Ana Portreler İki simge isim : Halit Ziya Yılmayan ve Cihat Örge

İki simge isim : Halit Ziya Yılmayan ve Cihat Örge

3154
0
PAYLAŞ
Halit Ziya Yılmayan, Bulut Buharalı ile.

Aramızdan ayrılsalar da aramızdalar.

Aramızdan ayrılan tüm Darüşşafakalılar için geçerli bir duygu bu muhtemelen. Hepsini bu vesile ile sevgiyle analım. Aramızdan ayrılan iki abimizi ise muhtemelen biraz daha özel anıyoruzdur. Çünkü onların emekleri yoğun, yılmayan ve uzundu… Bu portre çalışmamız bu iki çok değerli abimiz üzerine : Halit Ziya Yılmayan ve Cihat Örge. Onları yine çeşitli dönemlerden Daçkalıların (Halit Tilki 1961, Davut Ökütçü 65, Beşir Özmen 74 ve Erdinç Ergenç 91) yazılarıyla hatırlayacağız.

hzy-cihatorge
Cihat Örge ve Halit Ziya Yılmayan pilavda gölgede dinleniyorlar

Genç arkadaşlarımız tanıyamamış olabilirler Cihat ve Halit abileri. Bir kısmı onların adlarını belki ilk kez, Çarşamba öğlenleri toplandığımız Ortaköy Lokalinin kapısındaki levhadan okuyup öğrenmiş olabilirler. Ama değerler anlamında bizlere katacakları çok şey olan bu iki özveri abidesini hepimiz tanıyalım, bu sayfalarda ölümsüzleştirelim istiyoruz.  Yaş engeli tanımaksızın Darüşşafaka ve DSK için çalışan iki abimizin dinamizmini hatırlarken adeta bir gülümseme geçiyor beynimizden… Halit abiyi ben de aşağıda Davut abinin anlattığı türden bir ziyaretle tanımış, zerafet ve enerjisine hayran kalmıştım. Bu noktada sözü Davut Ökütçü‘ye bırakalım.

 

 

 

Şaşırtan ziyaret

Şaşırmıştım. Ortaköy’den Zeytinburnu’na otobüs, birkaç minibüs değiştirerek onca yolu aşıp gelmişlerdi. Nasıl ağırlayacağımı şaşırdım.

Biri 1915’de doğmuş, diğeri Atatürk’ün Samsuna çıktığı yıl olan 1919’da. İkisinin de yolu Darüşşafaka’dan geçmiş. Sonrasında da  bir ömür boyu süren bir dostluk içinde hiç kopmamışlar birbirlerinden.

Ben onları tanıdığımda 1987 ya da 1988 yılı idi. O sırada Koç grubunun tekstil şirketi Bozkurt Mensucat’ta Genel Müdür Yardımcısı idim. Kapıdan “Darüşşafaka’dan iki bey gelmiş sizi görmek istiyorlar” diye haber geldiğinde, okuldan mezuniyetimden yirmi küsur yıl sonra beni arayan iki Daçkalıyı merak ederek kapıyı gözledim. Kol kola iki yaşlı bey içeri girdiler. Elinde bastonuyla hafif adımlarla yürüyeni (Cihat Örge ağabey) narin yapılı, kar beyazı bıyıklının (Halit Ziya Yılmayan ağabeyin) kolundaydı. Her ikisinin de yüzünde geniş bir gülümseme vardı.  Kendilerini tanıttılar, daha doğrusu Halit abi konuştu ikisinin adına:

hzy-03
Halit abi Ortaköy Lokalinde şömine önünde

Bu Cihat ağabeyin 1939 mezunudur. Benden tam dört yaş büyüktür. Onun için abi diyorum ona. Ben de 1940’da Lise I’den tasdikname ile ayrıldım Darüşşafaka’dan. İkimiz de Dernekte yönetim kurulunda çalışıyoruz. Hem seni tanımak ve pilav gününe davet etmek, hem de üyelik formunu vermek istiyoruz” dediler.

