PAYLAŞ

18 Kasım 2014 gecesi DSK’nın 100. yıl kutlamasını yaptık. Bir asrın temsili geçidi tarzında bir program ve buna uygun bir çağrı listesi yapmaya çalıştık. Bu vesile ile Feza’yla tanışıyorum; önce Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi ve 1980’lerin DSK kız basketbol takım üyesi olarak olarak hazırladığımız davetli listelerinden ismen, sonra sahneye çağırdığımızda şahsen. Sahneye çağırılan diğer kız basket takım üyeleri gibi o da kıvılcımlar saçarak geliyor, geceye hep birlikte müthiş bir enerji katıyorlar. Tarih ve portre çalışmaları için tekrar iletişime geçtiğimizde anlıyorum ki Feza’nın yüksek enerjisi o geceye mahsus değil. Kısa hayat öyküsünü okuyunca bu düşüncem daha da pekişiyor. Parlak ve eğlenceli bir öğrencilik ve hayat mücadelesi, müthiş bir dayanma gücü, cesur kariyer, aileye ve Daçka’ya verilen değer… Okurken sizin de öyle hissedeceğinize eminim.

Uzaya çıktıkları gün doğmuşum

19 Temmuz 1969’da sıcak bir yaz günü, tüm dünya siyah-beyaz televizyonlarından nefesini tutmuş, Amerikalı üç astronotun aya ayak basmasından bir gün önce uzaydaki görüntülerini seyrederken bizim ailede başka bir sevinç varmış. Bir kızları olmuş; babası da adını, günün anlam ve önemine uygun olarak  ‘Feza’  koymuş. Çok erken yaşta kaybetmiş olduğum babamın bana en güzel armağanıdır adım. Öyle bir günde doğmuşum ki her sene Fenerbahçeliler tarafından da kutlanan bir doğum günüm oldu : ‘19.07’.

feza-okten-02
Dört nesil bir aradayız, anneler günü, 2014.

1974 yılında Almanya’ya yerleştiğimizin henüz  ikinci senesinde erkek kardeşimin doğumundan sadece 1 hafta sonra babam rahatsızlanıp hastaneye kaldırılmış. Bundan sadece 3 ay sonra henüz 30 yaşında iken vefat etmiş. Bizim de Almanya maceramız burada bitmiş ve henüz 23 yaşında iken eşini kaybetmiş annem, biri 5 yaşında, biri 3 aylık iki çocukla İstanbul’a dönüp çalışmaya başlamış. Anneannemlerin yanına yerleştik; anneannem, dedem, iki dayım, annem ve kardeşim ile birlikte yedi kişi iki odalı bir evde yaşadık. Annem hep çalıştı, para kazandı, anneannem de bize baktı, ikisinin de hakkı ödenmez.

Olaylı Darüşşafaka sınavı 

Aksaray’a kadar otobüsle gittik ama daha sonrasında araç bulamadık, yoldan geçen bir at arabasından rica ettik, ona bindik, hastanenin önüne geldik ama…

feza-okten-03
Annem hayatımdaki ilk ve en güçlü rol modelimdir. Her zaman çok güçlü ve çalışkan oldu.

