Hayri Cem : Yeşil-siyah-beyaz !

Hayri Cem : Yeşil-siyah-beyaz !

1722
0
PAYLAŞ
1974 yemekhane – Sol baştaki benim. Soldan sağa: Hayri Cem, Osman Şenkul, Mehmet Emin Karaaslan, İhsan Kabil, Serhat Özalpay, Ufuk Dinç
1974 yemekhane, soldan sağa: Hayri Cem, Osman Şenkul, Mehmet Emin Karaaslan, İhsan Kabil, Serhat Özalpay, Ufuk Dinç

Hayri Cem parıldayan gözleriyle her an bir muziplik, yaramazlık yaparmış gibidir etrafınızda, hoşuna gitmeyeni, yanlış bulduğunu bodoslamadan, sabrı taşmışsa patlayarak eleştirir… Keskin gözlem ve zekasını boşa harcamamış, hem istemeden (!) atıldığı iş hayatındaki başarıları, hem de Darüşşafakalı portreleri yazdığı İmkansız Hayatlar gibi kitaplardaki üretkenliği ile onu sürekli hayata bir şeyler katarken bulursunuz. Ayrıca bu vesile ile ülke ve dünya çapında bir koleksiyoncu olduğunu öğreniyoruz – veya ben öğreniyorum (ne koleksiyonu olduğunu birazdan okuyacaksınız :).

DSK’nın tarihinden bir kesiti gelin bir de Hayri Cem’in bakışıyla görelim.

Mahalleden Günay abi sayesinde Darüşşafaka

1959 yılında İstanbul’da doğdum. İlkokulu Fındıklı’da Namık Kemal İlkokulu’nda bitirdim. O yıllarda mahalle arkadaşlığı ve komşuluk ciddi yaşanan değerlerdi. Mahalleden Günay ağabey ve 77’li Halil Taslak mahalleden tanıdıklarımdı. Darüşşafaka’yı onlar sayesinde öğrendim. Pazar günleri ellerinde çanta ile okula gidişlerine çok özenirdim. Aynı mahalleden üç kişi; ben, Tuğrul Şenel ve İsmail Özcan Darüşşafaka sınavlarını kazandık. Okulda mahalleden tanıdığım abi ve sınıf arkadaşlarım olduğundan uyum sorunu çekmedim.

Sınıfı geçecek kadar çalışırdım

1975 Okul Bakçesi – Soladan sağa; Cem Bozyiğit, Hayri Cem, Mehmet Enin Karaaslan, Yalçın Gültekin, Ersin Arslan
1975 Okul Bahçesi, soldan sağa; Cem Bozyiğit, Hayri Cem, Mehmet Enin Karaaslan, Yalçın Gültekin, Ersin Arslan

Darüşşafaka’da çok hareketli, yaramaz bir öğrenciydim. Buna karşın derslerden hiç sıkıntım olmadı. Sınıfı geçecek kadar çalışır, geri kalan zamanımda yaramazlık yapardım. Darüşşafaka’da aktif spor yapmadım denebilir. Orta okulda voleybol takımındaydım. Orta sonda ise bir amatör futbol kulübü (Kuruçeşme Spor) beni takıma aldı. Lisans çıkartmak için okuldan izin istediler. Okul yönetimi gitmeme izin vermedi. Önce okul takımında oynamamı, geriye kalan zamanda izin vereceklerini yazmışlar. Geriye zaten vakit kalmıyordu ki. Böylece futbol hayatım başlamadan bitmiş oldu.

1975 yılında, okuldaki malum öğrenci olaylarından dolayı okulla ilişiğim kesildi. Benimle birlikte 4 kişinin daha ilişiği kesildi. Bizim atılmamızı protesto etmek için yapılan boykotlarda başka arkadaşlar daha okuldan atıldı. Ben ve Mehmet Emin Karaaslan Şişli Lisesine kayıt yaptırdık. Aynı dönemde atılan, 1976’lılardan Saffet Karpat, Dinçer ve Faruk da aynı liseye geldiler. Beş Daçkalı aynı liseye kayıt yapınca orada da uyum sorunu çekmedik.

Lise bitince, İ.T.İ.A Şişli Siyasal’a girdim. Bu okul daha sonra Marmara Üniversitesine bağlandı. Marmara Üniversitesinden mezun oldum.