Şaşırmıştım. Ortaköy’den Zeytinburnu’na otobüs, birkaç minibüs değiştirerek onca yolu aşıp gelmişlerdi. Nasıl ağırlayacağımı şaşırdım. Konuştukça coşuyorlardı. Darüşşafaka’dan söz etmek, kendi dönemlerinin Darüşşafakasını anlatmaktan büyük haz duyuyorlardı. Sohbet uzadıkça da “acaba fazla vaktini aldık mı Davutçum” diyordu Halit Ziya ağabey.

davutokutcu99
Davut Ökütçü, Ortaköy Lokali’nin kapısında, 2014.

Bir zaman sonra ayrılacakken öğrendim ki yakınımızdaki Aksu fabrikasında çalışan Darüşşafakalı Pulad Verbas’a gidecekler. Niyetleri yürümekti. Zira o yoldan pek bir  vasıta geçmiyordu.  Şoför ve arabamı onlara tahsis ettiğimde pek bir mutlu olmuşlardı. Bu bir rutin haline geldi. Onları zaman zaman görmek bana ayrı bir mutluluk veriyordu. Bir gelişlerinde “Ortaköydeki lokalimizin halı ve perdeleri için kısıtlı kaynağımız var bize yardımcı olmanı istiyoruz” demişlerdi. Birkaç tekstilci dostuma telefondan sonra “hepsini bedavaya yakın hal edeceğiz” dediğimde yüzlerindeki mutluluk ifadesi görülmeye değerdi.

Dönüp dönüp “siz genç Darüşşafakalılar ile gurur duyuyorum, sizler benim hayat enerjimsiniz” diyordu. O gün başlayan dostluğumuz bizi terk ettikleri günlere kadar sürdü.

Onlar sayesinde Darüşşafakalılar Derneğine de üye oldum. 1998-1999 yıllarında birlikte Dernek yönetim kurulunda bulunma mutluluğunu tattım.

Dernek başkanlığım döneminden başlayarak vefatlarına kadar geçen zamanda ise Derneğimizde Onur Kurulu üyeleri olarak görev yaptılar.

Miniatürk’te Darüşşafaka binası

hzy-miniaturk2003 yılında Miniatürk Parkında tarihi binamızın maketini koymak için sözleşmeyi imzaladığımızda çocuklar gibi sevinmişti.

Her köşesinde anıları olan tarihi binamız, Miniadaçka’nın maketinin parktaki yerini aldığı açılış töreninde göz yaşlarını tutamamıştı. 13 Nisan 2004’de 84 yaşını Ortaköy lokalde kutladık. Törenin ardından İhsan Devrim (DŞ ‘37) ağabeyimizin liderliğinde hep birlikte  Miniatürkteki binamızı ziyarete gitmiştik.

 

Zerafet ve enerji

Yıl sonu yemeklerimizde kız kardeşlerimizi dansa kaldırıp gecenin renkli geçmesi için ilk işaret fişeğini ateşleyen ağabeyimizdi.    

Halit Ziya ağabeyimizin tükenmeyen neşesi ve değme delikanlılara taş çıkaracak bir enerjisi vardı.

Büyük küçük her Darüşşafakalının mutlu ya da acılı gününde yanlarındaydı. Yıl sonu yemeklerimizde kız kardeşlerimizi dansa kaldırıp gecenin renkli geçmesi için ilk işaret fişeğini ateşleyen ağabeyimizdi.    

Halit Ağbi yaz kış hastalık dinlemez mutlaka ama mutlaka sahamızdaki tüm maçlarımıza gelirdi. Çoğu zaman Yavuz Şeremetoğlu ağabey aracını ve şoförünü tahsis eder onu evinden aldırıp tekrar bırakırdı. Bizlerin üşendiği havalarda Halit Ağabeyimizi VİP tribünündeki yerini aldığını bilmek bizleri teşvik ederdi maçlara gitmeye. Deplasmanlara da gelirdi Halit Ziya abimiz. Boynunda atkısı, tetemiz kolalı beyaz gözleğinin üzerine bağladığı kravatı ve siyah takım elbisesi ile flinta 80i devirmiş genç ruhlu abimiz otobüsteki ön koltukta yerini alır oyuncularla birlikte deplasmana giderdi.

