ofis sorumluluğu derken bölge müdürlüğü gibi değerli görevlerin ardından 1994 yılında Europcar’ın yedi bölgesinden, 35 ofisinden, 250 kişilik kadrosundan sorumlu birinci adamlığına ulaşmış oldum ve bu görevi 1998 yılına kadar devam ettirdim. Esin Camiası içerisindeyken, Europcar kimliği altında hayata geçirmek üzere bir proje hazırladım, 1994 yılında hazırladığım bu projeyi çeşitli nedenlerle gerçekleştiremedim.


Derindere

Ancak çok kararlıydım ve zor bir tercih yaparak bu hayalimi gerçekleştirmek üzere, neredeyse bir ömür verdiğim, hayata dair çok şeyi öğrendiğim 23 yıllık işimden ayrılarak 1998 yılının Temmuz ayında DRD Filo Kiralama şirketini kurmak üzere Derindere Ailesi (çok bilinen adı ile Toyota Derindere) ile çalışmaya başladım. Tarihlerden de anlaşılacağı üzere 17 yıldır Derindere Ailesi ile birlikte çalışmaktayım ve halen Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görevimin başındayım. “Aytekin, bari hayallerin gerçekleşti mi?” diye soracak olursanız cevabım “kısmen” olacaktır. Şimdilik fena gitmiyoruz, yaklaşık olarak 1.4 Milyar TL aktif toplama ve 22.000 araçlık bir filo büyüklüğüne ulaştık. Bu arada Fortune ve Capital Dergilerinin “2013 Yılında Türkiye’nin En Büyük 500 Şirketi” sıralamasında, birçok dev şirket arasından sıyrılıp, 237. sırada yer bularak büyük bir onuru yaşama fırsatına kavuştuk. Daha aşmamız gereken çok yol var, hedeflerimiz çok büyük; işte bu nedenle sorunuza yanıtım “kısmen” oluyor.


Selcan ve Cihan Ali, hayatımın anlamı

Aile hayatıma da kısaca değinmek isterim; 7 Ocak 1984 günü, tamamen bir tesadüf sonucu Selcan’la tanıştım, normal olarak önce sevgili olduk, çok kısa bir zaman sonra baktım ki tam bana göre bir kız, hiç uzatmadan evlendik. Sevgili eşim oldu ve o gün bugündür güzel ve örnek bir aile olduk. Anlayacağınız iş hayatımdaki istikrar özel yaşamımda da devam ediyor ve ne mutlu bize ki bu sene evliliğimizin otuzuncu yılını tamamlıyoruz. Hayatımıza anlam, evliliğimize değer, geleceğimize enerji katan bir de evladımız var. Oğlum Cihan Ali 1987 doğumlu, hayatta en çok istediği eğitimi tamamladı ve makine mühendisi oldu.

Basketbol ve Daçkalı oluşum

Daha sekiz yaşıma yeni basmıştım ki rahmetli dedem beni basketbol ile tanıştırdı ve Vefa’da top sektirmeye başladım. O gün bu gündür basketboldan hiç kopmadım. Koşullarımın, zamanın izin verdiği ölçekte çeşitli takımlarda lisanslı sporcu olarak oynadım. Bu serüven 1984 yılında fiilen sona erdi ama benim basketbol aşkım hiç dinmedi. Canım arkadaşım, sevgili dostum Cihat Sedef vasıtası ile BTSRKBO Ekibine (Bizim Tepede Soyunarak Robert Kolejde Basketbol Oynayanlar) dahil oldum. Bu ekibin üyeleri arasında duruşuyla, sporculuğuyla, teknik becerileriyle, entelektüel birikimiyle efsane bir Daçkalı vardı: Ali Kahyaoğlu… Sevgili Ali ağabeyim sayesinde yalnız ben değil, Darüşşafakalı olmayıp da deliler gibi Daçkalı olan kim bilir ne çok isim vardır? Mesela Faruk Sayit, Kemal Noyan, Faruk Dölay, Faruk Perkin, Olgun Tanberk ağabeylerim. Mesela Hakan Tahiroğlu, Deniz Kirazcı, İbrahim Koç, Cihat Sedef, Jeff Hakko, Cengiz Değerli, Necati Güler, Galip Gürel ve daha nice değerli dostlarım; hepimiz Daçka’yı bir başka sevdik, bir başka benimsedik.