 

Halit Ziya Yılmayan ile birlikte Dernek’te canlanma

Darüşşafaka’dan ayrıldıktan sonra sınıf arkadaşlarımla hiç ilişkim kopmadı. Her hafta sonu buluşur, sohbet ederdik. Üniversiteyi bitirip, iş-güç sahibi olduktan sonra dernek vasıtasıyla diğer mezunlarla biraraya gelme fırsatım oldu. Dernekle ilişkim ilk kez rahmetli Halit Ziya Yılmayan ağabey vasıtasıyla oldu. Bir öğle sonrası sekreterim Darüşşafakalı iki beyefendinin beni ziyarete geldiğini söylediğinde bir anda rahmetli Cihat Örge ve Halit ağabeyleri karşımda bulmuştum. Gözlerinde nedenini anlayamadığım bir sevinç ve hallerinde tatlı bir telaş vardı. Bir yandan benim vaktimi alıyor olmaktan dolayı huzursuz oluyor bir yanda da Darüşşafakalılar Derneği hakkında beni bilgilendirmeye çalışıyorlardı. Amaçları, dernek vasıtasıyla Darüşşafakalıların bağlarını sıklaştırmaktı. On beş dakikayı geçmeyen sohbetimiz esnasında, sadece sınıf arkadaşlarımla olan Darüşşafakalılık bağının yetmediğine beni ikna ettiler.

1974 Orta 2 voleybol takımı. Soldan sağa; üstte Ünver Güneş ve Hayri Cem, alt sırada Nezih Güven ve Umur Kavlakoğlu.

Bu ziyaretten birkaç ay sonra beni telefonla arayarak, bir akşamüstü derneğe davet ettiler. O akşam başka bir randevum olmasına rağmen, telefondaki tatlı ve ısrarcı sese hayır diyemedim. Değişik dönemlerden pek çok Darüşşafakalı dernekte toplanmıştı. Halit ağabeyin tereyağlı kuru fasulye ve pilavını ilk kez o akşam yemiştim. Başta Cihat ağabey ve Halit ağabey olmak üzere bizden önceki kuşağın temsilcileri bizlerden derneğe sahip çıkmamızı istiyorlardı. Bir süre sonra bizim kuşaktan Cem Kızılçeç ağabey beni arayarak Kuruçeşme’de bir lokale davet etti. Bu toplantıya bizim dönemlerden Darüşşafakalılar katılmıştı. Toplantının konusu tahmin ettiğim üzere Darüşşafakalılar Derneği idi. Bu toplantıda Darüşşafakalılar Derneğine destek olmak ve yaşatmak için yaşlı ağabeylerimizle işbirliği yapmak kararı alındı.

İyi ki o toplantıya katılmışım. İyi ki bana yapılan daveti angarya görmeyip, dernek yönetimine girmişim. İsimlerini eksik hatırlayabilirim; bizim dönemlerden Harun Yılmaz, Beşir Özmen, Hüseyin Demir, Cemal Küçüksezer, Muhittin Uzal ve ben, yaşlı ağabeylerden ise Cihat Örge, Halit Ziya Yılmayan, Nusret Altınkaya, Galip Kaynak ve diğer ağabeylerden oluşan bir yönetim kurulu oluşturduk. Toplantı yaptığımız çarşamba akşamlarını iple çekerdim. İnanılmaz derecede üretken toplantılardı. Değişik kuşaklardan oluşan bu topluluk müthiş bir sinerji yaratmış, derneği hızla geliştirmiş ve üye sayısını hızla artırmıştı. Bu üretkenliğimizin en büyük nedeni Cihat ve Halit ağabeylerin bize aşıladığı Darüşşafaka sevgisi idi. Hayatımın en değerleri anıları bu ağabeylerimle birlikte çalıştığım yıllara aittir. İyi ki onları tanıma şansına sahip olmuşum.

Dernekteki yöneticiliğimiz esnasında Cemiyet Başkanımız Çetin Berkmen bizlerle temas kurarak, Dernek yönetiminden 4 kişiyi Cemiyet Yönetimine almak böylece Cemiyetle Dernek arasında sıkı ilişkiler kurmak istediğini söyledi. Böylece Cemiyete de girmiş olduk. Cemiyette ilk yıllarımızda, Derneği temsil eden Beşir Özmen, Muhittin Uzal, Hüseyi Demir ve ben sıkı muhalefet yapmaya başladık. Her halde Çetin ağabey bizleri yönetime aldığı için çok pişman olmuştur.

