Ana Haberler Azmi Özkardeş : “oldukça ağır antrenmanlar yapıyorduk ama…”

Azmi Özkardeş : “oldukça ağır antrenmanlar yapıyorduk ama…”

3404
0
PAYLAŞ

Portreler bir bakıma tarih çalışmasının bir parçası… Her portre çalışmasında DSK ve Darüşşafaka Spor Tarihi’ne ilişkin bir parça, mozaikteki yerini buluyor. Azmi Özkardeş de o tablonun önemli parçalarından biri. Mütevazi, sakin neredeyse sessiz bir insanın ne kadar büyük bir enerji ile çalışmış olduğunu hatırlıyoruz. Sözü uzatmadan sahneyi Azmi’ye bırakıyoruz.

Okul günleri ve spordan daha önemli işler (!)

15 Kasım 1959 Ankara doğumluyum. İlkokulu o zamanki adıyla İrfan Baştuğ İlkokulunda okudum  (önceki ve şimdiki adı İnönü, sanırım Menderes hükümetleri döneminde adı değişmiş).  1971 yılında, yani ilk kız öğrencilerin okula girdiği sene Darüşşafaka hayatım başladı. Birçok Darüşşafakalı gibi okula girmek hayatımı değiştirdi. Erken ayrılmam da… Darüşşafaka’da öğrencilik yıllarıma dönük olarak en öne çıkan konuların başında 1972 mezunlarının, yani o yılın son sınıflarının bizlerle kurduğu ilişki gelir. Yeni bina bitmemişti ve okulun en kalabalık yıl grubuyduk (177 kişi – bu 177 kişiden 95’i Darüşşafaka Lisesini bitirmiştir). O nedenle etütlerimizi dersliklerde yapıyorduk ve her şubenin bir abisi vardı. Hem ilk kızların olduğu grup olmak, hem de etütlerde birlikte olmamız onların bize gerçekten çok destek olmalarını sağladı. Bizim yıllarımızda Hazırlık tüm öğrenciler için iki yıldı ama 5 arkadaşımız Hazırlık II’yi okumadan Orta I’e başladılar.

Darüşşafaka’da basketbol, futbol, voleybol, eskrim, masa tenisi o yılların en önemli sporları idi. Ben basketbola ilgi duyuyordum, öncelikli olarak bulduğumuz her zaman diliminde bahçeye çıkarak basket oynuyorduk. Sonradan Dinçer Hayta ve Saffet Karpat’ın çalıştırdığı takıma seçilmiştim, oldukça ağır antrenmanlar yapıyorduk ama spordan daha önemli (!) işlerle uğraşmaya başlayınca basketboldan uzaklaştım.

Okulda hayatımda yer tutan bir diğer etkinlik ise Meteoroloji Kulübü idi. Her gün üç kez ölçümler yapıp bunları Kandilli’ye rapor ediyorduk ve her sene gece yarılarına kadar çalışarak haritalar oluşturuyorduk. O dönemden Bülent Coşkun, Nuri Güzveli ve Suphi Tüz unutamadığım isimlerdir. 1975 Kasım ayında Darüşşafaka’dan 21 arkadaş atılmıştı yapılan boykotlar nedeniyle ve bunların 10’u biz Orta III’lerdik.  O yıl Oruçgazi ortaokulunu bitirdim.

Pera Palas, Üniversite, Dilkur

Sonrasında ise liseye devam etmedim diyebilirim ve 1980 yazında dışarıdan bitirme sınavlarına girerek lise mezunu oldum. Takip eden yıl girdiğim üniversite sınavları sonucunda ise kendimi sonradan Marmara Üniversite’ine bağlanan ve Atatürk Eğitim Fakültesi olan Atatürk Yüksek Öğretmen Okulu’nda buldum. 1985 yılında üniversiteyi bitirdiğimde bana araştırma görevlisi olmam teklif edildi. O sıralar Dilkur dershanesinde İngilizce öğretmeni olarak çalışıyordum ama bu görevi kabul ettim ve Marmara Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Bu arada üniversitede okumaya başlamadan önce Pera Palas otelinde çalışıyordum ama iş (gece vardiyası) ve okul çok zorluyordu beni fiziksel olarak. Bir gün üniversitenin karşısında bulunan pastanede Darüşşafaka’dan sınıf arkadaşım Hilal ile karşılaştım. Bana Dilkur dershanesinde çalıştığını ve öğretmen arandığını söyleyince kendimi o hafta sonu Dilkur dershanesinde öğretmen olarak buldum. Yaklaşık iki buçuk yıl hem üniversite hem dershane birlikte gitti. Mezuniyet sonrası araştırma görevlisi olmak için başvurmuştum, tarih Eylül 1985, onayın geldiği tarih ise 1986 Mayıs’tı. Rektörümüz Orhan Oğuz atamamın 1 Ocak 1986 tarihinden geçerli olmasını kabul etti. Ve 2000 yılı Eylül ayına kadar Marmara Üniversitesinde görev aldım.