DSK günleri

aytekinhan-yildirici-13
Bir seminer sonrası yorgunluk hali

Darüşşafaka Ayhan Şahenk Spor Kompleksi’nin tamamlanmasını takiben yukarıda bahsettiğim ekip olduğu gibi buraya transfer oldu. Bu değişim hayatımızda bambaşka bir pencereyi araladı. Düşünsenize rüya gibi bir salonda, deliler gibi basketbol oynayan enerji dolu insanlar bir aradaydı. O zamanlar aramıza gençler de sızıyor ve bizi gelişmeye zorluyorlardı. Hızlıca aklıma gelen isimler arasında Ahmet Çakı, Ahmet Eran, Mehmet ve Ömer Kahyaoğlu kardeşler, Murat Can ve Sinan Can Güler kardeşler, Zekeriya Geçenoğlu ve daha niceleri. İnanılmaz bir değişim yaşıyorduk, Çarşamba akşamları ile Pazar sabahlarının gelişini sabırsızlıkla bekleyen ihtiyar delikanlılar olmuştuk hep birlikte.

2003 yılında değerli kardeşlerim Ahmet Eran ve Ahmet Çakı’nın teşvik ve ısrarları, o dönemlerde tanışıklığımız olmamasına rağmen sevgili dostum İsmail Çiftaslan’ın teveccühü ile DSK Yönetim Kurulu listesine dahil oldum. Genel Kurulun değerli oyları ile seçildik ve böylece Daçka’daki yöneticilik dönemim başlamış oldu. Yönetim Kurulunun değerli üyeleri görev dağılımı esnasında beni Başkan Yardımcılığı,  As Başkanlık ile görevlendirdi. O günün koşulları malum, ekonomik olarak zor bir dönemde olmamıza rağmen bence çok başarılı sonuçlara imza attık. Biten görev süresinin sonunda İsmail’in yönetimden çekilmesine rağmen ben bir kez daha listeye alındım ve seçilen kadroda bir kez daha yer aldım. Ancak gelen yönetim ile ortaya çıkan anlayış farkları nedeniyle görevimi bıraktım. Sonrasında da yaşadığım talihsiz bir rahatsızlık nedeni ile bir yıl kadar spora da ara vermek durumunda kaldım.

Daha sonraki dönemlerde göreve gelen genç arkadaşlarıma da bu satırlarda değinmek isterim. Görevde kaldığım zaman dilimi içerisinde Daçka için hep elimden gelenin en iyisini yapma gayretim takdir görmüş olsa gerek, sevgili Ümit Başkırt ve sevgili Cem Güler kardeşlerim aralarına katılmam konusunda çok istekli ve teşvik edici oldular. Karakter olarak mükemmeliyetçi bir yaklaşımım var. O dönemde özel işlerim çok ama çok yoğundu ve yeterince faydalı olamayacağımı düşündüğüm için önerilen görevlerden uzak durmaya gayret ettim. Yeri gelmişken bu genç kardeşlerime beni anlayışla karşıladıkları ve o gün bu gündür iletişimi hiç koparmadıkları için teşekkür etmek isterim.