DSK…

Darüşşafaka Spor Kulübüne gelişim ise yine Çetin Berkmen döneminde gerçekleşti. Sanırım 1995 yılıydı, beni telefonla arayarak DSK Yönetimine almak istediğini söyledi. Kendisi kulübün resmi başkanı değildi ama aslında her kararı o verirdi. Yani patron hep Çetin Berkmen’di. Başkan ve YK üyeleri ise hep onun sağlayacağı finansmana ve onun kararlarına bağımlı idiler. Ben yine dikbaşlılık yaptığımdan üç yıl sonunda yönetimden ayrıldım.

DSK’da edindiğim tecrübe daha sonra 2000 yılında Serdar Bilgili Başkanlığındaki BJK YK üyeliğimde çok faydalı oldu. Beşiktaş yöneticiliği döneminde Daçka – BJK maçlarından hep kaçardım. Çünkü çok sıkı Beşiktaşlı olmama rağmen maçın sonucu ne olursa olsun sevinemeyeceğimi biliyordum. Beşiktaş’taki yönetim görevim bittikten sonra 2008 yılında Saffet Karpat ile birlikte tekrar DSK yönetimine girdim.İşlerimin yoğunluğundan dolayı yedek üye olarak girdim ama bir anda kendimi asil üye gibi çalışır buldum. 2011 yılında çok sıkı bir Daçka taraftarı olan oğlum Güven DSK Yönetimine girdi. Görevi oğluma devretmiş olmak en büyük gururlarımdan biridir.

Basketbol takımına kampı kendi evimizde yaptırdık

Yöneticilik yaptığım dönemde tek hedefimiz ligde kalmaktı. Play off’lara kalırsak büyük başarı sayılırdı. Ancak takımın Avrupa liglerine katılma hakkını kazanmasından da oldukça korkardık. Zira takımı Avrupa’ya götürecek kadar paramız yoktu. Avrupa kupalarına katılmamızı sağlayacak maç oynanırken ilk kez tüm yönetim kurulu olarak yenilelim diye dua ediyorduk. Sezon öncesi hazırlık döneminde takıma kamp yaptıracak paramız bile yoktu. Yılını tam hatırlamıyorum ama Candan Tekin’in takımı çalıştırdığı sezon başında kamp yeri arıyorduk. Bütçemize göre bir yer bulamadık. O yıllarda, yine Darüşşafakalı bir abimiz olan Candaş Keresteci’nin Bayramoğlu’nda yaptığı Palmiye sitesinde yazlık almıştım. Candaş ağabey de DSK yönetim kurulu üyesi idi. Bizim tatil köyünde de beton zemin olmasına rağmen bir basketbol sahası vardı. Son çare olarak Candaş ağabeyin ve benim yazlığımı kamp boyunca takıma tahsis ettik. Candan hoca halen her karşılaştığımızda o sezon kampını hatırlar ve güleriz.

O yıllarda DSK finansal olarak çok zor bir dönem geçiriyordu. Çetin ağabey kulübün giderlerini cebinden karşılayacak bir yönetim kurulu oluşturmuştu. Sanırım beni de, hiç spor kulübü yöneticiliği tecrübem olmamasına rağmen, yönetime almasının nedeni de buydu. Her ay sonu 5 – 6 YK üyesi oturur, giderleri hesaplar ve cebimizden bu giderleri karşılardık. Uzun bir süre kulübü böyle yönettik. Sezon sonunda bir oyuncumuza FB talip olmuştu. Çetin ağabey belli bir miktar karşılığında hem oyuncumuzu satmak hem de sahamızın kullanımı için FB’ye söz vermiş. Ben söz konusu paranın çok düşük olduğunu söyleyerek, alternatif yaratmak istediğimi söyledim. Tabii bu önerim çok soğuk karşılandı ama yok da diyemediler. Nitekim, sahamızı hem GS’ye hem de Efes’e bizimle birlikte kullanmak üzere kiraya verdim. Oyuncumuzu ise daha önce konuşulan ücretin çok üzerinde FB’ye sattım. Paralar Cuma akşamı peşin olarak bankaya yattı. Pazartesi kulübe gittimde banka hesabının sıfırlandığını gördüm. Yönetici arkadaşlara paranın ne olduğunu sorduğumda, bugüne kadar verdikleri borçlara karşılık olarak aldıklarını söylediler. Peki ben de sizinle birlikte para verdim, benim param nerde diye sorduğumda, ‘Biz borç verdik, sen bağış yaptın’ dediler. Bu da bana bu tür organizasyonlarda verilen para karşılığında makbuz ya da belge almanın gerekliliğin öğretti. Bu söylediklerimi burada açıklıkla anlatmamın sebebi, bu durumu Cemiyet Genel Kurulunda belgeleri ile genel kurula sunmuş olmamdır. Bu belgeleri halen saklarım.