Son arzusu pasaportunu alıp benimle birlikte Darüşşafaka Amerika Pilavına gelmekti. Çoğunu ismen tanıdığı Amerika’da yerleşik Darüşşafakalılar ile bir arada olmak istiyordu.  Bunu çok ama çok istiyordu. İyiden iyiye hazırlanmıştık birlikte gitmeye ne yazık ki ömrü buna yetmedi.

Darüşşafaka’ya büyük emekleri geçen her iki ağabeyimizi de rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

Darüşşafaka camiasının sessiz ve gösterişsiz yük taşıyıcıları var. Beşir Özmen de onlardan biri. Herkesi tanır, tanımaya çalışır, arar, armaya çalışır, hatırını sorar, camide, hastanede en çok gördüklerimizdendir. Küçükleri ve büyükleriyle aynı içtenlikle ve mesafede samimi ilişki kurar, ama herhalde Halit abiye özel bir ihtimam gösterdiğini söylemek yanlış olmaz. 14 Mayıs 2012’de Halit abinin cenazesinde yaptığı aşağıdaki konuşma Onun için kolay olmadı :

Halit Ağabeyi yakından tanıyalı, ona “Baba” diye hitap edeli yirmi yılı aştı.

Değerli Darüşşafakalılar,

Bugün Halit Ziya Yılmayan Ağabeyimizi en sevdiği yerde, Darüşşafaka’da, en sevdiği insanlarla, Darüşşafakalılarla birlikte anmak ve uğurlamak için toplandık.

Şu anda üzerimde 2011 yılında doğum günümde bana hediye aldığı gömlek, ceketimin yakasında hediye ettiği rozet var.

Cemal Süreya’nın dizelerinde anlattığı gibi hissediyorum;

Sizin hiç babanız öldü mü ?

Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler

Babamdan ummazdım bunu kör oldum

Ben Halit Ağabeyi yakından tanıyalı, ona “Baba” diye hitap edeli yirmi yılı aştı.

4-5 yıldır her gün görüşürdük. Her gün mutlaka görüştüğüm iki kişi var; annem ve Halit abi.

Halit ağabeyim 25 Şubat Cumartesi günü hastalandı.

24 Şubat Cuma günü üç kez görüşmüşüz.

25 Şubat Cumartesi günü kendisini aramak için öğlen olmasını bekliyordum; “Akşam Derneğin yemeğinde bana yanınızda yer ayırır mısınız ?” diyecektim.

Oğlu Esat aradı ve 25 Şubat’tan, 11 Mayıs’a giden yola girdik.

Teşekkürde, iltifatta cömert insan

Bana hep Halit ağabeyimi hatırlatan iki paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum;

“Yazar olmadan önce insan olmayı ve insan olmadan iyi yazar olunamayacağını bana ilk öğreten Ahmet Rasim oldu, kendi farkında bile olmadan. Ahmet Rasim, babamın Darüşşafaka’dan arkadaşı olduğu için kardeş gibi sevişirlerdi. Matbaaya da işi olduğu için değil, dertleşmeye, laflamaya gelirdi. Sohbeti de görünümü kadar sıcaktı. Kimseyi incitmeyen yumuşak ve kalender bir humoru vardı. Biraz Bektaşilerinkine benzeyen. Harcayıcı, çimdikleyici espriden hoşlanmazdı. Politikadan da hiç hoşlanmadığı gibi.

Darüşşafakalılık onun kişiliğine belirgin bir damga vurmuştu. ‘Mümtaz İrfan Ocağı’ sayılan Darüşşafaka, gerçekten de sıkı disiplini, Osmanlı efendiliği, herkese saygıyı telkin edici geleneği ile Türkiye’nin en nazik ve efendi insanlarını yetiştirmişti. Kimde ince ve gösterişsiz bir nezaket görürseniz, kimde kendini dünyanın ekseni saymayan bir olgun alçakgönüllüğe rastlarsanız, kimde güzel Türkçe bir telaffuz bulursanız, o dönemde hiç yanılmayan teşhisi koyabilirdiniz: Darüşşafakalıdır muhakkak. Kaç eski Darüşşafakalı tanıdımsa, bu vasıfları yalanlayan bir istisnaya rastlamadım.”

hzy-06
Ortaköy lokalinde, soldan : Davut Ökütçü, Halit Ziya Yılmayan, İhsan Devrim. 2004.