Tam takır kuru bakır kasa

aytekinhan-yildirici-14
Motorla kuzey kutbuna

Daha önce de bahsettiğim üzere yönetime seçildiğimizde kulübün bir sürü maddi problemi vardı. Düşünsenize, birinci ligdesiniz ve kasa tam takır, kuru bakır görünümünde . Bir önceki sezonda takımda olan önemli oyuncuların hemen hepsi aramızdan ayrılmış, elimizde gencecik bir kadro var, yabancı oyuncu ise sıfır seviyede. Böyle bir sorumluluğa aday olduktan sonra kaçmak olmaz, Allah’tan İsmail ve Eşref teknik yönü çok sağlam insanlardı ve bu beni çok rahatlatıyordu. Bir de İlhan kardeşimin istatistik yönüne hayrandım, bu becerileri bir arada harmanladık ve yabancı-yerli oyuncu transferlerine başladık. Seçimlerimizin hepsi nokta atışlardı. Gilbert, Gibbs, Dexter gibi sıra dışı yabancı oyuncuları hep bu sıkıntı günlerde seçtik. Ben bu zor günlerde maddi kaynak yaratmak için büyük gayret harcıyordum ve sanki sihirli bir güç bana yardımcı oluyordu. Sponsorlar, reklam verenler bulacağıma inanmış ve tüm yönetimi buna inandırmıştım. Uykularımın kaçtığını hatırlıyorum ama şükürler olsun ki önümüzdeki engeller bir bir eksiliyor ve biz yolumuza devam ediyorduk.

Aziz Yıldırım’a söylediğim doğru çıktı!

Takımı hazır ettik ve Türkiye Kupası karşılaşmaları başladı. Eleme gruplarında çok güçlü rakiplerle eşleştik ki bunlardan biri Fenerbahçe idi. Maç günü ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. O görkemli kadrosu ile FB sahadaydı ve daha doğru dürüst set çalışmalarını bile tamamlamamış Daçka, FB galibiyeti ile sezona merhaba diyor ve tarihi bir başarıya imza atıyordu. Çok genç yaşına rağmen Ahmet Çakı’nın o maçtaki performansını asla unutmayacağım. Derken lig başladı, sıradan maçlarımızı oynuyoruz ve kendi sahamızda yeniden FB ile karşılaşacağız. Maç günü tribünde bizlere ayrılan yere geldim. Aziz Yıldırım da hemen yanımdaydı, “Başkan, biliyor musunuz, bugün sizi bir kez daha yeneceğiz,” dedim. Bana, “Sen ne dediğini farkında mısın” anlamına gelen, alaycı küçümseyen bakışını asla unutamam. Sahada kazanmayı kafasına koymuş bir Daçka vardı. Gilbert 34 sayı gibi alışılmadık bir katkı sağlıyor, Mrsic gibi bir oyuncu şaşkın bakışlarla seyirci kalıyordu ve Daçka bir kez daha FB maçından galibiyetle ayrılıyordu. O gün yaşadığım sevinci, o gün yaşadığım duyguları kelimelerle anlatmam imkansızdır.

Daçka nedir ?

aytekinhan-yildirici-06Neresinden baktığınıza bağlı, bir eğitim kurumu mu? Bir spor camiası mı? Bence bu özelliklerinin hiç birisi Darüşşafaka’yı tanımlamaya yetmez. Yüz yılı aşmış geçmişiyle, babasını yitirmiş, kızlı, erkekli küçümecik yavruların ilim, irfan, medeniyet, sevgi, saygı, spor, dayanışma, paylaşma duygularıyla beslendiği, başta ailelerine ve bu topluma üstün değerler katan bireyler olarak yetiştiği kutsal bir yer olarak tanımlamak sanırım yanlış olmayacaktır. İsimleri saymakla bitmeyecek kadar çok ve her biri birbirinden değerli iş insanları ile Yalçın ağabey gibi, Batur ağabey gibi, Erdoğan ağabey gibi örneğine az rastlanacak sporcular hep bu camiada yetişti ve toplumunun ortak gururu oldular. Böyle bir camiaya hizmet etmek benim için her zaman bir onur olmuştur. “Aytekin senin Darüşşafaka’ya katkın nedir?” diye sorarsanız eğer; boynum bükülür, utanırım, boğazım düğümlenir de tek söz söyleyemem. Kiminle, nerede ve ne zaman olduğunun ne önemi olabilir? Bu camia beni spor kulübüne yönetici yaparak en büyük ödül ile yüceltmiştir, böylesi bir ödüle karşılık verebilmek için ne yapmış olabilirim ki? Bana atfedilen görevi layığıyla yapabildiysem ne mutlu bana…

 

aytekinhan-yildirici-05
Alplerin tepelerinde motorla tur


Motorla 2 milyon kilometre

Girişte kendimden ve ailemden çok kısaca bahsettim. Biraz detaya dokunacak olursam; biri benden iki yaş büyük, diğeri benden altı yaş küçük iki kız kardeşim var. Babamızı çok uzun yıllar önce yitirdik, sevgili anacığımız da yedi sene evvel melun kansere yenik düştü. Zaman hepimiz için çok hızlı ilerliyor. Oğlumuz kocaman bir delikanlı oldu; üniversite, askerlik, yüksek lisans, iş hayatı derken yuvadan uçtu gitti ve artık kendi başına yaşıyor. Yani anlayacağınız ben ve eşim kaldık bir başımıza.

