Ana Haberler Fatma Çinçinoğlu : Her başlanan koşu bitiyor

Fatma Çinçinoğlu : Her başlanan koşu bitiyor

2511
0
PAYLAŞ
Kasım 2015

Zübeyde (Bulgu ’81) her zamanki cevvalliği ile Fatoş’u anlatıyor. Okulda hemen hiç sporla ilgisi yokken sonradan sağlam bir amatör uzun mesafe koşucusu haline gelen, kendi kategorisinde dereceler alan Fatma Çinçinoğlu… Aynı dönemde başlamışlar, Fatoş Orta II’de ayrılmış Darüşşafaka’dan. Ama Daçka’ya giriliyor, ayrılma olmuyor; biliyoruz. Bir süre hayatla ilgilenenler de sonunda Daçka ilgi alanına isteyerek, severek giriyorlar. Fatoş’un hikayesi de çok farklı değil. Hayatının keyfini uzun koşularda bulan Fatma 15 Kasım 2015 Vodafone İstanbul Maratonu’a “Koşu bantı olmasa da olur ama eğitim olmazsa olmaz !” sloganı altında yapılan bağış kampanyasına destek vererek katıldı. Görüşmemiz Maraton’dan 3 gün önceydi, bir çırpıda bize öyküsünü anlatırken bağış için çevresini harekete geçirmek için neler yaptığını da mutlulukla aktardı. Şimdi Maraton ertesinde öğreniyoruz ki 42,195 kmlik maratonu 4 saat 15 dakika 3 saniyede koşarak bir kez daha madalyaya uzandı. Türkiye’den katılan kendi kategorisindeki yarışmacılar arasında üçüncü oldu. Bu ilginç yaşam öyküsünü, Daçka için bağış emeklerine teşekkür ederek aktarıyoruz.

Öncesinde hiçbir spor hayatım yok.  Sadece yürürdüm, folklor oynadım hepsi o kadar.

Spor hayatım 2,5 yıl önce başladı ve bu tam Gezi dönemine denk geliyor. Ben başladım 1 hafta sonra Gezi olayları patlak verdi. Öncesinde hiçbir spor hayatım yok.  Sadece yürürdüm, folklor oynadım hepsi o kadar.  Kortizon mortizon derken bir sürü kilo aldım. Milyon bininci diyetlerimden birini yapmaya başladım 2,5 – 3 sene önce filan, diyetin belli bir aşamasına geldiğimde de yürümeye başladım.  O zaman ben Bostancı’da oturuyordum. Bostancı Deniz otobüsünün oradan Caddebostan’a kadar yürümek bana zul geliyordu, yani yürüyemiyordum. Yani o kadar yorucu geliyordu ki dört gözle Caddebostan Migros’a varmayı bekliyordum. Migros’u görür görmez kendimi taksiye atıyordum. Amacım sadece o kadar yürümekti. Sonra bunu Fenerbahçe’ye uzattım, sonra gidiş-dönüş yaptım. Bir aşamada yürümek yetmemeye başladı.

fatmacincinoglu-01
İstanbul 2015 Maratonu bitişinde… Bir yandan da merak ediyorum Darüşşafaka için bağış kampanyası nasıl gitti acaba ? 15 Kasım 2015.

Vodafone’nun spora, koşmaya yönlendiren ortamının da büyük etkisi oldu tabii… Burada çalışan, benimle aynı servise binen bir arkadaş, serviste yanımda oturuyordu; Ona koşmak istediğimi, ama nasıl yapacağımı bilmediğimi anlattım, bizdeki spor aktivitelerinin neler olduğunu sordum. Koşu takımına yeni bir antrenör tuttuk, git onunla konuş dedi. Ama ben hayatımda spor yapmamışım, 50 yaşındayım nasıl olur dedim.  Yok yok sen konuş dedi. Koşu takımında tanıdığım bir var, bu arada bu arkadaşların hiçbiri benim yaşımda değil, 30’lu yaşlarda hepsi,  Damla beni aldı hocanın karşısına götürdü. Ya o gün ya da ertesi gün ben Cooper testini yaptım, aşağıda Spor Salonunda. Sonra hoca bana ‘Gel gel biz seni koştururuz’ dedi ve beni oraya soktular. O gün bugündür devam…

fatma-cincinoglu-03
Bir enerji deposu gibi… bizimle konuşmadığı zaman bir şeyler takip ediyor. Vodafone GM girişi, Maslak. Kasım 2015.