Hüseyin Demir,  Dernek ve Darüşşafaka Genel Müdürlüğü

macsonrasi
2000 yılı. Öğretmen Lokali. Niyazi Turan (1951), 79’lular ve Darüşşafakalı çocuklar

Ayrıldığımda Yabancı Diller Bölüm Başkan Yardımcısı, Araştırma Merkezi Müdürü ve Yabancı Diller Yüksek Okulu’nun fiili müdürü idim (resmi bölüm başkan yardımcısı). Üniversite yıllarımda 4 yılım Edinburgh ve Durham’da geçti yüksek lisans ve doktora çalışmalarım için. Bu dönemlerde doğrusu Darüşşafakalı arkadaşlarla ilişkilerim sınırlı idi. Yaşamın beni başka yerlere evirdiğini söylemeliyim. Bir gün 1975’li Hüseyin Demir ile Kadıköy’de karşılaştık ve sonrasında kendimi dernekte buldum. Ve dernekte oluşturulan eğitim komisyonunun da üyesi oldum. Bir gün cemiyet, dernek ve spor kulübü yöneticilerinin katıldığı bir yemekte Çetin Berkmen ile  okulla ilgili detaylı görüşme fırsatım oldu ve takip eden günlerde bana genel müdürlük teklif etti. Ben bunu bir kaç Darüşşafakalı büyüğüme danışarak kabul ettim.  Benimle ilgili üniversite onayı o dönem Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Necdet Seçkinöz (1945) sayesinde bir kaç saat içinde alınmıştı. Üniversiteden istifa etmeden ve yukarıda sıraladığım görevlerim de devam ederek Darüşşafaka’da başladım. Yanılmıyorsam Yüksek Öğretim Kanunun 40. Maddesine istinaden kamu yararına bir dernek statüsünde olduğu için  her iki görevimi de resmi olarak sürdürebildim. Ancak gerçekten insanüstü bir yüktü. Bazen aynı gün içinde 3 kez üniversiteye gitmek zorunda kalıyordum. İdari görevlerimin yanı sıra derslerim de devam ediyordu. Bir seçim yapmak durumundaydım ve Darüşşafaka’da çalışmayı tercih ettim.

TEVİTÖL

16 Mart 1998 tarihinde göreve başladığım Darüşşafaka’dan  31 Ağustos 2004 tarihinde ayrıldım. 1 Şubat 2005 itibariyle de üstün yetenekli öğrencilerin eğitim gördüğü yatılı bir lise olan TEVİTÖL’de okul müdürü olarak göreve başladım. 1 Eylül 2014 tarihine kadar da bu okulda görev yaptım. Şu an MEF Okulları’nda Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışıyorum.

Bir Darüşşafaka fanatiği eşim Oya ile 1991 yılında evlendik, şu an İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor, 1994 doğumlu oğlumsa Sheffield Üniversitesi’nde Psikoloji okuyor.

DARÜŞŞAFAKA ve SPOR YILLARINDAN ANILAR

Anne babasız hayat

 Okula başladığım ilk haftaya ve okuldan ayrıldığım haftaya ait iki anekdotumu sizlerle paylaşabilirim. Muhtemelen ikinci akşamdı. Haliç’e bakan büyük yatakhanede Hazırlık I, Hazırlık II ve Orta I öğrencileri bir aradaydık. Işıklar kapandıktan bir süre sonra bizim yıl grubundan birisi ağlamaya başlamıştı, inilti ağlama arası bir durum. Bundan rahatsız olan üst sınıflardan birisi ağlayan kişiye susmasını, çenesini kapamasını söyledi. Gelen cevap annesini çok özlediği yönündeydi. Bunun üzerine karşı taraftan ‘senin hiç değilse annen var, bizde ne anne ne de baba var!’ cevabı geldi.