Rahmetli Haldun Taner’in, dedesinin Darüşşafaka’dan arkadaşı Ahmet Rasim ağabeyimiz için yazdıkları, bence Halit ağabeyimizi de tanımlıyor.

teşekkürde, iltifatta Halit ağabeyimden daha cömert bir insan tanımadım.

Her bayram, yılbaşı Halit ağabeyim, ben kendisini aramadan beni arayacak diye tedirginlik duyardım. Bunu bu salondaki pek çok kişi duyardı.

Her Sevgililer Gününde, Anneler gününde, Kadınlar Gününde… eşime çiçek almam için bana söz verdirirdi. Ben teşekkürde, iltifatta Halit ağabeyimden daha cömert bir insan tanımadım.

Halit Ağabeyimi, rahmetli Cihat Örge ağabeyimizle birlikte tanıdım. Darüşşafaka ve Darüşşafakalılar Derneğinin bacasının biraz da onların gayretiyle tüttüğüna inanırım. Ayrılmaz ikili ile birlikte hizmet etme olanağına sahip olduğum için kendimi çok şanslı sayarım.

Hep delikanlıydı

“sizler için dova ediyorum.”

Halit Ağabeyim bence bir mucizeydi. 92 yıl delikanlı gibi yaşadı.

Her anlamda pırıl pırıl bir zeka, hafıza, kalp, incelikle. Hiç yük olmadan…

Güzel evlatları, torunları, yeğenleri, kardeşleri, ağabeyleri oldu…

Hepsini sevdi, hepsi de onu sevdi…

Onu ne kadar özlediğimi anlatamam.

Ondan ne kadar çok şey öğrendiğimi anlatamam…

Her gün büyük bir eksiklik hissediyorum babamı aramadım diye…

Sonra… Sonrası yok…

İhsan Devrim ağabeyimizi kaybettikten sonra Ortaköy’de öğlen rakılarının tadı kaçtı.

Halit ağabeyimden sonra benim mutluluğum hep biraz eksik olacak.

Rakıların tadı, baharlar, Ortaköy… eksik olacak.

Her konuşmamızın sonunda tatlı aksanıyla “sizler için dova ediyorum.” derdi.

Şimdi çok sevdiği eşi Nermin Hanımla, Cihat ağabeyiyle, İhsan ağabeyiyle, ağabeyleriyle, kardeşleriyle buluşuyor. Biz oraya vardığımızda Cihat Ağabey’le birlikte, Darüşşafakalılar Derneğini kurmuş olacaklarını bekliyorum.

Bu uğurlamaya katıldığınız için teşekkür ediyorum…

Sevgili Ağabeyimi, babacığımı, Darüşşafakalı Hocalarımızdan Yahya Kemal Beyatlı’nın dizeleriyle uğurlamak istiyorum;

Tekrar mülaki oluruz bezm-i ezelde

Evvel giden ahbaba selam olsun erenler

Ondan yazı yazmasını isteyince haklı olarak duraksadı. Özellikleri olan insanları anlatmak korkutucu olabilir. Eksik bırakırım endişesine kapılırsınız. Ama kırmadı bizi. Camiamızın neşeli, bilge insanı Halit Tilki abinin kaleminden :

İnce insan

hzy-13
Soldan : Halit Ziya Yılmayan, İhsan Devrim, Eyüp Halit Türkyazıcı (78’li ‘Domo’). Miniatürk 2004. Motorsiklet başlığına bakılırsa resmi çeken Ömer Eskin

Yalnız yaşamasına rağmen çok şık giyinir, her zaman elbisesi, gömleği ütülü, ayakkabıları boyalı olurdu. Özel günlere özel dikkat gösterirdi ama maçlara gelirken bile kravatını takmadan gelmezdi.