Koşu tek başına yapılan ama takımla yapılan bir spor.

Gezi olayları nedeniyle bir takım etkinlikler iptal oldu ve Eylül’de ben ilk yarışımı koştum: Teknik Üniversite’nin içinde 5km. Kurumsal  Oyunlarda yarış koştum ve yaş kategorimde birinci  oldum. Şanslıydım çünkü bizim yaş kategorimizde koşan ve bayan olan çok az. Kurumsal’da daha da az. Benimle birlikte koşan hanım eşiyle beraber sadece keyif için koşuyor. Benimse ilk koşum, ilk yarışım, spor hayatım başlayalı 6 ay bile olmamış. 1,5 tur filan bindirdim arkamdakine. Yani bu kadar acayip bir şey. İlk madalyamı böyle aldım. Diğer bir şansım arkadaşlarım. Takım arkadaşlarım çok iyi. Koşu tek başına yapılan ama takımla yapılan bir spor. Sen koşarken yalnızsın ama takım seni motive ediyor. Bu yarıştan bir ay sonra , yine tam bir cahil cesareti, takım arkadaşlarımla mail grubumuzda – ki hepsi eskiden beri koşanlar, yani spor geçmişi eskiye dayananlar – Barcelona maratonuna gidiyoruz, hadi ! dediler. Kayıt yaptırdık, uçak biletlerimizi de aldık dediler. Ben de pahalanmadan alayım diye biletleri aldım. Sonra girdim maraton kaydı yaptıracağım. Yine işi çok iyi bilmemekten kaynaklanıyor, zannettim ki orada da yarı maraton var, 15km, 10km var. Öyle değilmiş meğer. Avrupa’daki maratonlarda yarı maraton filan yok sadece maraton var. Yani tam 42km 190 m. Ne yapayım artık başka çarem yok, yaptıracağım kayıt, gideceğim ve ne yapabileceğimi göreceğim. Böylece ilk maratonuma kaydolmuş oldum.  Geçen sene Martta bu ilk maratonumu 5,5 saatte koştum. Yani maratonu bitirebildim. Öldüm, kaldım, ağladım, resmen ağladım ama bitirdim yani.

‘Allahım ben ne yapıyorum, bu işin mantığı ne?’

Bu maratona hazırlanırken, ben Bostancı’da oturuyorum, Dragos’ta oturan arkadaşımız var. Arabası olan bir-iki kişi. Onlar bizi alıyor, ve biz haftanın 3-4 günü sabah 5;30 ya da 5;45’te her yer buzken Bebek’te koşuyorduk. Ekip dediğim işte bu. Ben o sabah tembellik yapsam bile, ‘Fatoş hadi kalk kalk, almaya geliyoruz seni. Uyandın mı?’ diye arıyor biri. Şimdi o kalkmış ben yatayım diyemezsin. Öbürü de diyor ki ‘Fatoş beni bekliyordur, hadi kalkayım da hazırlanayım’. Yani böyle bir ekip ruhu. Birbirimizi böyle motive ediyoruz.  Çünkü orada, o sabahın köründe o karanlıkta bir balıkçılar var bir de ben. Takım tabii hızlı koşuyor, ben arkadan nal topluyorum. Çok iyi hatırlıyorum bir gün Bebek’te kayıkların üstü, tentelerinin üstü buz tutmuş ve karanlıkta koşarken kendime sordum ‘Allahım ben ne yapıyorum, bu işin mantığı ne?’ Söyleniyorum kendi kendime ama bir yandan da gidiyorum bırakmıyorum yani. İşte maratona böyle çalıştık. Vazgeçmek yoktu. Ekip de böyle motive etti beni.

Belgrad Ormanında ilk kez 6 km koştuğumda kendimi şampiyon gibi hissettim. Şimdi aynı parkurda bu Pazar kupa aldım, 10 dakika filan daha hızlıyım şimdi. O zaman 42 dakikada filan bitirmiş ve kendimi şampiyon hissetmiştim.

Yani ekiple böyle hazırlandık maratona. Başımızda antrenör filan yoktu. Kendimiz hazırlandık.