Annem, şu anda İngiltere’de yaşamakta olan Darüşşafaka mezunu  bir tanıdığı olan dayım sayesinde Darüşşafaka Lisesi diye bir okulun varlığından haberdar olmuş. Hemen başvurmuş ve sınav kaydı yaptırmış. Yalnız sınava giriş günüm çok sancılıydı, iyi hatırlıyorum. Annem, Samatya SSK hastanesinde yatmakta olan anneanneme refakat ettiği için orada kalıyordu. Sınav Pazar günü idi ve sabah annem eve erken gelmeyince ben panik oldum, evraklarım ondaydı. Merter’de anneannem, dedem ve iki dayımla yaşıyorduk. Dayıma hastaneye gidelim diye tutturdum, annem unuttu zannettim. Aksaray’a kadar otobüsle gittik ama daha sonrasında araç bulamadık, yoldan geçen bir at arabasından rica ettik, ona bindik, hastanenin önüne geldik ama hiçbir şekilde hastaneye girmemize izin vermediler. Biz de hastane bahçesinin dışından resmen seslenerek anneme ulaşmaya çalıştık. Anneannnem ameliyatlı olduğu için camdan bağıramıyordu, yanındakı hasta bize camdan annemin orada olmadığını, eve beni almaya gittiğini söyledi. Sınavın başlamasına çok az kalmıştı ve benim evraklarım annemdeydi. Ağlamaya başladım, direk Fatih’e okula gittik. Annem de eve gelip beni bulamayınca Fatih’e okula gelmiş. Resmen sınavın başlamasına birkaç dakika kala buluşabildik. Annem  onu yanlış anladığım için bana çok kızdı, ben daha da çok ağladım ve ağlayarak sınava girdim. Şimdi çocuklamız her türlü iletişim imkanına sahip ve onların moralleri bozulmasın, sınavlarında başarılı olsunlar diye her şeyi yapıyoruz ama o zamanlar öyle değildi.

İznik Darka

Sınavı kazandıktan sonra, okul açılmadan adaptasyon için İznik Darka kampına gittik. İlk defa annemden ayrılmıştım. Baktım ki meğer benim gibi ne kadar çok çocuk varmış. İlkokuldayken veli toplantılarına herkesin babası gelirken benim annem gelirdi, çok üzülürdüm. Halbuki İznik’de ilk kez çadırda yan yana uyuduğum arkadaşlarımın hiç birinin babası yoktu. Annelerimizin bizi kampa ziyarete geldiğini hatırlıyorum, nasıl da sevinmiştik. Çok eğlendiğim bir kamptı; beden eğitimi öğretmenlerimi, İngilizce derslerini, ‘quiet hour’ları, hep beraber yediğimiz yemekleri, gölde yüzmemizi, gece korkudan tek başımıza tuvalete gidemediğimiz için uyanıp birbirimize eşlik etmemizi ve daha birçok anıyı unutmak mümkün değil.

Arkadaşlarımı çok sevdim, okulu çok sevdim ama Pazar günlerini hiç sevemedim

Fatih-Çarşamba’daki o güzelim okula başladığımızda Eylül 1980 idi. Askeri darbe ile okula başlamıştık. Bize hazırlıkta etek-ceket değil, beyaz yakalı siyah önlük verdiler. Bir de liseli abla ve abilerle konuşmamız yasaktı; ortaokul ve lise arasında büyük bir duvar vardı, ona utanç duvarı diyorlardı. Daha 11 yaşında olduğumuzdan bunlara hiç anlam veremiyorduk. Arkadaşlarımı çok sevdim, okulu çok sevdim ama Pazar günlerini hiç sevemedim. Annemden ayrılma fikri, o kasvetli Pazar günleri, evde sıcak sıcak anne ile oturmak varken, hazırlanıp bomboş otobüslerde okula gelmeyi bir türlü sevemedim. Her Pazar gecesi annemi özleyerek ağlamakla geçti.

Basket, atletizm, folklor, tiyatro, resim kulübü, TÜBİTAK ve dersler

feza-okten-ek-1
Liseler arası folklor yarışmasında Bitlis yöresi ile katıldık, ben önde bireysel hünerlerimi döktürüyorum 🙂 1986.

Hayatımın yedi senesi Daçka’da öyle dolu, öyle faal geçti ki anlatamam. Başka hangi okulda bunları yapma şansım olabilirdi ki?

Neler, neler yaptım…

Atletizm takımındaydım; uzun atlama, 400 metre koşu ve 4×400 metre bayrak koşusu yaptım. İnönü stadında yapılan yarışları hiç unutmuyorum, sahaya ilk girdiğimde büyüklüğüne inanamamıştım. 400 metrede aldığım madalya güzel bir anı olarak kaldı. Kısa koşuların yanı sıra kros da koştum. İstinye’de o engebeli parkurdaki yarışları unutamıyorum, yarış sonrasında nefesim kesilip de bayılmak üzereyken yememiz için verdikleri limonları da.