hayri-cem-09
2013, evde.

Memur olamayınca iş adamı oldum

Aslında hayatım hep çalışmakla geçti. Daha ilkokul yıllarında babam, hayatı erken öğreneyim diye, beni Karaköy Limanındaki bir turistik eşya satan mağazaya çırak olarak verdi. Yaz aylarında bu mağazada çalışıyordum. Yaşıtlarım mahallede oynarken işe gitmek çok zoruma gidiyordu ama para kazanıyordum. Aslında para kazandığımı zannediyordum. Babam çok gururlu olduğundan, benim maaşımı her ay cebinden bu mağazaya ödermiş. Mağaza müdürü George Rizof ağabey ise bana hissettirmeden her ay “maaşımı” elime sayardı.

Daha sonraki yıllarda Darüşşafaka Lisesi’ne girdim. Burada İngilizce öğrenmeye başladığımdan iş hayatımda da sınıf atladım. Hazırlık birinci sınıftan itibaren Kapalı Çarşı’da tezgahtar olarak çalışmaya başladım.Yaz aylarında biriktirdiğim paralarla kış aylarındaki harçlığımı çıkarıyor ve aileden harçlık almadan kışı geçirebiliyordum. Hatta bu parayla kendime üst-baş bile alabiliyordum. Üniversiteye kadar Kapalı Çarşı’da çalıştım. Kapalı Çarşı benim için ilk mezun olduğum fakültedir.

Üniversite yıllarında en büyük hayalim akademik kariyer yapmak ve bir bilim adamı olmaktı. Bu hayalimi gerçekleştirme için çok yoğun çaba sarfettim. 1982-1984 yılları arasında Marmara Üniversitesi‘nde Asistan olarak çalışmaya başladım. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde master yapıyordum. Fakat devletin o yıllarda yaptığı kıyımdan bana pay düştü; 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunundan dolayı memuriyetimi bitirdiler. Böylece Daçka’dan sonra bir kez daha bir kurumdan kovulmuş oldum.

Memur olamayınca mecburen işadamı oldum. 1984 yılında Bileşim International A.Ş ‘yi kurdum. Bileşim, Türkiye’nin ilk araştırma şirketlerindendir. Bu şirketi kısa zamanda hem Türkiye’de hem de uluslar arası piyasada itibarlı bir firma haline getirdim. YK Başkanlığını yaptığım bu şirketteki hisselerimi Alman GfK şirketine sattım.

Bileşim şirketine paralel olarak 1989 yılında İtalyan AGB firması ile AGB Anadolu A.Ş.’yi kurduk. Bu firma Türkiye’de ilk kez TV ratinglerini ölçmeye başlayan firmadır. Bu şirketteki hisselerimi de 1995 yılında İtalyan AGB şirketine sattım.

Bu işlere paralel olarak 2000 yılında Bileşim Medya adlı şirketi kurdum. Reklam ölçümleri yapan bu şirketimi de 2007 yılında Amerikan Nielsen şirketine devrettim. Nielsen firması satın alma işlerinden sonrası beni bırakmayarak Türkiye ve Gelişmekte Olan Ülkeler Genel Müdürü tayin etti. Çok yıpratıcı ve zor olan bu görevi beş yıl sürdürdüm. 2012 yılında emekliliğimi istedim. Emekli ettiler ancak haftada iki gün Yönetim Kurulu danışmanı olarak çalışmamı istediler. Halen bu danışmanlık görevini sürdürüyorum.