‘30km is done, and I am done too’…

Barcelona’da koşuyorum, tabii bir iddiam olmadığından, elimde telefon, koşarken de mesaj atıyorum. 10 km bitti, 20 km bitti diye. 30 km sonunda şu mesajı attım ‘30km is done, and I am done too’… Sonra telefonumu sessize aldım. Kendimi giderek kötü hissediyorum, bıraksam, nereden çıksam diyorum. Ama yolları bilmiyorum, yollar kapalı. Geri dönüyorum. Parkur dışına çıktım, geri döndüm. Ve ağlamaya başladım. O ara telefonuma  gelen mesajları gördüm. Kişisel gelişim eğitimi almış olduğum hocamdan gelen mesaj şöyle diyor ‘dün akşam sizi rüyamda gördüm, koştunuz mu bilmiyorum ama maratonu bitiriyorsunuz. Burada çok kişi merakla sizin haberinizi bekliyor. Kalbimiz, enerjimiz sizinle’. Telefon açtım ve O benimle konuşarak beni motive etti. Bana ‘şu anda ancak mental koşabilirsin, vücudunu hiç düşünme‘ dedi. Daha önce 12 km koştun, hem de kaç kez. Hep önündeki 3 kilometreyi, 5 kilometreyi hesapla. Öyle koş…

Benim yurt dışındaki tek yarışım Barcelona. Orada insanlar da sizi motive ediyor. Ben çok geç koştuğum için bir yerde trafik açılmıştı. Ama insanlar koşanları görünce duruyorlar, bekliyorlar. Yayalar da, arabalar da. Böyle çocuk pusetiyle genç bir baba yaklaştı , sırtımızda isim de yazılı ve Fatma yerine  Fatima yazılı  İspanya’da çok bilinen bir isim; ’haydi Fatima devam et, ama eğer yürürsen bitmez hadi yavaş yavaş da olsa koş’ dedi. Yine tütüsüyle koşan  bağış toplayan bir Fransız bayan, iyi giyimli iki beyefendi onlar da motive ettiler – devam iyi gidiyorsun diyerek.  Vee bitirdiğim zaman da gerçekten kendimi çok iyi hissettim. Mart 2014’de  ilk maratonum böylece tamamlandı.

Asıl ivmeyi  ise bu sene ‘koşan adam’ Kemal Özdemir hocamla çalışmaya başlayınca yaptım.

Barcelona öncesi Avrasya’da yarı maraton, Antalya’da yarı maraton koştum. 10 km çok koştum.

İznik’te geçen sene – kurumsal oyunlar dışındaki – ilk halka açık koşuda ilk madalyamı aldım. Üçüncü  oldum kendi yaş grubumda. Gerçi orada yanlışlık yapmışlar ben dördüncü olmuşum ama yine de podyuma çıktım aldım. Bu sene aynı parkurda, bu sefer gerçekten üçüncü oldum. Geçen sene ve evvelki sene Vodafone Avrasya maratonunda 15km. koştum. Asıl ivmeyi  ise bu sene ‘koşan adam’ Kemal Özdemir hocamla çalışmaya başlayınca yaptım.

fatma-cincinoglu-05
Kemal Özdemir 1960 yılında Zonguldak’ta doğdu. 1969 yılında bir tren kazası sonucu sol kolunu kaybetti. Dokuz yaşında atletizmle tanışan Özdemir, 1981 yılında Türkiye Atletizm Pist Şampiyonasıyla profesyonel atletizm hayatına başladı. Marmara Üniversitesi Spor Akademisi’nden 1998 yılında mezun oldu. Aktif olarak spor yaşantısına devam etmekte ve spor koçluğu yapmaktadır. http://kosanadamkemalozdemir.com/

 

Kemal Hocam beni birkaç yarışta görmüş. Bir yarışta sakatlanınca fotoğraflarımı çekmiş. Başka bir yarışta karşılaştık. Fotoğraflardan bahsetti ve haberleşmeye başladık. Benim bir antrenör arayışında olduğumu biliyordu ve beni çalıştırmaya talip oldu. Vodafone’da da bir anlaşmazlık yüzünden antrenör değişmişti. Bu işte başarılı olmak için özel bir antrenörle çalışmak şart. Hele benim gibi hiç spor geçmişi olmayan biriysen. Kemal Hocayla Runtalya’dan sonra Mart ayını takiben çalışmaya başladık. Runtalya’ya gittiğimde hem çok kiloluydum hem de 10km’yi 66 dakikada koşmuştum. Şimdiyse 60 dakikada filan koşuyorum. İznik’te 56 dakikada bitirdim. Hem kilo verdim hem performansım çok yükseldi.