Bu beni çok etkilemişti. Annem Darüşşafaka’ya hiç gelmedi, babamsa bir kez geldi. Orta I’deyken ödevimi evde unutmuştum (Halide Edip Adıvar – Sinekli Bakkal üzerine). Pazartesi günü eve mektup gönderdim, babam kitabı kapıya (Davut abiye) bırakmıştı. Darüşşafaka’da bulunduğum sürece anne ve babam olmadı desem yeridir.

Bir eylem iki ceza

O III’teyim. Bir Çarşamba öğleden sonraydı. Kapıda birisinin beni beklediğini söylediler. Gelen kişi kendisini tanıttı. İl Disiplin Kurulu üyesiydi, TÖB-DER üyesi olduğunu söyledi, ismi H.C. İl Disiplin Kurulu’na atılma kararımızın geldiğini, okuldaki gerginlik nedeniyle tebligatın Cuma günü evlerimize yapılacağını, karara muhalefet şerhi koyduğunu belirtti. Muhalefet şerhinin nedeni bize aynı eylemden dolayı iki ceza verilmiş olmasıydı. Boykottan dolayı uzaklaştırma cezası almıştık ve şimdide atılıyorduk. Atılacak 21 kişinin de adını verdi. Bunlardan 10’u bizim yıl grubundandı. Bir kaç arkadaşımla durumu paylaştım, durumu değerlendirdik ve bunu başka kimseye söylememeye karar verdik. Eğer bizim için bir eylem yapılacaksa bizden sonra kararalınmalıydı. Cuma günü öğleden sonra eve gittiğimde annem ağlıyordu…

Kemal Efendi ve ben…

Darüşşafaka benim ilk okul deneyimim, öncesinde daha yetişkinlerle çalışıyordum. Darüşşafaka’da 10-18 yaş gibi ciddi farklı özellikleri olan yaş gruplarıyla bir arada oldum. Oldukça yorucu olduğunu söylemeliyim.

Eşime, oğluma bu akşam erken evde olacağım (21:00) deyip de o sözümü tutamadığım çok olmuştur. Kemal Efendi’nin kulakları çınlasın, okulu sabah ikimiz açardık! Bütün yorucu yanlarına rağmen içinden yetiştiğiniz yuva ve size emanet edilmiş yüzlerce genç. Keyifli bir çalışma ortamı olduğunu söylemeliyim. İyi bir ekip oluşmuştu okulda, o dönem birlikte çalıştığımız arkadaşlarla bir araya geldiğimizde Darüşşafaka’nın hepimize çok şey kattığı noktasında birleşiyoruz. Darüşşafaka’da öğretmenlik yapmak, çalışmak kopamayacağınız bir yerde bulunmak demektir. Öğrenciler de öyle… Kızsalar da küsseler de yeriniz ayrıdır onlarda, onların da öğretmenlerde olan yerleri öyledir.

Deniz ve ‘Fettah abi’

Nisan 2000. Fettah Abinin evi. oğlum Deniz ve Fettah Aytaç
Nisan 2000. Fettah Abinin evi, oğlum Deniz ve Fettah Aytaç

Darüşşafaka’nın bir başka özelliği, Darüşşafaka’da çalışan tüm arkadaşların eş ve çocuklarının da kendilerini Darüşşafaka’nın bir parçası hissetmesidir. Bu benim eşim ve oğlum için de geçerliydi. Deniz maçlara gelmenin yanı sıra buluşmalara katılıyor, Darüşşafakalı öğrencilerle birlikte oluyordu. O günlere ait hoş bir anımı sizlerle paylaşmak isterim. Deniz, Fettah (Aytaç) abiyi ziyarete gittiğimizde de yanımızda olurdu, bir gün birlikte Divan Kuruçeşme’ye gitmiştik. Fettah abiyle tuvalete gidiyorduk, Deniz arkamızdan koşarak geliyor ve bir yandan da kendisini Fettah abiye duyurmak istiyordu, ‘Fettah Abi, Fettah Abi,’ diyen 6 yaşında bir çocuk ve 91 yaşında  delikanlıyı gören insanlar nedense şaşkınlıkla dönüp bu ikiliye bakmaktan kendilerini alıkoyamadılar!