Geçenlerde Darüşşafaka Cemiyetinin kokteyline davet edildim.Cemiyet Yönetim Kurulu üyeleri, Denetçiler, Haysiyet Divanı üyeleri toplanıp bilgi alışverişinde bulundular. Ortada çiçek yoktu. İçim cızzz etti. Halit Ziya Yılmayan abim geldi aklıma. Cemiyet her hangi bir vesile ile bizleri davet ederse hemen bir çiçek yaptırıp, çiçekle giderdi.

Bizde nerde o akıl , nerde o incelik.

Çok derinliği olan bir insandı.

Herşeyi kaidesine göre yapmayı severdi.

Yalnız yaşamasına rağmen çok şık giyinir, her zaman elbisesi, gömleği ütülü, ayakkabıları boyalı olurdu. Özel günlere özel dikkat gösterirdi ama maçlara gelirken bile kravatını takmadan gelmezdi.

Hangi şartlarda olursa olsun maçları kaçırmazdı.Mutlaka gelirdi. Ön sırada kendisi için ayrılmış yere oturur beni yanına çağırırdı. Maçlarda gayet sakin oturur, hakemlere ve karşı takım oyuncularına hakarete ve bağrışmalara kızardı.

Maç bitiminde beraberce eve dönerdik.Yeğeni ile beraber maçtan çok az konuşurduk, konumuz hep Darüşşafaka ve Darüşşafakalılar olurdu.

Evine yaklaştığımızda her seferinde ‘’seni Beşir ile beraber balık yemeye çağıracağım’’ derdi. Çağıramadı…

Halit ZiyaYılmayan abimle ilk tanışmam Cihat Örge abi ile beraber olmuştu. İkisi birden Ulus’taki işyerime gelmişler Darüşşafaka için yapılması gerekenleri anlatmışlardı.Yaşları hayli büyüktü ama kendileri gençti. Otobüs, tramvay, minibüs ne bulurlarsa dolaşıyorlar bütün Darüşşafakalılara ulaşmaya çalışıyorlardı. Ulaştılar da. Her ikisi de Darüşşafakalıların yüreğinde yer buldu.

İnsanın söyleyecek sözü çok olunca edecek laf bulamazmış. Halit abiyi de anlatmak o kadar zor ki… Tek kelimeyle anlatmaya çalışsam içi sevgi dolu, içindeki sevgiyi paylaşmayı seven muhteşem bir insandı.

Hiçbir Darüşşafakalı Halit Ziya Yılmayan abimin elinden kurtulamamıştır. Kurtulmak istememiştir.Yakaladığı Darüşşafakalıyı hemen sarılır öper, sımsıkı sarılmasıyla sevgisini hepimize geçirirdi. Bitmez bir sevgisi vardı.

Bazen Cihat Örge abimle beraber arabaya atlar Çorluya Cihat abinin albay oğlunu ziyarete giderdik. Mesafeler hiç önemli değildi. Yeter ki bir yere varılsın. Eğer Ankara pilavı varsa Ankara’ya gidilirdi.

Keyif adamı

İçkinin canına okurdu. İlerlemiş yaşına rağmen bizleri yarı yolda bırakacak kadar içebilirdi.

Halit abim tam keyif adamıydı. Uyardı. O toplulukta ne yapılması gerekiyorsa onu yapardı. İçkinin canına okurdu. İlerlemiş yaşına rağmen bizleri yarı yolda bırakacak kadar içebilirdi.