Mart’ta ya da Mayıs ayında hedef olarak İstanbul Maraton’unu koyduk. Çünkü ben, biraz da milliyetçi damarım var, tamam Barcelona’da maraton koştum ama bu pek bilinçli bir şey değildi. İlk gerçek maratonumu Türkiye’de koşmak istiyorum dedim. Kemal hocam da tamam dedi. O vakitten sonra katıldığım tüm yarışlar asıl İstanbul Maratonu’na hazırlık niteliğinde idi. Antrenörümü harfiyen takip ettim. Hocam bana 45 dk koş dediyse 50 dk koşmadım, ya da 50 dk dediyse 45’de  bırakmadım. Koşamadığımda mutlaka onun sebebini araştırdık.

Orada ben kendimi aslında birinci hissettim çünkü kendimle yaptığım mücadelede birinci oldum.

Bu program dahilinde 4 Ekim’de Çanakkale’de Gelibolu yarı-maratonu koştum. Koşucu geçmişim olmamasından dolayı yokuşlarda zorlanıyordum. Ağustos ayında Çekmeköy’e taşındım ve ormanda antrenman yapmaya başladık.  Ondan önce hep Caddebostan ya da Bebek sahilde koşuyordum. Belgrad Ormanına gelmek de çok pratik olmuyordu.  Orada yokuşları gayet iyi toparladım ve en büyük tatmini Çanakkale’de yaşadım. Yarı-maratona tek başına gittim. Hoca da yoktu arkadaşlarımdan da kimse yoktu ilk kez. İlk defa düzenlendiğinden bir takım aksaklıklar da olmasına rağmen kendimi sonuca odakladım ve 2 saatin altında bitirmeyi hedefledim. 1 saat 58 dakikada bitirdim. Kendi yaş kategorimde ikinci oldum.  Orada ben kendimi aslında birinci hissettim çünkü kendimle yaptığım mücadelede birinci oldum. Yani kendi en iyimi yaptım… Ve orası yokuştu da.. Parkur güzeldi. Duygusal olarak da. Ben o bölgeye ilk defa gittim. Ortam olarak da güzeldi. Yani asfaltta koşuyorsunuz ama dar bir asfalt, etrafı yeşillik. Sürekli değişen bir görüntü var.

Evet… İstanbul maratonu için de belirlediğim bir hedef sürem var ama onu dillendirmek istemiyorum.

Sağlığım elverdiğince, ömrüm yettiğince sürdürmek istiyorum koşmayı. Vazgeçmek istemiyorum. Sağlıklı yaşam. İyi bir şey. Artı ben örnek oluyorum insanlara. Bunu görebiliyorum. Örneğin İznik’te ilk defa, yanlışlıkla da olsa, kürsüye çıktığımda benim küçük yeğenlerim oradaydı. O sıcağın altında sabırla benim oraya çıkmamı beklediler. Ve orada onlar, benim orada olmamın, anons edilmemin, kürsüye çıkmamın, madalya almamın, insanların beni alkışlamasının imkansız bir şey olmadığını gördüler. Bunun yapılabilir bir şey olduğunu gördüler. Bence bu çocuklar için çok önemli. Çocuklara verebileceğiniz çok önemli bir şey.

İlkokulda çok başarılı olunca öğretmenimin teşvikiyle Darüşşafaka ve Galatasaray’ın sınavına girdim.

fatma-cincinoglu-04
Tarih 1972 veya 1973 olmalı, arkasına yazmamışız. Darüşşafaka’ya geldiğim yıl ya da 1 yıl öncesi. İskenderun’da anneannemlerle birlikte (toplam 11 kişi) oturduğumuz evin bahçesi. Arkadaki annem Belkıs Çinçioğlu. Elinde bebek olan kızkardeşim Mukaddes Ilgaz. Önde oturan erkek kardeşim Ali Çinçinoğlu. Geriye ben kaldım 🙂