Spora basketbola ilgi nasıl başladı, gelişti?

Darüşşafaka’da okuyup sevmese de kuru fasulye yemeyen yoktur, pilav gününde kuru fasulye yerine başka bir şey olmasını düşünmez, istemez kuru fasulye düşmanları bile… Basket maçıyla ilgilenmese de Darüşşafakalı için basketbol yaşamın bir parçasıdır. Ben işte öyle bir dönemde okudum Darüşşafaka’da, basketboldan kaçamazdım. Hele eski okul, herhalde farkında olmadan sporu teşvik eder bir biçimde düzenlenmişti. Yeni binanın Haliç’e bakan cephesindeki potalar sınıfları görürdü, teneffüste 10 dakikalık süre içinde oynadığınız maçların doğal seyircileri pencerelerde yer alırdı. İdari binanın da içinde olduğu bölümdeki basket sahasında sınıflar arasında ya da öğretmenlerle oynanan futbol maçlarını izlememek olmazdı.

Takımın üst üste 3. olduğu dönemde okulda genel müdürdünüz. Çocuklar maça gelsin diye etüt saatlerini ona göre ayarlar, deplasmana öğrenci ve öğretmenler için otobüs kaldırırdınız…  Maçların bitiminde okulun içindeki Öğretmenler Lokali’ni mezunlara açar, ve orada çok kalabalık kutlamalar, yemekler yenirdi… Tam bir Daçka Basket fanatiği olduğunuz söyleniyor, o dönemleri anlatır mısınız?

2000 Mayıs. Okulda spor salonunda öğrenciler, sporcularla bir arada söyleşi gerçekleştirdiler. Sporcular soldan sağa Michael Ansley (arkada), Recep Ertaş, Ömer Kahyaoğlu, Hakan Köseoğlu, Sean Green, Gökhan Sunter.

 

 Okulda bulunduğum yıllarda zaten öğrencilerde basketbola ve takımımıza olan ilgiyi arttırmak için karınca kararınca katkı sağlamaya çalıştım. Spor kulübünün çalıştığım dönemdeki tüm yöneticileri ve teknik ekipler ve oyuncuların da hemen hemen hepsi okula, öğrencilere dönük sıcak duygu ve düşünceler beslediler. Bir kolej takımı olma duygusu her zaman için güçlü oldu. Takım antrenmanlarında genç koçlar kendilerini sahada buluyorlardı. Gerçekten 10-11 yaşındaki kimi öğrencilerimizin maç yorumları teknik anlamda çok üst düzeydeydi !  En güzel sahneler örneğin Michael Ansley salonda uzanmış germe hareketi yaparken neredeyse ağzına girmiş kızlı erkekli öğrencilerimizin onunla sohbetleri gibi bu sıcaklığın, yakınlığın yaşandığı anlardı. Oyuncuları da yakından tanıdığım için gözlerindeki pırıltının gerçeği yansıttığını çok rahatlıkla görebiliyordum.

‘Basketball without borders’

 Antrenmanların dışında okul yemekhanesinde bir araya gelebilen öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi ve sporcularımızı zaman zaman farklı ortamlarda da bir araya getirdik. Paneller ve buluşmalar gerçekleşti. Buna benzer buluşmalardan bir tanesini de şu an artık yayında olmayan Fanatik Basket ile gerçekleştirdik. Gökhan Sunter’in de katıldığı (Orhun Ene, Nedim Karakaş, Erman Kunter) bu panelin çok keyifli geçtiğini hatırlıyorum. Gökhan elbette hepimiz için bir semboldü! Onun maçlarda aldığı her dakika, attığı her sayı daha fazla keyif veriyordu. Gene bu tarz organize edilen etkinliklerden birisi de NBA tarafından düzenlenen ‘Basketball Without Borders’ idi. 2002 yılında NBA, FIBA ve Birleşmiş Milletler’in ortak düzenlediği bu organizasyona okul olarak ev sahipliği yaptık. Oyuncular okulda kalmışlar ve çalışmalar spor salonumuzda gerçekleşmişti. Hatta hatırladığım kadarıyla Semih Erden’e dönük savunmamızda bu etkinliğe de değinmiştik. (Partizan’ın iddialarından birisi saha koşullarımızın iyi olmadığı yönündeydi).