Folklor ekibindeydim, Bitlis yöresi oynadık. Spor Sergi Sarayı’nda Milliyet’in düzenlediği folklor yarışmalarına katıldık ve daha birçok farklı yerdeki yarışmalarda boy gösterdik.

Tiyatro kulübündeydim, Bozuk Düzen adlı oyunu sahneledik. Okullar arası tiyatro yarışmalarında ve festivallerinde oyunumuzu sergiledik.

Resim Kulübü başkanıydım, resim yapmayı çok severdim. Hatta resim öğretmenim Serpil hocanın ısrarıyla, okulda kişisel sergi açmıştım.

Bozuk Düzen adlı oyundan bir sahne (Yönetmenimiz Afife Tiyatro ödüllü İsmail İncekara idi)
Bozuk Düzen adlı oyundan bir sahne. Yönetmenimiz Afife Tiyatro ödüllü İsmail İncekara idi (eşi Kimya Öğretmenimizdi).  Rol arkadaşlarım (soldan) Atilla Benli ve Ayhan Ulusoy ile. 1986.

Matematik hocamız Ercüment (Gündoğdu) hoca (kendisi de Daçkalı bir ağabey idi) beni ve birkaç arkadaşımı TÜBİTAK matematik sınavına girmeye teşvik etti. Ders harici saatlerde bizi çalıştırırdı, hatta öyle ki, kafamız iyi çalışsın diye de bize çikolata ve süt getirirdi.

Bu faaliyetler, derslerden kalan vakitlerde yapılırken, derslerle de aram fena değildi. Coğrafya ve tarihte pek iyi değildim ama diğer derslerim -özellikle sayısal olanlar- iyi sayılırdı. Ortaokulu üçüncülük derecesiyle bitirince, bana yeşil-siyah kurdeleyle bağlanmış 5 adet Sait Faik Abasıyanık romanı hediye etmişlerdi. Lisede ilk 3’e giremedim, sanırım 5. olarak mezun oldum.

Nasıl da güzel kocaman gözleri ve siyah saçları vardı

Sevgili öğretmenimiz rahmetli Ferda hoca ile bir kros yarışı sonrası
İstinye’de ortaokul ve liseler arası kros yarışı sonrası sevgili öğretmenimiz rahmetli Ferda hoca ile birlikte. Kasım 1981. Alt sıradakiler ortaokul, ayaktakiler liseliler. Altta ortada 53 numaralı sporcu benim.

Hazırlık sınıfı, bütün bir sene daha önce hayatımda duymadığım bir dili öğrenmekle geçti. Hazırlık sınıfı çok zevkli idi. İşte o yıl, beden eğitimi öğretmeni rahmetli Ferda hoca ile tanıştım. Nasıl da güzel kocaman gözleri ve siyah saçları vardı. Bize jimnastik yaptırırdı. Bana bir gün çok esneksin, sen jimnastikçi ol demişti. Maalesef o kadar erken ayrıldı ki bizden ve hayattan, birlikteliğimiz çok kısa sürdü ama hayatımdaki etkisi çok uzun. Bir de erkek öğretmenimiz Kurtul hoca vardı, nasıl da enerjik ve neşeli bir hoca idi. Onunla çok uzun yıllar birlikte olma şansımız oldu, hatta yıllar sonra Darüşşafaka yaz okulunda eşi Zuhal hoca ile birlikte  benim kızıma bile eğitim verdi.