15 Nisan 1962 doğum tarihim. Antakyalı zengin bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Babamı 2,5 yaşımda iken kaybettik. Klasik bir Anadolu ailesi olarak dedemlerle birlikte yaşam sürdürüyorduk. Babam öldükten sonra bir takım sıkıntılar, geçimsizlikler, aile içi anlaşmazlıklar baş gösteriyor. 5 yaşındayken İskenderun’a geldik. Bu gelişle birlikte maddi sıkıntılar var. Babam vefat ettiğinde 27 yaşında, annemle babam zaten kuzenler. Babamın üzerine hiçbir mal varlığı yok. Annemin hiçbir güvencesi yok. İskenderun’da anneannemin yanında kalmaya başladık. Annem dikiş dikmeye başladı. Üç kardeşiz. En küçük kardeşim babam öldüğünde henüz doğmamıştı…  İlkokulda çok başarılı olunca öğretmenimin teşvikiyle Darüşşafaka ve Galatasaray’ın sınavına girdim. İkisini de kazandım. En küçük halam yıllar sonra kendisi sayesinde Daçka’ya girebildiğimi söyledi. Soruşturma için İskenderun’a geldiklerinde Çinçinoğlu diye bilinen tanınan bir aile olduğumuz için durumumuzun iyi olmadığına, aileden yardım almadığımıza inanmıyorlar. Görüşmeye geldiklerinde Antakya’da tesadüfen halamla karşılaşıyorlar ve halam neyse ki gerçek durumu anlatıyor… Sonuçta Darüşşafaka’ya geldim. Burada 4 sene okudum. Hazırlık 1, 2 Orta 1 ve 2. Sonra sınıfta kaldım. Matematikten 100 üzerinden 45 mi 46 mı neyle… Ayrıldım ve bir sene dışarıda devam ettim, dersimi verdim.  1 sene sonunda annem burada kaldı biz sürgüne Antakya’ya gittik. Orta sonu ve liseyi orada bitirdim. İstanbul’a gelsem annem okutamazdı, işçiydi. İzmir’de Ege Üniversitesinde Filoloji okudum. Okurken de çalışmaya başladım. Uzun yıllar turizm sektöründe çalışıp 2003’te kurumsal bir firmaya geçmek istedim, Alcatel’e girdim, oradan da Vodafone’a geçtim 5 sene önce.

fatmacincinoglu-06
1966 veya 67 olmalı, babamın ölümü 16 Ekim 1964. Öldükten yaklaşık 2 yıl sonra. Antakya’da bir fotoğraf stüdyosu çekimi. Soldan : erkek kardeşim Ali Çinçinoğlu kızkardeşim Mukaddes Ilgaz, ben.

Kardeşlerimin her ikisi de okul yıllarında spor yaptı. Erkek kardeşim Ortaköy’de lisanslı basket oynadı. Kız kardeşim lisede voleybol, hentbol hemen tüm dallarda takımdaydı. Ben ise hiç. Hanım hanımcıktım. Şu anda ise onların hiç sporla alakası yok… Yeğenlerim var. İkisi büyük, biri evli, biri üniversitede. Küçük yeğenler de yüzmeye başladı. Ben 25 ekim’de New Balance Büyükada koşusunda birinci olduğumda yeğenlerden birinin de yüzme yarışı vardı, ikinci oldu.

Koşarken epey kilo verdim. Ama daha önemlisi sıkılaştım, daraldım, yağ oranım azaldı. Maratondan sonra halter, ağırlık çalışmalarına başlayacağım, sıkılaşmayı güçlendireceğim. Çevremdeki erkek arkadaşlar – yani hepsi benden epeyce küçükler – beni eşlerine örnek gösteriyorlar, onları da spora teşvik etmemi istiyorlar.  

Keyifle yapıyorum koşuyu. Bütün finiş fotolarım çok güler yüzlü.

Keyifle yapıyorum koşuyu. Bütün finiş fotolarım çok güler yüzlü. Geçen seneki İstanbul maratonumun finiş fotosunun altına facebook’da bir arkadaşım şöyle bir yorum yazmıştı ‘ Bir 15 km daha koşacak gibi bir görüntün var.’ Aslında pek öyle değildim. O, o anın, başarmanın keyfi. Aslında o fotodan sonra acil çadırına gittim, ayağıma sprey sıktırdım. Son 3 kilometreyi ayağımdaki ağrılar yüzünden çok zor koşmuştum. Sonra zaten sakatlanıp biraz ara verdim. Sonra Kemal Hoca çalıştırdı ve yeniden başlattı. Eğer O olmasaydı yeniden başlayamazdım.

fatma-cincinoglu-02
İstanbul Maratonunda koşmak ve Darüşşafaka bağış kampanyasını yürütmek heyecanı bir arada. Kasım 2015

Haftada 6 gün çalışıyorum.  Bunun bir günü – Pazar sabahları genelde – UZUN, yani 20 km ve üstü ama 35 km’den az – koşuyorum. Haftada 2 gün interval  dediğimiz hızlandırma çalışmalarım var. 100 m hızlı koşu 100 m yürüme gibi. Dayanıklılığa yönelik çalışmalarım var. Geçen sene sabah işe gitmeden yapıyordum şimdilerde iş dönüşü eve geçip çantayı atıyorum- okul çocukları gibi- giyinip fırlıyorum dışarı. Ekstradan 10 dakika dursam çıkamam biliyorum.