 2000 Nisan. Darüşşafaka'da Fanatik Basket dergisi ile düzenlenen panelden... Orhun Ene, Erman Kunter, Azmi Özkardeş, İsmet Badem, Nedim Karakaş, Gökhan Sunter
2000 Nisan. Darüşşafaka’da Fanatik Basket dergisi ile düzenlenen panelden…
Orhun Ene, Erman Kunter, Azmi Özkardeş, İsmet Badem, Nedim Karakaş, Gökhan Sunter.

Bu etkinlikle ilgili bir başka hatırladığım şeyse açılış konuşması yapan Federasyon Başkanı Turgay Demirel’in teşekkürlerinin sadece Ayhan Şahenk yetkililerine yönelik olmasıydı. 7 Temmuz tarihli bir mektupla düşüncelerimi kendisine ilettim. NBA yetkilileri ise bizim desteğimizin ve sıcak ilgimizin farkındaydı neyse ki! Kulüp ile ortak planladığımız bir başka çalışma ise ponpon kızlardı, ortaokul öğrencilerimizi beden eğitimi öğretmenimiz Günsu Hoca hazırlamıştı ve molalarda onları izlemek bizlere keyif veriyordu.

Etüd saatlerini değiştirdiğimiz oldu !

Öğrencilerimizin tümünün katılımını sağladığımız Harlem Wizards’ın gösterisi de hatırladığım bir başka etkinlik. 6 Aralık 2000 tarihinde salon dolmuştu ama spor kulübümüz tüm öğrencilerimizin orada olmasını olanaklı kılmıştı. Ali Kahyaoğlu’nun bir dönem öğrencilerimiz için atkı yaptırdığını da hatırlıyorum. Belki el yordamıyla öğrencilerimizin takıma verdiklerini nasıl arttırabiliriz ve onlara olan teşekkürlerimizi nasıl ifade ederiz arayışlarının bir parçası idi bu adımların hepsi. 1972’li Eyüp Karteper bize hem kaliteli hem de maliyetine eşofmanlar üreterek destek vermişti. Bizler bu eşofmanları satın aldık ama elde ettiğimiz geliri de elimizde bulunan diğer eşofmanların öğrencilerimize verilmesi için kullandık.

Özellikle hafta içi olan maçlara öğrencilerimizin katılımını arttırmak için gün geldi etütlerin saatlerini değiştirdik, sınav günlerini değiştirdik, Koraç ve ULEB kısacası bizim programımızın bir parçası idi.

Geldiğim sene 1998 diploma töreninde – öncesini bilmiyorum ama – bir ilki başlattık, en genç Darüşşafakalı, en yaşlı Darüşşafakalı, Spor Kulübü temsilcisi, Dernek temsilcisi mezunlarımıza diploma vermeye başladılar ve hem dernek hem spor kulübü öğrencilerimize hediyeler de verdiler.

Deplasmanlara öğrencilerle gittik

Darüşşafaka’da görev aldığım yıllarda öğrenciler sadece kendi sahamızdaki maçları izlemediler. Hem il içinde hem de il dışında başta Bursa, Ankara ve zaman zaman İzmir’deki maçlara gittik birlikte. Öğrencilerimiz için de yorucuydu bu maçlara gitmek, konaklamadan maç biter bitmez gene yollara düşüyorduk.

