Ana Haberler Hayati Baygan: Parmağım kırılınca futbola başladım

Hayati Baygan: Parmağım kırılınca futbola başladım

3749
0
PAYLAŞ

Tarih çalışmasını ve portreleri araştırmalarımızın yanı sıra “bilgi ihbarları” sayesinde de zenginleştiriyoruz. Çalışmalarımızın başında böyle bir ihbar Beşir (Özmen, DŞ ’74)’den geldi. Hayati abiyi ziyaret edip görüşmemizin iyi olacağını söyledi. Beşir yıllardır Hayati abiyi tanır, arar, olayda ve vesilede ziyaretine gider. Ben hiç karşılaşmamıştım; adını araştırmalarından bilen ama henüz tanışma fırsatı bulamayan Fethi (Aytuna ’80) ile birlikte Maltepe Rezidans’a ziyaretine gittik. Geçirdiği ameliyatlar nedeniyle bir süre dinlenmiş, şimdi eşiyle yaşadığı rezidansta iyiydi. Uzunca sohbet ve soru cevaptan sonra bize rezidansı gezdirdi. En üst kattaki yemek salonunda öğle yemeğinde söyleşiye devam ettik. Rahatsızlığın boğazında yarattığı hasarla kısılan sesine inat canlı bir şekilde bizi yarım asır öncesine götürüp olayları ayrıntılarıyla aktardı. Kah yaşayarak, kah yorumlayarak. Her zaman kibar, sabırlı ve ölçülü kalarak. Tabii, bir seferde bitmiyor, bir kaç vesile ile yine bir araya geldik, eksik kalan noktaları tamamlamaya çalıştık. Hayati abimizin sadece zengin spor yaşamını değil Darüşşafaka’nın kritik ve uzun bir zaman dilimine ilişkin ilk elden bilgileri de bu çalışmamızla öğrenmiş veya teyit etmiş olduk.

Peder Yavuz gemisinin çarkçı başıydı… Atatürk’ün naaşını İstanbul’dan İzmit’e getirdiler.

24 Şubat 1933’de, İstanbul Çarşamba’da, yani Darüşşafaka’nın göbeğinde doğmuşum. Peder Korkuteli eşrafındandı. Yavuz gemisinin çarkçı başıydı. Yavuz’un en eski personeliydi. Atatürk’ün naaşını İstanbul’dan İzmit’e getirdiler. Onun görevi nedeniyle ilkokulu Değirmendere’de okudum. Peder 1939’da vefat etti. Bizim Çarşamba’da oturduğumuz caddede yedi tane köşk vardı. Hepsinin sakinleri saray görevlileriydi. Biz de ahşap bir evde otururduk. 1943’te, dördüncü sınıftan itibaren Darüşşafaka’ya girdim, 1951’de mezun oldum.

Spora ilk başlamam basketbolla oldu. Tenis toplarıyla dripling yapardık. Sonra bir parmağım kırılınca futbola başladım. Yalçın Granit bizden iki sınıf büyüktür. Yalçın çok narin bir çocuktu. Çok ince bacakları vardı. Biz salonda çengel tabir edilen hook-shot atışları yapardık. Yalçın bize kızardı, ‘Öyle atış olur mu’ diye.  Sonra bir arkadaşımızın Amerika’daki abisi bir basketbol kitabı yolladı. Bir baktık ki meğer gerçekten öyle bir atış varmış. Yalçın’ın modern basketbolla ilk tanışması 9’ncu sınıftayken o kitapla başlar. O senelerde bütün okullar arası maçlar bizim eski spor salonunda yapılırdı. O zaman diğer okulların spor salonu yoktu. Bizim salon dışında Eminönü Halkevi salonu kullanılırdı. Ayrıca liseler arası hentbol maçları bizim futbol sahasında yapılırdı.

Bez top yapma konusunda büyük ustalar vardı. Topu bayağı zıplatırlardı. Fakat pamukları kendi yatağından değil başkalarının yatağından alırlardı.