Her koşuya başladığımda acaba erken mi bıraksam, acaba ayağım mı ağrıyor, orama bir şey mi oldu düşünceleri geçiyor zihnimden. Ama artık kendimi bir şeye odaklıyorum, kafamda bir şey planlıyorum. anda kalıp odaklanırsam daha iyi koşuyorum.

Bu Darüşşafaka için ilk koşum olacak. Daha önce teşebbüs etmiştim ama neticelenmemişti.

Adım Adımla TOG için koşmuştum.

Oysa ben o zamana kadar kendimi zaten yeterince cadı görüyordum 🙂

Kurumsal şirketlerde biliyorsunuz performans değerlendirmesi yapılıyor. Geçen sene maratona gittiğimde müdürüm bana çok destek olmuştu. Sene sonu görüşmemizde Barcelona maratonuna katılmış ve daha önemlisi bitirmiş olmanın bana çok katkısı olduğunu söylediğimde bana katıldı ve çok değiştiğimi, kendime güvenimin arttığını, daha farklı biri olduğumu ifade etti… Oysa ben o zamana kadar kendimi zaten yeterince cadı görüyordum 🙂 Gerçekten de bu disiplin sayesinde stratejik düşünme ve planlama becerilerim çok gelişti. Önceliklerini değerlendiriyorsun. Şimdi biri bana onu yapamam, bunu yapamam dediğinde hayır diyorum, önceliklerini değiştirdiğin sürece planlıyorsun ve yapıyorsun. Mesela ben annemle yaşıyorum. Kardeşlerim ve çocuklar geliyor bize, benim de antrenmanım var. Nereye gidiyorsun diyordu annem; çocuklar evde. İyi tamam bu da benim antrenmanım ve ben gideceğim diyordum. Şimdi alıştılar ve buluşmaları antrenman programına göre ayarlıyoruz. Ben şimdiki evimi ararken benden önce kardeşlerim öncelikle antrenman yapabileceğim bir yerde olmasına dikkat etmemi söylediler. O kadar benimsediler yani.

Kendim koşarken tek bir kez sakatlandım, kasıkta bir ağrı oldu. Geçti. Bir de kimse benim menopoz geçirdiğimi anlamadı. Asabiyet yok, ter basması ateş basması yok… Ben bile anlamadım. Çok tesadüf o döneme denk geldi. Bunları planlamadım, yani 50 yaşına gelince yapılacaklar diye yola çıkmadım. Ama artık planlarım var, hedeflerim var.

Ultra maraton -dağ tepe koşuluyor- koşmak istiyorum. O da bambaşka bir keyif olmalı. 46, 80, 130 km gibi kategorileri var. Kategorisine göre lamba, yiyecek, battaniye filan almanız gerekebiliyor. Elle tırmanılan yerler var. Batonla yürünen yerler var. Ne zaman yapacağım bilmiyorum ama mutlaka denemek istiyorum.

Seneye hocam triatlon yaptırmak istiyor.Yüzme ile başlayan, bisiklet ve koşuyla devam eden bir yarış.Her birinde ayrı kaslar çalışıyor. O yüzden geçişleri hızlı yapabildiğin sürece kazanıyorsun. Bu arada hayatımda hiç bisikletim olmadı, binmeyi bilmiyorum. Ama öğreneceğim.

Çin Seddi Maratonu  da hedeflerim arasında. Videolarını bir seyredin, ölüm. Merdivenlerden emekleyerek çıkıyor insanlar. Yaparım, bir şekilde bitiririm diyorum.

Kendim için, sağlığım için, keyif için, çevremdekilere faydalı olmak için.. Koşanlara hep sorulur, hadi ilk üç ödül alıyor, sen niye koşuyorsun diye. Tamam belki sen de yaş kategorinde alıyorsun ama genel sıralamada yer almıyorsun ama koşuyorsun ya !  koşuya başlayınca bırakmıyorsun ya !… ve her başlanılan koşu da bitiyor.

*Bu portrenin yapımında emeği geçen Zübeyde Bulgu’ya teşekkür ediyoruz.

ök/fa/kk Kasım 2015

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.