16 Ocak 1999. İzmir, Tuborg maçı sonrası. Arka sıra: Ömer Kahyaoğlu,?, Mehmet Kahyaoğlu, Recep Ertaş, Murat Kösedağ, Michael Ansley, Orhan Güler, Azmi Özkardeş, Betül Oran Akan Ön sıra: Gürsel Akan, Özcan Ağabay, Oya Güngörmüş Özkardeş, Deniz Özkardeş, İsmail Atasoy, (İsmail’in yeğenleri Hazal-Sinem, Serap Güre, Başak Akan)

 

 

Bu dönem gittiğimiz deplasman maçlarından ikisini unutamam. Her ikisi de İzmir’den, Tuborg ve Karşıyaka maçları. İlk maçın tarihi 16 Ocak 1999, takımın koçu Zare Markovski idi. Maç öncesi ısınma süresinde o yıl Tuborg’da oynayan Mrsiç üçlükleri ile potayı dövüyordu ve seyircisini de deyim yerindeyse motive ediyor, oyuna hazırlıyordu. O sırada Zare Gökhan Sunter’e dönerek onu da Mrsiç gibi üçlük atmaya davet etti. Gökhan birkaç dakika içinde deyim yerindeyse Tuborg seyircisini koltuklarına oturtmuştu ve bu maçı 68-88 kazandık.

Mehmet Kahyaoğlu’nun son saniye üçlüğü

 İkinci maç ise Karşıyaka maçıydı. Tarih 9 Aralık 2000 olmalı. Salonda hemen hemen hiç Darüşşafakalı taraftar yoktu. Biz birkaç kişi protokolün yanındaki bölümde daha mülayim Karşıyaka taraftarı ile maçı izliyorduk, sadece izlemiyorduk takım ve oyuncularla dalga geçmelerine tanık oluyorduk. Bizim Darüşşafakalı olduğumuzu bildiklerinden çeneleri neredeyse maç boyunca durmadı. Maçta hiç öne geçmedik, bizimle doğrudan konuşarak, daha doğrusu alay ederek oyuncularımızı kendi kulüplerine davet ediyorlardı, eğer birkaç hafta İzmir’de antrenman yaparlarsa basketbollarını geliştireceklerini düşünüyorlardı. Hem oyuncuların sayı bombardımanı hem de seyircilerin sözlü bombardımanları arasında boğulmuştuk. Neyse, maçın son 13 saniyesine geleyim. Ara kapanmıştı Karşıyaka 87 – Darüşşafaka 85 olmuştu. Top bizdeydi. Mehmet Kahyaoğlu köşeye çekilmiş topu yere vuruyor ve bir taraftan da çaktırmadan süreyi kontrol ediyordu. Önünde iki Karşıyakalı oyuncu penetre edeceğini düşünerek baseline’ı kapamışlardı. Ve olan oldu; Maçta bir kez öne geçtik!  Mehmet’in üçlüğüyle maçı 88-87 kazanmıştık. Mehmet ve diğer oyuncular deyim yerindeyse soluğu soyunma odasında buldular. Şokun etkisinden kurtulan Karşıyakalılar sahayı bozuk para yağmuruna tuttular ama sahada Darüşşafakalı kalmamıştı. Bu galibiyette tüm oyuncularımızın, benchimizin payı büyük, ama özgüveni yüksek noktada olan Mehmet Kahyaoğlu’nun katkısı da ayrı önemdeydi!

Khimki Moskova maçına gidiş

13 Aralık 2000. Moskova Nazım Hikmet'in mezarı. Maç öncesi Moskova'yı öğrencilerimizle gezerken Aysun Metin (2001), İlknur Güven (2001), Eda Köksal (2000), Günay Öztürk (2001)
13 Aralık 2000. Moskova Nazım Hikmet’in mezarı. Maç öncesi Moskova’yı öğrencilerimizle gezerken:
Aysun Metin (2001), İlknur Güven (2001), Eda Köksal (2000), Günay Öztürk (2001).

Öğrencilerimizle iki kez de yurtdışına çıktık. İlki 13 Aralık 2000 tarihinde oynanan BC Khimki – Darüşşafaka maçı içindi. Moskova’ya altı öğrencimizle (İlknur Güven- 2001, Aysun Metin-2001, Günay Öztürk-2001, Emre Yıldız-2001, Elif Nihan Nergizli-2002, Eda Köksal-2002) ben gittim. Maç öncesi takımımızı antrenmanlarda izledik ve onun dışında Moskova’yı birlikte gezme şansımız oldu. Nazım Hikmet’in de mezarının bulunduğu Novodeviçi Mezarlığı da Moskova’da bulunduğumuz sırada gittiğimiz yerlerdendi. Ancak maçı ne yazık ki 65-87 kaybettik, o yıl BC Khimki’nin kadrosunda bulunan Vitaly Nosov bir sonraki yıl Darüşşafaka’ya transfer olmuştu. Bu arada, kendi sahamızda oynadığımız maçı 85-74 kazandık!