Ben basketbolu bıraktıktan sonra devamlı olarak futbol oynadım. Hiç unutmam harp seneleri, yazın okulda kalırdık ve ekmeğine maç yapardık. Bez top yapma konusunda büyük ustalar vardı. Topu bayağı zıplatırlardı. Fakat pamukları kendi yatağından değil başkalarının yatağından alırlardı. Rıfkı Hoca bazen kontrole gelir, kimin yatağında pamuk eksikse onun kulağını çekerdi. Liseye geçince okulun futbol takımında oynamaya başladım. İstanbul liseler arası ikincisi olduk. Şeref Stadında Galatasaray ile oynamıştık finali. Hakem meşhur Feridun Kılıç’tı. Turgay santrfor oynamıştı. Galatasaray’a 2-1 yenildik finalde. Ben lise sondaydım o zaman.

Darüşşafaka Spor Kulübü futbol takımı 1950-51 sezonunda ilk kez katıldığı 4'ncü amatör kümede 15 Nisan 1951'de Vefa Stadında oynadığı Nişantaşı maçından önce. Ayaktakiler (soldan): Hasan Oktay, Orhan, Neşet İkiz, Hayati Baygan, Nevhiz, Naci, Nihat Yalçınkaya. Oturanlar: Kemal, ? , Ahmet Küre, Özbek Saran.
Darüşşafaka Spor Kulübü futbol takımı 1950-51 sezonunda ilk kez katıldığı dördüncü amatör kümede 15 Nisan 1951’de Vefa Stadında oynadığı Nişantaşı maçından önce. Ayaktakiler, soldan: Hasan Oktay, Orhan, Neşet İkiz, Hayati Baygan, Nevhiz, Naci, Nihat Yalçınkaya. Oturanlar: Kemal, ? , Ahmet Küre, Özbek Saran.

İlk sezonda bir beraberliğimiz vardı, namağlup şampiyon olduk. Ben de gol kralı oldum.

O sıralarda kulüp yeniden kuruldu ve ben son sınıftayken önce futbol takımı federe olup faaliyete başladı. Biz dördüncüncü amatör kümeden itibaren başladık. O sırada basketbol takımı  daha kurulmamıştı. Ben kulüpte iki sene futbol oynadım. İlk sezonda bir beraberliğimiz vardı, namağlup şampiyon olduk. Ben de gol kralı oldum. Amatör küme maçları ekseriyetle Beylerbeyi sahasında oynanırdı. Altınay, Şişli, Nişantaşı gibi rakiplerimiz vardı. Beylerbeyi sahasına gittik mi bütün çocuklar etrafımı sarardı. Bayağı iyi goller atardım. O zamanlar WM sistemi vardı. O sistemin en tepesinde santrfor, sağ iç ve sol iç mevkilerinde yani ileri üçlünün üçünde de oynadım. En çok 10 numaralı mevkide oynardım.  Kulüp takımının attığı gollerin dörtte üçünü ben atmıştım. O zaman meşhur olduk.

 1950-51 sezonunda İstanbul liseler arası ikincisi olan Darüşşafaka Lisesi takımı, Haydarpaşa Lisesi sahasında jimnastik hocası Şinasi Oral ile birlikte bir maçtan önce. Ayaktakiler (soldan): Akil, ? , Hayati Baygan, Niyazi Turan, Nami Gönenç, Özcan Esinduy, Şinasi Oral, ? . Oturanlar: Nusret, Neşet İkiz, Münir, ? .
1950-51 sezonunda İstanbul liseler arası ikincisi olan Darüşşafaka Lisesi takımı, Haydarpaşa Lisesi sahasında jimnastik hocası Şinasi Oral ile birlikte bir maçtan önce. Ayaktakiler, soldan: Akil Çetin, ? , Hayati Baygan, Niyazi Turan, Nami Gönenç, Özcan Esinduy, Şinasi Oral, Kenan. Oturanlar: Nusret Altınkaya, Neşet İkiz, Münir, Turhan.

Dışarıdan üç tane oyuncu vardı, diğerleri genellikle bizim sınıftan oyunculardı.