Ortaokul kız basketbol takımı
Ortaokul kız basketbol takımı antrenör İsmail Çiftarslan ve koordinatör Niyazi Turan ile

Darüşşafaka’daki spor hayatımıza başlamamıza en büyük etken beden eğitimi öğretmenlerimizdi. Basketbol antrenmanlarına başlamıştık artık. İki tane salonumuz vardı, çok şanslıydık. Sürekli gün ışığı alan futbol sahasının yanındaki küçük salonumuz; genelde pas antrenmanlarımızı yaptığımız ve hep de üşüdüğümüz ama tarihi değeri olan güzel bir salondu. Bir de yeni binanın altındaki büyük salonumuz. Bu satırları yazarken salona girdiğimizde ışıkları açma sesini duyar gibi oldum ve salonun kokusu burnuma geldi. Sevgili Niyazi abinin yönetiminde okul basketbol takımları burada antrenman yapıyordu. Haftada iki, bazen üç gün çalışıyorduk. Antrenörümüz İsmail abi nasıl da üzerimize titriyordu, nasıl da uğraşıyordu bizimle. Enerjisini ve tüm boş vakitlerini kız takımını geliştirmek için harcıyordu.

İznik Darka basket kampı

Biz basketçiler yazları İznik Darka’da basket kampı yapmaya giderdik. 15 gün kız takımı, 15 gün erkek takımı olarak. Sabah göl kenarında kumda yapılan koşularla güne başlayıp, öğleden önce ağaçların arasında yaptığımız pas antrenmanı, öğleden sonra tesisteki açık basketbol sahasındaki antrenmanla devam ederken, arada da gölde yaptığımız yüzme antrenmanları  ile akşam olunca yorgunluktan çadırda deliksiz uyurduk. Her kamp bitiminde kumda yaptığımız rugby maçlarını ve gece yakılan kamp ateşini unutmak mümkün değil. Çok eğlenirdik.

feza-okten-ek-3
İznik Darka’da basketbol kampı son gününde yaptığımız eğlencelerden birinde. Ben ortada şapkalı, pijamalı, ceketli olan… üstümüzdekilere bakılırsa kıyafet balosu olmalı 🙂 1986.

Biz Daçkalı basketçi kızlar olarak basketbolu çok sevdik, antrenmanlar ve maçlarla geçen yıllarda birbirimizi de çok sevdik.

Yıl içinde, okullar arası basketbol turnuvalarında, İstanbul finalleri ve Türkiye finalleri derken bir çok maça çıkardık. Çok iyi dereceler elde ettik, çok gezdik. Kimi zaman öğretmen evlerinde kaldık. Birçok farklı salonda oynadık, çok anı biriktirdik. Otobüslerle giderken yediğimiz kumanyadaki kuru köfte kokuları hala burnumda. Biz Daçkalı basketçi kızlar olarak basketbolu çok sevdik, antrenmanlar ve maçlarla geçen yıllarda birbirimizi de çok sevdik.

Türkiye finalleri için Eskişehir’e gittiğimizde
Ortaokullar arası Türkiye basketbol finalleri için Eskişehir’e gittiğimizde, Nisan 1982. Koordinatörümüz Niyazi Turan ve beden eğitimi öğretmenlerimiz Kurtul hoca ve Ferda hoca eşleri ile birlikte bizimle idi. Oyunculardan oturanlar soldan sağa : Rüyam Aydın, Özlem Güçlü, Sema Çakır, Gamze Karayol, Funda Elbaş, Mürvet Aydıntürk, Pelin Ersoy. Arka sıra : Kurtul hocanın yanında ben, Ayşen Atasır, Pınar Özacar

Okul takımının yanı sıra, Darüşşafaka Spor Kulübü’nün ilk kız basketbol takımında da oynadık.

1980-85 arasında Darüşşafaka tarihinin ilk ve tek kulüp kız takımıydık. Spor ve Sergi sarayında ve Burhan Felek’de maçlarımız olurdu. Spor ve Sergi Sarayı bize tribünleri ile nasıl da büyük gelirdi. Genelde kız maçlarında seyirci çok az olurdu ama bir maçı unutmuyorum, bizden sonra Fenerbahçe A takımı maçı vardı, o yüzden tribünler hınca hınç dolu olarak oynadık, bu kadar kalabalık bir seyirci önünde oynamanın ne kadar heyecanlı olduğunu hatırlıyorum.