Madalyalarım puldan…


Darüşşafaka’da okurken Filateli Kulübüne üye olmuştum. Pul kolleksiyonu yapmaya o yıllarda başladım. Daha sonraki yıllarda topladığım pulları düzenlemeyi ve yarışmalara katılır hale getirmeyi öğrendim. Zamanla Dünyanın sayılı koleksiyonerleri arasına girdim. Türkiye Cumhuriyeti Posta pullarına 1920’den bugüne eksiksiz olarak sahibim. Ayrıca Dünya Futbol Tarihi, Olimpiyat Tarihi adlı kolleksiyonlarım 2000 Sydney Olimpiyatları ve 2004 Atina Olimpiyatlarında gümüş madalya kazandı. Bu koleksiyonlarla pek çok uluslararası ödül kazandım. 1960 Olimpiyaları ve Türk Spor Tarihi ile ilgili de birer koleksiyonum var. Dünya Futbol tarihi adlı koleksiyonumu kitap haline getirdim. Böylece dünyada ilk kez Dünya futbol tarihi pullarla yazılmış oldu. Bu kitabım da Atina Olimpiyatlarında özel ödül kazandı.

Yıllardır her Beşiktaş maçı sonrasında kendi yorumlarımı yazar, kendi web sitemde yayınlarım. Bu yazılarım, Siyah-Beyaz yazılar adı altında 3 kitap olarak yayınlandı. Şimdi 4. kitabım basılmak üzere.

Yazmak benim için önemli bir hobi. Darüşşafakalıların anılarından oluşan İmkansız Hayatlar adlı bir kitabım yayınlandı. Bu kitap Darüşşafaka’nın kuruluşundan başlayıp 2. Dünya Savaşı yıllarına kadar geliyordu. Şimdi bu kitabın devamını yazmaya başladım. Kısmet olur da bitirebilirsem 1980 yılına kadarki dönemi kapsamayı planlıyorum.

hayri-cem-02
11 Ekim 2014. DSK Başkanı Ümit Başkırt ile. Ligdeki ilk maçımızda BJK’yi çok büyük çekişmeden sonra 74-71 yendik sahamızda…. Bir tarafı BJK diğer tarafı Darüşşafaka Doğuş olarak yaptırılan kaşkoller tam Hayri’ye göre…

Benim gibi yarı emekliler için vakit problemi pek olmuyor. Çalıştığım dönemde okumak için alıp, vakitsizlikten bir kenara koyduğum kitaplarım vardı. Ne kadar çok kitabı okumayı ertelemişim; şimdi keyifle onları okuyorum.

Bir diğer hobim de futbol ve basketbol maçları izlemektir. Beşiktaş ve Daçka’nın maçlarını kaçırmamaya özen gösteriyorum.

Çalışmamak…çok hoşuma gitti…

Benim için ideal tatil yaz aylarında yapılan tatildir. Kış aylarında lahana gibi üst üste giyinip, soğuk havada gezmeyi sevmiyorum. Yaz aylarında iki tür tatilden hoşlanıyorum; ya evde kalıp, bahçemde vakit geçirmek ve kitap okumak ya da tekne ile deniz yolculuğu (özellikle mavi tur) yapmak. Yaz aylarında bir deniz kıyısı otelde kalmak da beni pek kesmiyor. Teknede uyanıp, sabah yüzümü yıkamadan denize atlamak beni çok mutlu ediyor.

Uzun yıllardan sonra ilk kez bu yaz doyasıya tatil yapma fırsatı buldum. Yani emekliliğin keyfini çıkarmaya başladım. Ben emekli olurken herkes, ‘sen boş duramazsın, mutlaka yeni bir iş kurarsın’ diyordu. İlk zamanlar ben de öyle düşünüyordum. Ama çalışmamak, vaktini hobilerine ayırmak çok hoşuma gitti. Ömrümün geri kalanını böyle geçirmeyi planlıyorum.

Not : En baştaki resim; Beşiktaş taraftarı  2002 yılında Hayri Cem için böyle bir pankart açmışlardı.

ök/fa Aralık 2014

Yorum yok

YORUM YAZIN

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.