Futbol branşı kulüpte basketboldan daha önce faaliyete başlamasına rağmen sonradan basketbol ve voleybolun gölgesinde kaldı. Kulüpten önce okul takımı basketbolda iyiydi. Kulüp futbol takımı federe olunca bütün okul bizim maçlara gelmeye başladı. Beylerbeyi sahası Daçkalı gençlerle dolardı. Ben iyi talebeydim. Hem top oynardım, hem derslerim iyiydi. Jimnastik hocamız Şinasi Bey hem okul takımını hem kulüp takımını çalıştırırdı. Dışarıdan üç tane oyuncu vardı, diğerleri genellikle bizim sınıftan oyunculardı. Kalecimiz Neşet İkiz, sol bek Özbek Saran, santrhaf Kandıralı Erhan Yücel’di. Ben okulu ikinci olarak bitirdim. Birinci bitiren Erhan Yücel saat almıştı. Ben de vali Fahrettin Kerim Gökay’ın elinden dolmakalem aldım.

hayati-baygan-02
1952 Helsinki Olimpiyatlarına hazırlık amacıyla seçilen İstanbul amatör milli karması takımı 2 Mart 1952’de İstanbulspor ile oynadığı maçtan önce. Hayati Baygan ayakta sağdan üçüncü futbolcu

O güne dek çim saha nedir görmemişiz. Kızılyıldız’ın stadında antrenmana çıktığımızda affedersiniz danalar gibi çimlerde yuvarlandık.

Üçüncü kümede oynarken amatör milli takıma namzet olduk. 1952’de Helsinki Olimpiyat Oyunları düzenlenecekti. İstanbul muhteliti (karması) olimpik takımın nüvesini meydana getiriyordu. Ben de 1951-52 sezonunda İstanbul amatör muhteliti takımına girdim. 1951-52 sezonu epey yoğun geçti. Türkiye üniversiteler muhteliti olarak Yugoslavya’ya gittik ve 24 gün orada kaldık. Çeşitli şehirleri dolaşıp maçlar yaptık. O güne dek çim saha nedir görmemişiz. Kızılyıldız’ın stadında antrenmana çıktığımızda affedersiniz danalar gibi çimlerde yuvarlandık.  Sonra onların da takımı Türkiye’ye geldi. İnönü Stadı yeni açılmıştı, orada maç yaptık. Ardından Helsinki Olimpiyatlarına hazırlık için İstanbul amatör muhteliti toplandı. Son seçmeye kadar Türkiye’nin muhtelif yerlerinde maçlar yapıldı. Sonunda çekirdek kadro belirlendi, ben de içindeydim. Sonra federasyon kararını değiştirdi, ordu milli takımını birkaç oyuncuyla takviye etmeye karar verdi. Öyle olunca ben kadro dışında kaldım.

Ben aslında Fenerbahçeliydim fakat Beşiktaş’a girmemde o ayakkabıların hediye edilmesinin etkisi olmuştu.

Ertesi sezon Özcan (Esinduy) ile ben Beşiktaş’a gittik. Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun başkanlık yaptığı o yıllarda Tahir Söğütlü Beşiktaş’ın ikinci başkanıydı. O da Darüşşafaka’da okumuş biriydi ve o zamanın büyük tekstilcilerindendi. Bizim elbiseleri filan o hibe ederdi. Özcan’la beni o almıştı Beşiktaş’a. Aslında benimle daha lisedeyken ilgilenmeye başlamışlardı. Lise son sınıftayken Beşiktaş kulübü bana bir çift futbol ayakkabısı hediye etmişti. Ben aslında Fenerbahçeliydim fakat Beşiktaş’a girmemde o ayakkabıların hediye edilmesinin etkisi olmuştu.

Söz Beşiktaş’tan açılmışken Hayati Baygan’ın anlattıklarına ara verip Milliyet’in 19.08.1952 tarihli nüshasından “Beşiktaşlılar yeni sezona hazırlanıyor” başlıklı haberi okuyalım:

Transfer edilen oyuncular arasında Remzi ile Musa’nın bu sezon kadroda yer alabilmesi çok zayıf ihtimaldir. Yeni alınan oyuncular ancak takviyeye yarayabilir. Darüşşafakalı Hayati’ye gelince, Beşiktaş takımında her an yer alabilecek olan bu teknik oyuncunun bu sene santrfor olarak oynaması kuvvetle muhtemeldir.

Bizim B takımında artık tekaüt sayılabilecek Çengel Hüseyin, doktor Hikmet, Süleyman Seba vardı.