Çocukken bayramlarda yeni ayakkabı aldıkları zaman o kadar sevinir ve sahiplenirdik ki yeni ayakkabılarımızı yastığımızın altında saklardık.Halit abi lokal kendisine verildiği zaman aynı sevinci ve heyecanı yaşadı. Mümkün olsa lokali  yastığının altında saklayabilirdi. Lokal, Halit abiyi yaşama bağlayan şeylerden en önemlisi idi… Orası özellikle belli bir yaşın üzerindeki Darüşşafakalılar için vazgeçilemez bir mekan oldu. Herkes Çarşamba günleri ikram edilen öğle yemeğinin tadını fazlasıyla çıkartırdı. Başka lokaller yapılmasına rağmen oradan vazgeçilmedi. Diğer lokaller kapandı ama mütevazi Halit Ziya Yılmayan Cahit Örge lokali kapanmadı. Umarım ve inşallah en azından bizler hayatta iken kapanmayacak.

hzy-20
Ortaköy Lokali’nin kapısındaki levha. 2015.

Halit abi artık lokalin daha genç daha dinamik birine devredilmesini istiyordu. O dönemde Darüşşafakalılar Derneği başkanı olan Yalçın Gültekin’e lokalin anahtarını verdi. Ben şaka olsun diye ‘’ağabey Halit’ten Halit’e devretmek lazım, boşver Yalçın’ı bana devret’’ dedim. Hiç kimseyi incitmek istemezdi. Bana hayır dememek için araya bir şeyler karıştırdı ve Lokali Yalçın’a teslim etti. Ama yazık ki Yalçın lokale hiç uğramadı bile. Yalçın küsmüştü. Darüşşafaka’ya küsmeyi hiç anlamamışımdır. İnsanlara küsebilirsiniz ama Darüşşafaka bir anıttır, Ona niye kızalım. Sanırım “niye küstün’’ diye sormadılar. Eğer sorsalardı, geri dön deselerdi, dönerdi.

Her neyse ondan sonra gelen Dernek başkanları da orayı boşlamadılar ve Halit Ziya abinin mirasına sahip çıktılar. Teşekkürü hak ediyorlar.

Portreler çalışması ile bir yandan Darüşşafaka’ya ve spora çeşitli açılardan emeği geçenlere teşekkür ediyor, diğer yandan insan olarak tekrar tanıma fırsatını bulduğumuz kişilikleri bu galeride belge olarak tarihe mal etmiş oluyoruz. Bu çalışma spor tarihi için bilgi ve malzeme sağlarken, bir çok katkıyı da harekete geçiriyor. Bu portreyi yapmayı bir ara yapmayı düşünmüş olsak da, belki daha sonra hatırlayacağımız bir proje halindeyken Erdinç Ergenç bir gün “Halit abiyi ne zaman yapacağız  ?” dediğinde konuyu canlandırmış oldu. Erdinç’e teşekkür ediyor, sözü ona bırakıyoruz :

Alameti farika

hzy-16
Salacakta kız kulesine karşı Dernek kahvaltısı. Kırmızı tshirtlü eski dernek başkanı Alper, ortada; uzun yıllar ABD de yaşadıktan sonra Türkiye’ye yerleşen burada vefat eden Dr. Ömer Sami Musluoğlu (’53). 2008.

Halit Ziya Yılmayan, Darüşşafaka’nın alameti farikalarından biridir. 1900’lü yıllarda Darüşşafaka’dan yetişenler arasında bu camiayı temsil eden mütevazı ancak sembolleşmiş bir beyefendidir. Onun kıymeti Darüşşafakalılar Derneği’ni Cihat abi ile birlikte sırtında taşımasının ötesinde Darüşşafaka adı taşıyan her kurum için sarf ettiği emekten ve onları sosyal hayatında bir nişane olarak taşımasından gelmektedir. Otuzbir yıllık Darüşşafakalılığım boyunca bu çınarı ondan daha iyi temsil eden kimseye rastlamadığımı söyleyebilirim. Bunu söyleyerek diğer birçok insana haksızlık yaptığımı da sanmıyorum. Elbette Darüşşafaka’ya katkı veren ve mutlaka daha fazla emek veren vardır ancak Darüşşafakalılığı temsil etme konusunda onu neden tek geçtiğimi anlatayım, belki daha açıklayıcı olur.