Okul takımımız, Lise 3'deyim. Soldan sağa, ayaktakiler : Pınar Göbek, Gamze Sennur İşçi, Bilge Acar, Nevin Yavuz, beden eğitimi öğretmenimiz Mehtap hoca. Öndekiler : Feza Ökten Koca, Pelin Ersoy Bayraktar, Ayşegül Şahinbaş, Ayten Kılınç. 1987
Okul takımımız, Lise 3’deyim. Soldan sağa, ayaktakiler : Pınar Göbek, Gamze Sennur İşçi, Bilge Acar, Nevin Yavuz, beden eğitimi öğretmenimiz Mehtap hoca. Öndekiler : Feza Ökten Koca, Pelin Ersoy Bayraktar, Ayşegül Şahinbaş, Ayten Kılınç. 1987
Yıldız kızlar kulüpler şampiyonasında İstanbul finallerini geçerek Türkiye finalleri için Aydın’a gidişimizi de hiç unutmuyorum. Çok sıcak bir yazdı ve biz de çok heyecanlıydık.Yıldız kulüplerde Türkiye beşincisi olduk. Maçlardan kalan boş bir günümüzde İsmail abi bizi Kuşadası’na gezmeğe götürmüştü ama biz oraya maçlar için geldiğimizden yanımızda mayolarımız yoktu. Hiç unutmuyorum
Kuşadası’nda işyeri olan Kutlay (Becerikli) abi hepimize mayo hediye etmişti ve biz de o günü denizde geçirdik. Daçkalı olmak başka birşey 🙂
feza-okten-yillik1985’de Darüşşafaka Kulup kız basketbol takımı maalesef kapandı. Biz de Daçkalı bir kaç arkadaşımla birlikte bir süre Yeşilyurt Spor Kulübünde, bir süre de Boğaziçi Spor kulübünde oynadık.
Niyazi (Turan) abinin ve İsmail (Çiftarslan) abinin benim hayatımda etkisi çok büyüktür. O zamanki imkanlarla çok büyük başarılar kazanmamazı sağladılar, onların özverisi ve vizyonu sayesinde oldu.
Takım sporu yapmak, birlikte gülmek, birlikte ağlamak demektir. Ellerimizi üst üste koyup 1,2,3 Daçka diye en yüksek sesle bağırmak bizi birbirimize öyle bir bağladı ki, en yakın dostlar olduk.

 

Okulda 1983 senesinde açtığım kişisel sergideki çalışmalarımdan biri
Okulda 1983 senesinde açtığım kişisel sergideki çalışmalarımdan biri

Neden mimarlık?

Mimarlığı seçmemde resim ve matematik öğretmenlerimin etkisi oldu. 1987 yılında Darüşşafaka Lisesinden mezun oldum, İTÜ Mimarlık Fakültesini kazandım. Yedi yıl aynı okul, aynı arkadaşlar, aynı mekanda uyuyup uyandıktan sonra üniversite hayatı çok değişik geldi. Her şey yeni ve farklı idi. Fatih’deki Darüşşafaka’nın güzel bina ve bahçesinden sonra, Taşkışla’nın o güzel, görkemli binası ve muhteşem avlusu da çok güzel gelmişti. Benim için okul demek, güzel bir bina ama en çok da güzel bir bahçe ve yeşil alan demek. Şehrin içine sıkışmış, neredeyse apartmandan bozma okulların öğrencilere hiçbir vizyon katmayacağını düşünüyorum.