Beşiktaş’a geçtiğim sene, kramponlu ayakkabılarla Şeref Stadında yarış yapardık. Tazı Kemal vardı; en hızlı bir o koşardı, bir ben koşardım. Takımın kadrosunda Ethem, Kamil, Vedii, Ali İhsan, Eşref, Nusret, Altıparmak Sami, Recep Adanır, Coşkun Taş gibi çok ünlü oyuncular vardı. Ben A takımında resmi olarak iki lig maçında oynayabildim. O zamanlar B takımları vardı. Takımların maç esnasında oyuncu değiştirmesi yasaktı o senelerde. Maçta oynayacak on bir önceden seçilir, o kadroya giremeyenler B takımı maçlarında oynardı. Bizim B takımında artık tekaüt sayılabilecek Çengel Hüseyin, doktor Hikmet, Süleyman Seba vardı. Metin Erman vardı, Coşkun ara sıra gelirdi. Profesyonellik resmen başlamıştı o zaman. Vedii, Ali İhsan, Recep 300 lira, Eşref, Nusret, Fahrettin gibi oyuncular 250 lira aylık alırdı. Benim gibi okulda okuyanlara 200 lira verirlerdi. Ciddi olarak okuyan bir ben vardım, diğerleri Sultanahmet Yüksek Ticaret Mektebinde diploma almak için okurdu. O zamanlar iyi paraydı aldığımız. Vali mesela, baremde 156 lira para alıyordu. Mesela İstanbul amatör karmasına seçildiğim sırada çeşitli hazırlık maçlarına çıkıyorduk. Bir gün arkamdan iki kişi seslenince dönüp baktım, Kamil ile Suat. “Taksim’de bir kulübe girdik, ayda 75 lira para ile öğle yemeği verecekler,” dediler. Girdikleri kulüp de Galatasaray. “Sen de gel,” dediler. “Ben Beşiktaş’a gidiyorum,” dedim. Suat o zamanlar Sümerspor’da oynuyordu. Sonradan herkesin tanıdığı Suat Mamat’tı. Kamil Altan da Eyüp’te oynardı, daha sonra Metin Oktay’ın fedaisi olarak tanındı.

1952 Helsinki Olimpiyatları için kampa alınan İstanbul amatör karması elemanları. Hayati Baygan alt sırada sağ baştaki oyuncu. Alt sıra sağdan üçüncü, Beşiktaş ve Adalet takımlarının formasını giyen Ayhan Hançer. Ayaktaki oyuncular arasında soldan ikinci Adalet ve Karagümrük'te oynayan Cahit Candan, üçüncü Beşiktaş ve Galatasaray formaları giyip Kambur Ahmet adıyla tanınan Ahmet Berman. Sağdan üçüncü Galatasaraylı Kamil Altan.
1952 Helsinki Olimpiyatları için kampa alınan İstanbul amatör karması elemanları. Hayati Baygan alt sırada sağ baştaki oyuncu. Alt sıra sağdan üçüncü, Beşiktaş ve Adalet takımlarının formasını giyen Ayhan Hançer. Ayaktaki oyuncular arasında soldan ikinci Adalet ve Karagümrük’te oynayan Cahit Candan, üçüncü Beşiktaş ve Galatasaray formaları giyip Kambur Ahmet adıyla tanınan Ahmet Berman. Sağdan üçüncü Galatasaraylı Kamil Altan.

Herkes orada banyo yapınca pelte gibi sahaya çıktı. 2-0 mağlup olduk.

Beşiktaş’taki futbolculuk hayatım fazla uzun sürmedi. Darüşşafaka’yı bitirdikten sonra Fen Fakültesine girmiştim. Beşiktaş’a geldiğim seneyse Teknik Üniversiteye geçmiştim. Yoklamalı dersler vardı. Beşiktaş’ta antrenmanlar Salı-Perşembe günleri yapılırdı. Salı günü de en zor dersin yoklaması oluyordu. Ben bir ara namevcut olarak sene kaybedecektim neredeyse. Sonra bir ara yoklama defterindeki eksiler artı olunca durumu kurtardım. Arap Sadri (Beşiktaş’ın meşhur idarecisi Sadri Usuoğlu) bir gün beni kenara çekti, “Ya antrenman, ya okul,” dedi. Ben okumayı seçtim. Beni kurtaran Beykoz’dan Fahrettin’in (Cansever) alınması oldu. Fahrettin askerden yeni gelmişti, o kurtardı beni. O transfer edilince benim üzerimdeki tazyik kalktı.