Benim çok yoğun bir iş yaşantım var. Yıllar önce edindiğim alışkanlığım yakamı hiç bırakmıyor. Cumartesi ve Pazar günleri de dâhil olmak üzere her sabah 05.15’te uyanıyor ve en geç 07.30’da işimde veya sporda oluyorum, zaman ancak yeterli oluyor. Spora hiç ara vermedim, biraz abartı olacak ama her gün düzenli olarak spor yapıyorum. Maalesef belimden geçirdiğim ameliyat nedeni ile bir yıldır basketboldan uzak kadım, nasıl bir özlem olduğunu anlatamam. Yaklaşık olarak 45 yıldan bu yana motosiklet kullanıyorum. En büyük hayallerimde biri olan motorla dünya turunu parçalara ayırmak sureti ile gerçekleştirmekteyim. Şu zamana kadar motor sırtında iki milyon kilometreye yakın yol kat ettim ve yapacak daha o kadar çok yolumuz var ki. Son on yıldır eşim de bana eşlik eder oldu. Ülkemizi karış karış ve defalarca gezdim. Kuzey Afrika’dan Kuzey Kutbuna, Avrupa’dan Asya’ya, Akdeniz’den, Karadeniz’e bir dünya yere ulaştım; dağlarına tırmandım, virajlarını döndüm. Sağlığım izin verdiği müddetçe de bu hobimi sürdüreceğim inşallah. Bir de yaratılmış tüm canlılarla koşulsuz dayanışma içerisindeyim. Özellikle de kedi ve köpeklerle olan dostluğumuz görülmeye değer. Tamam, belki sayıca çok kalabalık bir aile değiliz ama dünya güzeli tüylüler göz önüne alınınca ne kadar kalabalık olduğumuzu fark ediyorum. Fikir vermesi açısından evimizin içinde altı adet, bahçemizde on dört adet olmak üzere toplam yirmi adet kedimiz var. Keza bir tanesi bahçemizde ve sekiz tanesi yakın koruma ve takibimizde olan toplam dokuz adet köpeğimiz var. İki kardeşim benden de deli; Bodrum’da yaşıyorlar ve koruma çemberlerinin içerisindeki kedi, köpek sayısı elli adetten fazla.

aytekinhan-yildirici-16
Eşim Selcan, bir motor gezisi molasında, muhtemelen Almanya, Gera.

Eşimle gurur duyarım

Eşimin bitmek tükenmek bilmeyen bir okuma, öğrenme iştahı var. Başarılarla bezenmiş bir iş yaşamının ardından 2000 yılında emekli oldu, sonrasında aldığı eğitimlere şapka çıkartırsınız. Bu zaman dilimi içerisinde binlerce kitap okumuşluğu vardır, yağlı boya resim yapar, bu arada yayınlanmış iki tane kitabı var. Ciddi bir kişisel eğitim danışmanlığı, ileri seviye yoga eğitimleri aldı. Şimdi bunları bir üst seviyeye taşıyor ve eğitimci sertifikalarını da alıyor. Lisana karşı aşırı ilgisi var. İlk, orta ve lise eğitimini Fransız okulunda aldığı için sağlam bir alt yapısı var ve bunun üzerine İngilizce, İspanyolca ve İtalyanca dilleri çok kolaylıkla eklendi. Tüm bunlara ek olarak mükemmel bir eş ve kusursuz bir anne olabilmeyi de başardı.