 

Haftada bir gün dersim olmadığı için mimarlar nasıl çalışıyor diye öğrenmek için rica ettim, o da kabul etti. Bir süre sonra ben de çizim yapmaya başlamıştım,

Üniversiteye başlayınca ilk yıl Daçka ile ilişkilerim aynı yoğunlukta geçti ve arkadaşlarımla artık aynı yatakhanede uyuyamıyor olmak hiç hoşuma gitmedi. Ancak, bir süre sonra ortamlar farklılaşınca liseden uzaklaşmaya başladım. Zaten her boş anımı değerlendirmek gibi bir takıntım da vardı. Lise yıllarında özel ders vermeye başlamıştım, üniversite birinci sınıfta da devam ettim. Aldığım bursların yanı sıra kendi harçlığımı çıkartmalıydım, anneme yük olmadan. Sanırım bu Darüşşafaka’nın bana kattığı bir özellik; hep sorumluluk sahibi olmak, belki erken büyümekten kaynaklanan bir özellik. İkinci sınıfta yüksek mimar Orhan Çakmakçıoğlu’nun ofisine gitmeye başladım. Haftada bir gün dersim olmadığı için mimarlar nasıl çalışıyor diye öğrenmek için rica ettim, o da kabul etti. Bir süre sonra ben de çizim yapmaya başlamıştım, artık sadece

Üniversite 2. sınıftayken Y.Mimar Orhan Çakmakçıoğlu ofisinde çalışmaya başlamıştım (1988)
Üniversite 2. sınıftayken Y.Mimar Orhan Çakmakçıoğlu ofisinde çalışmaya başlamıştım. 1988.

haftada bir gün değil, bazen tatillerde de gidip çalışıyordum. Orhan hoca hiç talebim olmadığı halde bana maaş vermeye başlamıştı. Lisans programım bitene kadar Orhan hocanın ofisinde çalıştım. Okulun Taksim’de olması bana çok şey kattı. AKM’de seyredilen oyun ve operalar, dinlenen konserler, Beyoğlu’nda gidilen sinemalar hayata bakışımı şekillendirdi. Bu arada İTÜ üniversite kız basketbol takımında da oynamaya başlamıştım. Gümüşsuyu binasında antrenmanlar yapıyorduk. Türkiye finallerine gittik, Bolu ve Isparta’da turnuvalara katıldık.

İngiltere’nin farklı noktalarına gezilere gittim. Ufkumun açılmasına yardımcı olan, çok keyifli bir dönemdi

feza-okten-12
Percy Thomas Partnership-Londra ofisinde çalışma arkadaşlarımın bir kısmı ile. 1990.

1990 yılında İTÜ’de yapılan IAESTE (International Association fort the Exchange of Students for Technical Experience) sınavına girdim ve kazandım. Londra’da bulunan Percy Thomas Partnership mimarlık bürosu beni stajyer mimar olarak kabul etti. IAESTE organizasyonu sadece çalışma bakanlığından alınmış pasaport ve vize işlerini ayarlıyordu. Yol ücreti ve orada kalınacak yeri benim organize etmem gerekiyordu. Ben de Darüşşafaka Cemiyeti’ne gittim. Durumu anlattım, uçak bileti için desteğe ihtiyacım olduğunu söyledim. Darüşşafakalı bir ağabey uçak biletini bana hediye etti. Londra’da nerede kalacağımı bilmeden 20 yaşında kalkıp gittim. Oraya vardığımda Londra’da yaşamakta olan Daçkalı sınıf arkadaşımın yanında bir hafta kaldıktan sonra ODTÜ İnşaat’dan staj için gelen bir arkadaşla ev tuttuk. İngiltere’de beş adet ofisi bulunan büyük bir mimarlık şirketi Percy Thomas Partnership’de Londra’da yapılması planlanan bir hastane projesinde stajyer mimar olarak çalışmaya başladım. Kozmopolit bir ofisti; kendimi hiç yabancı hissetmedim, bana çok yakınlık gösterdiler. Hatta mesai sonrası Hyde Park’da softball maçları yapıyorlardı, beni de takıma aldılar. Oyunun kurallarını anlamam çok uzun sürdü. Hafta sonları da Londra’da IAESTE grubu ile – bu grupta farklı ülkelerden staja gelmiş öğrenciler vardı- İngiltere’nin farklı noktalarına gezilere gittim. Ufkumun açılmasına yardımcı olan, çok keyifli bir dönemdi. Stajımın sonunda beni Türkiye’ye uğurlarken, istersem mezun olduktan sonra tekrar çalışmaya gelebileceğimi söylediler.