Okuldan mezun olduktan hemen sonra Ortaköy’deki Halit ve Cihat abilerin her gün bir ibadet gibi açık tuttuğu Dernek Lokaline gitmelerim sırasında tanıdım onları. Onlar bir eküri idi. Birlikte kuru fasulyeden, Arnavut ciğerine ve böreklere kadar ikisinin elinden çıkan çok yemeklere kaşık salladım. İkisinin arasındaki muhabbet çok nadir bulunan bir şeydi. Onlar ayrılmaz bir bütünün parçalarıydılar.

Bu ikilinin kimsenin kalbini kırdığını ya da kimsenin arkasından konuştuğunu duymadım.

Halit abi Darüşşafakanın tüm kurumlarında Onur Kurulu başkanlığı yaptı. Hepsinin emekçisiydi aynı zamanda. Onu hepimiz beyaz ya da siyah ama hep janti takımı ve küçük bedeninden çok daha büyük Arnavut yüreği ve vakurluğuyla hatırlıyoruz. Her Darüşşafaka etkinliğine gelip, 100’lerce çocuğu ve torunuyla buluşan büyük baba edasıyla herkesle öpüşüp her birine kalbiyle sarılan büyük bir baba gibiydi.

Deplasman otobüsünün ön koltuğunda

Onu hep deplasmana giden takım otobüsünün en ön koltuğunda oturan, saatlerce yolculuktan sonra hala jilet gibi takımıyla otobüsten inen, Türkiye’deki salonların kapısının ardına kadar açıldığı bir Darüşşafaka beyefendisi olarak hatıramda canlandırıyorum. Basketbol camiasında onu tanımayan kimse yoktur diye düşünüyorum. Darüşşafaka Spor Kulübünü 1990’lardan 2000’lere kadar tribünlerde onun kadar iyi temsil eden kimseye rastlamadım. Başkanlar ve yöneticiler geldi ve gitti ancak Halit abi o tribünlerde aynı vakurluğuyla hep orada oldu.

Son çeyrek yüzyılda Halit abi kadar Darüşşafaka maçlarına giden çok az insan vardır diye düşünüyorum. Son birkaç ayda rahatsızlık nedeniyle gelemeyene kadar neredeyse tüm iç saha maçlarına ve benim şahit olduğum tüm yakın deplasmanlara (Ankara, İzmir, Bursa) geliyordu. İç saha maçları ve deplasman dönüşlerinde onu evine bırakmak ve onunla yol boyu sohbet etme fırsatına sahip olmuş biri olarak kendimi şanslı sayıyorum.

Halit abi aynı zamanda oğullarıyla birlikte Fenerbahçe Kulübü üyesi idi ve bunu gururla söylemekten çekinmezdi. Basketbolda elbette tek aşkı Darüşşafaka idi. Mütevazı yaşamı ve sevgiyi çoğaltan tavrı, Arnavut kökeni ve 90’ıncı yaş gününü rakı kadehini kaldırarak kutlamasıyla hepimize örnek bir insandı.

Birbirinin kıymetlisi

Cihat abi ile Halit abiyi ayırmak aslında mümkün değil. İkisi de birbirinin kıymetlisi idi. Aralarında yanlış hatırlamıyorsam bir yıl vardı ama 1930’lardan 2000’lere değin uzanan bir dostluktu ikisininki. Cihat abi nüktedan bir insandı. Halit abi gibi mütevazı ve yine kalbi sevgiyle dolu bir insandı. Mutfakta Halit abiyle inanılmaz yeteneklerini konuşturur ve basit malzemelerle şahane sofralar kurardı. Son yıllarda bir kulağı daha da az duymaya başlamış ve bir seferinde de Beşiktaş’tan karşıya geçerken motora atlamak isterken denize düşmüştü. Halit abiyle latifeden atışmaları Lorel ile Hardy tadındaydı ve çevredeki herkesi güldürürdü. Cihat abi ölene kadar Ortaköy’de yarattıkları vahada Halit abiyle geçirdikleri zaman evdekinden neredeyse fazlaydı. Bu ikilinin kimsenin kalbini kırdığını ya da kimsenin arkasından konuştuğunu duymadım. Cihat ve Halit abiler adeta Darüşşafaka’da bir baba figürünü temsil ediyorlardı.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.