İyi yerim, kilo almam

Beni tanıyanlar, ne kadar obur ve pisboğaz olduğumu bilirler ve mevcut fiziğime şaşırırlar. 18 yaşıma bastığımda 82 kiloydum, yaşım 58 oldu, hala 82 kiloyum ve hala pisboğazlığa devam ediyorum. Ama formumu korumak için deliler gibi spor yapıyorum. Böylece en sevdiğim iki şeyi, yani her bulduğumda yemek yemeyi ve sporu kesintisiz sürdürebiliyorum. Bu tanımdan da anlayacağınız üzere “en sevdiğim yemek” diye bir şey yok, neyi yersem o an en çok onu severim. Ama et obur familyasına dahil olduğumu bu vesile belirtmekte fayda var diye düşünüyorum. Bir de içki ve sigara hiç kullanmıyorum.

Usain Bolt olmak

aytekinhan-yildirici-09Çok klişe olacak ama yalandan, dolandan nefret ederim. Bana zarar verecek olsa bile doğru bildiğimi söylemekten, yapmaktan çekinmem. Oğluma da hep bunu öğütledim ve sonucunu görmekten onur duyuyorum. Bu yazımdan da anlaşılacağı üzere kolay bir hayatım hiç olmadı, hep rekabetin tam ortasında yer aldım. Hele ki eksik donanım ile rekabet arenasında olmak başlı başına özel bir durum. Maddi kaygılara kayıtsız kalarak başarılı olmaya odakladım, çıtamı hep ulaşabileceğimden daha yükseğe yerleştirdim. Ne kadar hızlı koşabileceğimi anlamak için otobüse yetişmeye çalışan adamı değil, ilk başlarda Carl Lewis’i,  daha sonra Ben Johnson’ı, şimdilerde Usian Bolt’u referans aldım. Eğer ki bu insanlar yüz metreyi bu kadar hızlı koşabiliyorlarsa neden sen, ben, biz ve tüm diğerleri koşamasın? Bunun için istemek ve çok çalışmak gerekiyor. Tamam, bunlar çok özel insanlar, tamam, bu kadar hızlı olamayalım ama tembel tembel otobüse koşan adam da olmayalım. Zorluklar aslında insanın panzehiri, dayanıklılık aşısı gibi bir şey, mücadele edebilme olgusu damarlarda akmaya başlayınca başarı çok kolay gelebiliyor. Bir de önemli bir soru var, neyle mücadele edeceğiz, ne amaç için mücadele edeceğiz, hedefimize neyi yerleştireceğiz? Çok güzel bir denizcilik atasözü şöyle söylüyor: “Ne yöne gideceğini bilmeyene, hiçbir rüzgâr yardımcı olamaz”. Yaşam felsefemi bu suretle ifşa etmiş oldum galiba.

Zaman ve para söz konusu olmasaydı, şu ana kadar yaptıklarımı yapmaya devam eder, eksik kalanları tamamlamaya uğraşırdım. Daha fazla yol yapardım, daha fazla diyar dolaşırdım, daha fazla kedi ve köpek besler, daha fazla hayır işiyle uğraşmak isterdim ve bunlar bana sonsuz huzur vermeye devam ederdi. Sanırım sporla daha fazla iç içe olurdum, NBA’de maçları izlemek isterdim. Futbolla hiç alakam kalmadı, artık bir taraftar bile değilim. Koskoca federasyonları, asırlık kulüpleri yönetenleri gördükçe ülkemizin sportif geleceği için çok ama çok üzülüyorum; yazık, gerçekten yazık.


Tüm Daçkalılara selam

Öncelikle bana değer verip, bu köşenizde yer almamı istediğiniz için çok teşekkür ederim; onur duydum, tarifsiz mutlu oldum. Beni bir vesile ile Daçkalı yapan Ali ağabeyime, Bülent ağabeyime, Ayşe ablama ve beni sevgiyle benimseyen tüm Darüşşafaka Camiasına buradan selam, saygı ve sevgilerimi iletmek istiyorum. İnşallah bu eşsiz kurum, daha nice yıllar ilkelerinden ödün vermeden, eğitim ve spora katkılarıyla emin adımlarla yoluna devam eder. En samimi saygılarımla tüm Daçkalıları kucaklarım!

ök/fa mart 2015

 

Yorum yok

YORUM YAZIN

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.