Evlilik, annelik, girişimcilik ve sürpriz hastalık

Daçkalı kadim dostlarım da tedavim sürecinde hep yanımdaydı, o günden beri erken teşhis konusunda etrafımdaki herkesi uyarmaya başladım.

Üniversiteden mezun olduktan tek hayalim Londra’ya Percy Thomas’a gitmekti, ancak, o yıl İngiltere’de kriz olunca, şirket küçülmeye gitmeye karar verdiğinden yeni eleman alımlarını durdurduklarını belirten bir mektup yolladı. Ben de İTÜ Mimarlık fakültesinde master programına başladım, aynı zamanda da çalışma hayatım part-time olarak devam ediyordu. 1994 yılında Master programını bitirdim, 1995 yılında üniversiteden sınıf arkadaşım Hakan Koca ile evlendim. Emlak Bankası ve Can İnşaat’da mimar olarak çalıştım. 1998 yılında Ekin isminde bir kızım oldu. Bir yıl kadar home-ofis proje işleri yaptıktan sonra 1999 yılında Elips Tasarım Mimarlık adı altında şirketimi kurdum. Mimari proje tasarım işleri ile başladığım çalışma hayatında, bir süre sonra iç mimari tasarım konularında çalışmalarımı yoğunlaştırdım. Projesini yaptığımız mekanların anahtar teslim uygulamasını da yapmaya başladık. Hayallerimin, tasarımlarımın somutlaşmasını görmek, kısa sürede ete kemiğe büründürmek bu işten gerçekten çok haz almama neden oldu.

Savaşı kazandıktan sonra, kızımla (2003)
Savaşı kazandıktan sonra, kızımla. 2003.

2002 yılında, her şey yolunda giderken hayatıma farklı bir konu girdi. Göğüs kanseri olduğumu öğrendim. İlk başta çok büyük bir şaşkınlık ve korku yaşadım. Henüz 4 yaşında küçük bir kızım vardı ve ben 32 yaşındaydım ve şirketimi de yeni kurmuştum. Ameliyat, kemoterapi, radyoterapi ile geçen bir tedavi süreci içine girdim. İşlerime hiç ara vermedim. Elemanlarımla birlikte çalışmalarımıza devam ettik. Tedavilerim nedeniyle bazen ofisten uzak kalmak zorunda kalsam da, bunu müşterilerimize yansıtmamaya çalıştık. Radyoterapi seanslarına bile her gün ofisten öğle yemeğine çıkar gibi gittim geldim. İlk altı ay çok zor bir süreçti ama alıştık, yedi yıl içinde toplam sekiz kere ameliyat oldum. Bu dönem zarfında hayatımda hiçbir şeyi de eksik yapmamaya çalıştım. Durumumu kabullendim, kızımın etkilenmemesi için hep espriye vurdum. Onunla olan birlikteliğimizi hiç azaltmadım. İşime de ara vermeyi hiç düşünmedim. Zaten kadın girişimci olmanın zorlukları vardı, bir de bunun üzerine hastalık ve tedaviler eklenince daha da zorlaştı ama benim ayakta durmamı sağlayan da çalışıyor olmamdı belki de. Bu zorlu süreçte eşimin desteği tarif edilemezdi, maddi-manevi her zaman yanımdaydı. Annemin varlığı da bu dönemi atlatmamı sağladı, onlar için de çok zor bir dönemdi. Daçkalı kadim dostlarım da tedavim sürecinde hep yanımdaydı, o günden beri erken teşhis konusunda etrafımdaki herkesi uyarmaya başladım. Hatta 2004 yılında Ali Kırca köşe yazısında benim yazımı yayınladıktan sonra beni kanser konulu Siyaset Meydanı programına çağırdı, çok genç bir hasta olarak orada konuştum.