 

1952-53 sezonunda Beşiktaş takımının oyuncusu olan Hayati Baygan adına çıkarılmış serbest giriş kartı (eskiden bir kulüpte herhangi bir branşta lisanslı olan sporculara, bütün spor tesislerine giriş için serbest giriş kartı verilirdi).
1952-53 sezonunda Beşiktaş takımının oyuncusu olan Hayati Baygan adına çıkarılmış serbest giriş kartı (o zamanlar bir kulüpte herhangi bir branşta lisanslı olan sporculara, bütün spor tesislerine giriş için serbest giriş kartı verilirdi).

Beşiktaş’ta oynamayı bırakınca 1953-54 sezonunda Karagümrük takımında zoraki oynadım. O zaman meşhur oyuncular olarak Kambur Ahmet (Berman) ile Naci (Erdem), İsmail Kurt vardı. Birinci kümeye terfi maçları oynanacaktı. Ben antrenmansız olduğum halde kadroya alınmıştım. Beşiktaşlı Yavuz’un kahvesi vardı, oraya çıkardık. İlla ki oynayacaksın diye mahalle baskısı vardı orada. O şekilde antrenmansız olmama rağmen epey oynadım. O sezon Karagümrük formasıyla altı golüm vardır. Terfi maçları öncesi Bursa’da Ilıcalarda kaldık. Herkes orada banyo yapınca pelte gibi sahaya çıktı. 2-0 mağlup olduk.

Ülkenin yıllık bütçesi 2 milyar lirayken biz Karayolları olarak 800 küsur milyon liralık hesap kapattık.

İTÜ’de makine bölümüne girdim. Asıl mesleğimle bir yıl uğraştım. Ondan sonra devamlı inşaat ve idarecilikle geçti iş hayatım. 1956-57’de üniversiteden mezun olduktan sonra Karayolları erkânı, teknik eleman tavlamak için Park Otel’de bir kokteyl verdiler. Biz de arkadaşlarla oraya gittik. İkram yapılırken Yolspor’un başkanı Fahir Bey aranızda futbolcu var mı diye sordu. Böylece futbolcu olarak Karayolları’na girdim. Ankara’ya gidip uzun müddet çalıştım ve sonunda oradan emekli oldum. Türkiye’nin en büyük işi 1960 ile 1970 arasında Keban Barajı ve relokasyon yolları inşaatıdır. Keban Barajı inşaatını DSİ, yolların inşaatını da Karayolları yürütüyordu. Türkiye’nin bir yıllık bütçesi 2 milyar liraydı. 1964’ten 1970’e kadar Karayolları Elazığ bölge müdürü olarak relokasyon yollarının yapımını ben yürüttüm. Eski yollar su altında kalacaktı ve batıyla irtibat kaybolacaktı. Boğaz Köprüsü daha proje halindeyken biz Külüskür köprüsünü yaptık. O zaman Türkiye’nin en büyük karayolu ve demiryolu köprüsüydü. Ayrıca 310 kilometre bağlantı yolu vardı. Biz DSİ’nin taşeronuyduk. Para direkt bana verilirdi. Ülkenin yıllık bütçesi 2 milyar lirayken biz Karayolları olarak 800 küsur milyon liralık hesap kapattık. İnşaatı üstlenen Arı İnşaat şirketiydi. Bir Alman şirketiyle ortak üstlenmişti projeyi. Cemiyet başkanlığı yapan Hayri (Öndeş) abi’yi ilk kez o iş sırasında tanımıştım. Yol-İş sendikasının ilk kurucularındanım, Ecevit’in çalışma bakanlığı yaptığı dönemde kurulmuştu. Çok emeğim var. 1978’deki Ecevit hükümeti döneminde de sanayi genel müdürlüğü yaptım. Müsteşar yardımcısı oldum. 1982’de bayındırlık bakanlığı müsteşarlığından emekli oldum.

Ayhan (Şahnenk) Bey’den spor salonunun inşaatı için yardım rica ettim.