Levski maçında 44 seyirci ve peynir, domates…

Bir sonraki hafta ise Sofya’da Levski ile bir maçımız vardı ve bu maça 40 civarında öğrencimiz ve 4 öğretmenimizle gittik. Gece yaptığımız bir yolculukla Sofya’ya maç başlamadan hemen önce varabildik. Her iki maç için de spor kulübü ve cemiyet ortak destek vermişti. Ama biz gene de giderlerimizi olabildiğince minimumda tutmak için yanımıza peynir, domates, ekmek gibi yiyecekler alarak yola çıkmıştık. Maç bizler için çok enteresandı. Öncelikli olarak inanılmaz agresif bir taraftar topluluğu vardı diğer takımın. Daha maça girmeden önce fırsat verseler bizleri bir kaşık suda boğacaklardı. Salon da ilginçti, bizi toplam 15 metrekareyi geçmeyen, önü file ile korunan bir alana yerleştiler. Sahanın %70’ini görebiliyorduk ve bize yakın pota kalan %30’a dahildi! Benchin arkasında ise birkaç davul molalarda koça ve teknik ekibimize taktiksel destek vermekten maç boyunca kendini alıkoymadı. Bu maçı da 97-88 kaybettik. Yenemeyeceğimiz bir takım değildi (ilk maçı 110-87 kazanmıştık) ama o sahadan galip çıkmanın bedeli ağır olabilirdi. Dönüş yolları kaybedilen maçlar sonrası her zaman için zor olur, bu dönüş de zordu.

79’lular olarak maç keyfi başka !

Mayıs 2001, Darüşşafaka Kampüsü Öğretmen Lokali’nde bir maç sonrası buluşma. Arkadakiler Haluk Ünal (79), Levent Tumlu (79), öndekiler Oğuz Altay (78), Nuray Çekli, Umur Çekli (66), Mehmet Emin Karaaslan (78), Ferit Doğrar (65).

 

Dönüş yolları deyince dönem arkadaşlarım, 79’lularla gittiğimiz maçları da hatırlamadan edemiyorum. Maç kaybedilmişse genelde en kısa zamanda İstanbul’a gelirdik. Hatta arkadaşlarımın dediğine göre ben arabayı kullanıyorsam ihtiyaç molası bile vermezdik (o günlerde İzmir-İstanbul arası bütün ihtiyaç yerleri bir günlük yas-kapama ilan ederlerdi (!) Ama maçı kazanmışsak her köftecide, her çay içilecek yerde dururduk! Bir de dönüşte Karşıyaka galibiyeti sonrası Foça’da bir meyhanede keyifle rakılarımızı içmek ve arka masada oturanların da 35,5 olduklarını duymak daha bir keyifli yapardı  yolculukları. Sadece deplasmanlar değil iç saha maçları da önemliydi 79’lular için. Maç sonrası istatistikler alınır, lojman bölgesindeki öğretmen lokaline gidilir ve rakı sofrasında maç kritiği yapılırdı. O dönem menajerimiz sevgili Olsoy Karakaya (1994) ile birlikte teknik masaya elimi uzatıp printerden çıkan sıcak sonuçları almaya gelen sadece ben değildim, öğrencilerimiz de aynı talepte bulunurlardı. Maç hiç birimiz için orada bitmezdi. Sonrasında öğretmen lokali buluşmalarımıza diğer Darüşşafakalılar da ilgi göstermeye başladılar. Yavuz abiyi aramızda görmek hepimiz için büyük bir mutluluktu. 79’luların moralini bozan olaylardan birisi Darüşşafaka – Karşıyaka maçının bitimine 27 saniye kala gerçekleşti.  5 Mart 2000 tarihinde gerçekleşen maçta hakem Ufuk Akyüz 79’lu Özcan Ağabay’a yumruk attı. İşin acı tarafı, Özcan o sırada yanında bulunan arkadaşlara maçı zaten aldığımızı, neden hakemlerin bu kadar üstüne gittiğimizi söylüyordu (maç skoru 78-69, ek bilgi : Ansley TBL’de 2000. sayısına ulaşmış o maçta).