mezuniyet sonrası arada bir pilav günlerine gitmek dışında okulumla ilişkilerim çok yoğun değildi. Ta ki 2012 yılında Darüşşafakalı Girişimciler yemeğinde Darüşşafaka Cemiyeti Başkanı Zekeriya Yıldırım ile tanışana kadar

1999 yılında kurmuş olduğum Elips Tasarım Mimarlık bünyesinde iç mekan tasarım ve uygulama işlerine devam ederken, mobilya tasarımı ile de ilgilenmeye başladım. 2010 yılında kardeşim Halil Ökten ile birlikte kurduğumuz Elwo Ahşap (Ellipse Wood) firmamızda mobilya tasarım ve üretim işleri yapmaya başladık. Şimdilerde ofis, mağaza, okul, otel ve konut mekanları tasarım ve üretim çalışmaları yapıyoruz. Oldukça yoğun ve kimi zaman çok stresli bir çalışma hayatım var.

feza-okten-15
Elips Tasarım ve Elwo Ahşap olarak tüm ekibimizle. 2014.

 

Her ne kadar Daçkalı sınıf arkadaşlarım ve Daçkalı basketçi arkadaşlarımla görüşüyor olsam da mezuniyet sonrası arada bir pilav günlerine gitmek dışında okulumla ilişkilerim çok yoğun değildi. Ta ki 2012 yılında Darüşşafakalı Girişimciler yemeğinde Darüşşafaka Cemiyeti Başkanı Zekeriya Yıldırım ile tanışana kadar. Daha sonra Darüşşafaka Cemiyeti çalışmalarına katkı sağlayıp sağlayamayacağımı sorduğunda, okuluma ne kadar borçlu olduğum aklıma geldi. Tabi ki elimden geleni yapmalıydım. 2012 yılında Talha Çamaş başkanlığında Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu’na yedek üye olarak katıldım. Okulum için bir şeyler yapmaya çalışmak bana ayrı bir mutluluk katmaya başlamıştı. Son iki yıldır, okulumuzdaki kardeşlerimin gösterdikleri başarıları takip etmek beni çok gururlandırıyor. Ülkemize gerçekten çok yararlı olacağına inandığım gençlerin yetiştiğini görmek ve daha da iyilerini yapmak için çalışmak çok keyifli.

feza-okten-16
Darüşşafaka Tekno Girişimcilik merkezi açılışı, 2014. Soldan : Ben, Darüşşafaka Cemiyeti YK üyesi Hakan Tahiroğlu ve DEK projeler koordinatörü Meltem Ceylan Alibeyoğlu

Ben de öncelikle kendi uzmanlık alanım olan mimarlık konularında ve daha sonra diğer konularda da elimden gelen katkıyı sağlamaya çalışıyorum.

insanın sağlıkla koşturabilmesinin ne kadar büyük bir lüks olduğunu iyi bildiğimden enerjimi maksimumda kullanmaya çalışıyorum

Şimdilerde evimde ve dışarıda koşturma içinde olduğum bir hayatım var, insanın sağlıkla koşturabilmesinin ne kadar büyük bir lüks olduğunu iyi bildiğimden enerjimi maksimumda kullanmaya çalışıyorum. Eşim Opet’de üst düzey yönetici olarak çok yoğun bir tempoda çalışıyor. Kızım Ekin, Saint Benoit 12. Sınıfa geçti, gelecek sene gireceği üniversite sınavının heyecanını duymaya başladı. Günün stresini atmamıza yardımcı olan çok sevdiğimiz köpeğimiz Charlie ile oynamak da akşamları en büyük eğlencemiz. Vakit buldukça da seyahat etmeye çalışıyorum. Tasarım yaptığım için gözlem yapmak işimin olmazsa olmazı.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.