Emekli olduktan sonra Doğuş İnşaata geçtim. İnşaat kısmında Ayhan Şahenk’in muaviniydim. Sonra Doğuş Yapı Sanayii kuruldu. Ayhan Bey ölünceye kadar yönetim kurulu başkanlığını yaptım. Ayhan Bey’e spor salonunun inşaatı için yardım rica ettim. 2 buçuk milyon dolarlık yardım bu şekilde gerçekleşti ve spor salonunun inşası için kullanıldı. Bu miktarın önce 2 milyon dolarlık kısmı peyderpey verildi. Daha sonra Ayhan Bey 500 bin dolar daha verdi. Bu yardımın ardından spor salonuna onun adının verilmesini ben önerdim. Sonradan verilen bu 500 bin dolar daimi hale çevrildi ve yıllık olarak verilir oldu. Fakat Ayhan Bey vefat edip ben ayrıldıktan sonra bu yardım bir ara kesintiye uğradı.

Oradan 200 dönüm araziyi bize tahsis ettiler.  Fakat… bize tahsis edilen araziyi 82 dönüme indirdi.

hayati-baygan-06
Okulu ziyaret eden Kenan Evren’in yazısı.

Darüşşafaka’ya yeni bir kampüs yeri aranırken ben yeni emekli olmuştum. İskân-imar müdürlükleri o zaman bizim bakanlığa bağlıydı. Kampüsün yerini tahsis eden Kenan Evren’di. Onun Çarşamba’daki okula gelmesi, arkasından Darüşşafaka’nın sıkışık bir arazide kaldığı, bu irfan yuvasının daha geniş bir araziye taşınmasına dair bir yazı yazmasıyla okul için yeni yer arayışı başlamıştı. Biz müracaatlara başladık. Bize bir takım yerler teklif edildi. Önce Rami kışlası, sonra Anadolu yakasında 400 dönümlük bir arazi teklif edildi. Sonra Bedrettin Dalan o araziye Yeditepe Üniversitesini kurdu. Bir alternatif de Sarıyer üzerinde, şimdi Koç Üniversitesinin bulunduğu yerdi. Okulun şimdiki yeri askeriyenin kontrolü altındaydı. Etrafı tel örgülerle çevriliydi. Ufak ufak gecekondu tecavüzleri başlamıştı. Daha sonra Hazine araziyi Milli Savunma Bakanlığına devretti. Oradan 200 dönüm araziyi bize tahsis ettiler.  Fakat sivil hükümet kurulunca yetki İstanbul Belediyesine geçti. Bedrettin Dalan bize tahsis edilen araziyi 82 dönüme indirdi.

Sistemi devam ettirmek için para çalıştırmayı veya iş hanı yapmayı düşünürken huzurevleri yöntemi ortaya çıktı.

hayatibayganmaltepebiz
Darüşşafaka Maltepe Rezidansta sohbet. Hayati Baygan (DŞ 51), Fethi Aytuna (80), Öktem Kalaycıoğlu (74). 13 Mart 2015.

Darüşşafaka hali vakti iyi olan, daha ziyade eski ailelerin yaşlıları tarafından hibe edilen mülklerin satılmasıyla bugüne kadar geldi. Bir an geldi ki bu kiralarla sistemin dönmesinin imkanı kalmadı. İçimizden bazı ağabeylerimiz Osmanbey’de iş hanı yapmış. Gelirler kiradan daha fazla getiri sağlamış. Ben cemiyete girdiğimde başkan Arı şirketinin sahibi Hayri Bey’di. Refik Darcan abinin ortağıydı. Refik abi cumhuriyet döneminin ilk mühendislerindendi. Hayri abi Darüşşafaka’yı çok tutan ve sahip çıkan biriydi. Otuz küsur sene Darüşşafaka’ya hizmet etti. Biz yine iş hanı yapmayı düşünüyorduk gelir sağlamak için. O sıralarda Yakacık’taki rezidansın yerini hibe ettiler. Belediye orayı huzurevleri mıntıkası olarak belirlemişti. Sistemi devam ettirmek için para çalıştırmayı veya iş hanı yapmayı düşünürken huzur evleri yöntemi ortaya çıktı.

2002’de Ayhan Şahenk vefat edene kadar Doğuş grubunda çalıştım. 2010’a kadar Bodrum’da çeşitli villa inşaatları yaptım. 2010’da tam emekli oldum. Eşime dizinden protez takıldı. Ameliyat sonrası nekahet devresi geçirmesi lazımdı. Bizim Maltepe fizyoterapi hastanesi çok idealdi. Orada iki daire aldık ve yerleştik. Genellikle Mayıs başında Bodrum’a gidiyoruz ve kışın İstanbul’a dönüyoruz.

fa/ök/kk Aralık 2015

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.