Bu vesileyle o yıllarda Darüşşafaka Spor Kulübüne damgasını vurmuş Ali Kahyaoğlu (67), Yavuz Şeremetoğlu (62), Bülent Ünal (65), Mustafa Uğur Demirci (71), Hakan Tahiroğlu, Faruk Perkin’e ve adını hatırlayamadığım diğer yöneticilere teşekkür etmek isterim, işbirliklerinden ve desteklerinden dolayı.

Zor yıllar…

2003 yılında yapılan genel kurulda yönetim kuruluna seçildim,  20 ay başkan vekili olarak çalıştım. Başta İsmail Çiftaslan olmak üzere o dönem gerçekten özverili çalışan tüm arkadaşlara teşekkür ederim. İsmail için ayrı bir bölüm açmak gerekir; titizliği, dürüstlüğü, ilkeli tavrıyla örnek bir başkanlık yaptı diyebilirim.  İsmail  bu dönemi oldukça ayrıntılı özetlemiş, ben aynı şeyleri söylemek istemem. Sadece bir iki noktanın altını çizmek isterim. Ekonomik anlamda kulüp dar boğazdaydı. İsmail 3-4 aylık alacak birikmişti diyor; daha fazlası birikmişti ve ödemeleri geciktirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı, arkaları kendilerince sağlam bir yerlere dayanıyordu. Ama hem oyuncular hem teknik heyet, hem de başta kulüp müdürümüz Ahmet Eran olmak üzere çalışanlarımız iyi niyetli gayretimizin farkındaydılar ve birbirimize kenetlenerek o dönemi az hasarlarla geçtik. İstifamıza neden olan Tekel maçının öncesi İsmail’in dediği gibi federasyon seçimlerine dayanıyor. Ankara’da bulunduğumuz, seçimden önceki son dakikalarda dahi İstanbul’dan baskı geliyordu üzerimize. Turgay Demirel 2.lig takımlarına sağladığı maddi destekle son dakikada az farkla da olsa öne geçmişti. Haldun Alagaş’ta o gün oynanan maçın bitiminde İsmail bütün kibarlığıyla hakemlere isyanını dile getirdi. En ufak ağır bir söz, hakaret yok; sadece çaresizliğin mi denir, haksızlığın mı denir dile getirilmesi.  Bense İsmail’e yanaştım ve gel gidelim buradan bir şey çıkmaz dedim. Kararsa sanki o maçtan önce verilmişti. Basketbolun bugün dahi masa başından yönetildiğine, en azından ayar çekildiğine inanıyorum.

Boş zaman bulursam…

Aslına bakarsanız bu yıla kadar yaklaşık 34 yıl çalıştığımı, işlerin gereği akşam saatlerim, hafta sonlarım, yaz tatillerim doluydu desem yanlış bir şey söylemiş olmam. Darüşşafaka ve TEVİTÖL yatılı okullardı. Darüşşafaka’da hiç değilse yakın arkadaşlarımla bir araya gelme fırsatım oluyordu. Maçlar da en önemli boş zaman etkinliğimdi. Öncesinde çalıştığım Marmara Üniversitesi’nde ise yöneticisi olduğum araştırma merkezi halka açık yabancı dil kurslarının düzenlendiği yerdi ve akşam, hafta sonu, yaz kursları ile vaktim geçerdi diyebilirim. Öncesinde Pera Palas ve Dilkur… Bu yıl maçlara daha çok gelmeye çalışıyorum, 79’lu arkadaşlardan küçük de olsa bir grupla birlikte izliyoruz. Maç sonrası bir araya gelme fırsatımız oluyor ama eski heyecan yok, belki de yaşlılık 🙂 Boş zamanlarımda konserler, İstanbul, kitap okumak zamanımı alan en önde gelen uğraşlarım.

 

ök, fa, Ocak 2015

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.