Mertcan Yılmaz 2000 sonrası okul yaşamına damga vurmuş isimlerden birisi… Çevresine getirdiği enerji sayesinde hem kendi dönem arkadaşları hem de alt dönemler tarafından tebessümle anılmakta. Öyle bir figür ki, yaptığı şakalarla dönemler arası sınırları ortadan kaldırmış bir kişilik. Darüşşafaka’da geçirdiği yıllar içerisinde birçok yaratıcı lakap ortaya çıkararak onlarca arkadaşının telefon rehberlerinde ve günlük sohbetlerde farklı isimlerle anılmasını sağlayan bir isim. Öğrendiğimize göre, hep daha iyi bir karşılık verdiği için kendisine bir lakap konulamamış 🙂 Tüm bu eğlenceli yönlerinin yanı sıra İTÜ’den çift diploma (Uçak & Endüstri Mühendisliği) ile mezun olmuş taze bir mühendis. Amatör spor hayatında edindiği ilk rol, topu olduğu için maçlara davet edilen ve kaleye geçmeyi reddeden çocuk olmakmış. Ancak hırslı yapısı sayesinde o günleri oldukça geride bırakmış ve şu sıralar koşar adım Profesyonel Futbol Hakemliği’ne doğru ilerliyor.*

Futbol sahasını görünce Daçkalı olmaya karar verdim

29 Ekim 1992 Ankara Altındağ doğumluyum. Anne tarafım Adana, baba tarafım Konya Ereğlili. Babam subay olduğundan sürekli il değiştirdiğimiz için bana Ankara’da doğmak nasip olmuş. [pull_quote_right] Annem futbola olan bağlılığımın yoğun olacağını öngörmüş ki bana ilk futbol ayakkabımı üçüncü sınıfta aldı.[/pull_quote_right]Ankara’dan İstanbul, İstanbul’dan Lüleburgaz… 1997’de kardeşim Yiğitcan doğdu. 1998 Eylül ayında eğitim öğretim hayatıma ilk adımı attım. Okula başlayalı iki hafta olmamışken babamın vefat haberini aldım. Annem futbola olan bağlılığımın yoğun olacağını öngörmüş ki bana ilk futbol ayakkabımı üçüncü sınıfta aldı. Daha sonra İstanbul’da yaşamakta olan bir aile dostumuz sayesinde Darüşşafaka’dan haberimiz oldu. Annem okulun broşürünü gösterdi ve gitmek isteyip istemediğimi sordu. O kocaman futbol sahasını ve yüzme havuzunu gören hangi çocuk buna hayır diyebilirdi… 2001 yılında bu hayattaki benim için en değerli unvana sahip oldum:  “Darüşşafakalı” …

Okulda sürekli futbol oynuyorduk ancak futbol takımına sekizinci sınıfta dahil oldum. O zamanlar Kadir (Esaspehlivan) hocamız vardı.  “Takıma girebilir miyim ? “diye sorduğumda olumlu yanıt almıştım.  Bizim dönemimizden takımda üç kişi mevcuttu. Belki çok iyi bir oyuncu olduğum söylenemezdi ancak çok çalışkandım. Hiç antrenman kaçırmazdım. Yeri gelir tek başıma, yeri gelir fazladan antrenman yapardım. Kadir hocamızın kriterleri de belliydi. Takımı ilçe turnuvalarına, başarı elde etmekten çok spor yapmamızı teşvik amaçlı götürdüğünden formayı en iyi olana değil de hak edene verirdi.

Oynadığım ilk maçı hiç unutmuyorum. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi, heyecandan bacaklarım [pull_quote_left]Lise II’de… gerginliği üst düzey olan sayısal-eşit ağırlık maçlarına başladık[/pull_quote_left]uyuşmuştu! Çıktığım maç sayısı arttıkça bu heyecan azaldı elbette ama hiçbir zaman kaybolmadı. Bir sonraki sene liseye geçtiğimde lise futbol takımına transfer olmuştum. Kendimi altyapıdan A takıma çıkmış gibi hissediyordum. Üst dönem ağabeylerimle maça giderek, servis ortamındaki şakalarla, maçlarda bizi sahiplenmeleriyle ve onlardan fırsat buldukça maçlarda aldığım kısa süreli dakikalar ile lisedeki ilk yılım bitmiş oldu. Lise ikide akademik alanlarımız da belli olmuştu. Sayısalcılar ve eşit ağırlıkçılar olarak ayrıldık. Yaptığımız dönem maçlarına ilaveten gerginliği üst düzey olan sayısal-eşit ağırlık yani sonraları bizim için meşhur olacak TM-FM maçlarına başladık.

[pull_quote_center]Maçı biz kazandık ve TM’yi o soğuk duşa soktuk.[/pull_quote_center]

Maçlardaki iddialar büyük, hakem ise vicdandı. Yaptığımız ilk maç için anlaştığımız iddia, kaybeden takımın oyuncularının iki dakika buz gibi suda duş almasıydı. Kış soğuğunda gerginlik yaratan bir iddiaydı. İlk maçımız berabere bitmişti ve penaltılara kalmıştı. Son penaltıyı benim atmam gerekmişti. Atarsam kazanacaktık atamazsam atışlara devam edilecekti. Topun başına geldiğimde kalbim yine yerinden çıkacak gibiydi. Topa vurdum, top direğin içine çarptı ve gol oldu. Maçı biz kazandık ve TM’yi o soğuk duşa soktuk.

 

mertcan-yilmaz-01
Çayırbaşı Spor Kulübü. Mertcan Yılmaz (alt grupta soldan ikinci sırada). Çayırbaşı Stadı, Sarıyer, Ağustos 2008.

[pull_quote_center]Maçta oynadığım tişörtün içine giydiğim atletin üstünde “doğum günün kutlu olsun !” yazıyordu.[/pull_quote_center]

Yine lise ikide sınıflar arası turnuva finalinde bizim sınıf ile bir üst dönemden bir sınıf oynayacaktı. Maçın olduğu gün o zamanki kız arkadaşımın doğum günüydü. Onu ısrarla maça çağırıyordum. Maçlar öğlen arası oluyordu. Maç sonu derslerimize yetişmemiz için maçı olan takımlar dersten on dakika erken çıkıp yemek yiyip maça başlıyordu. Maç başladığında tribünler boş oluyor ama ikinci yarı başına kadar tüm okul tribüne gelmiş oluyordu. Kız arkadaşımı ısrarla çağırmıştım erken gelmesi için. Çünkü sürpriz yapacaktım. Maçta oynadığım tişörtün içine giydiğim atletin üstünde “doğum günün kutlu olsun !” yazıyordu. Gol olursa tribüne koşacaktım. O zamanlar çılgın bir liseliydim…

Maç başladı. Maçın daha ikinci dakikasında arkadaşım topu ortaya yerden yuvarladı, dokundum ve gol oldu. Döndüm tribüne sevineceğim, sevinemiyorum çünkü tribün boştu. Kız arkadaşım gelmemişti. İçimde kaldı. Maç devam ediyordu ki golü attılar durum 1-1 oldu. İkinci devre başlarında tribünler dolmuştu ve kız arkadaşım da gelmişti. Rakip korner kullanıyor, yerden orta yaptılar; ön direkte ayağımı koydum, top ayağıma çarptı ve kendi kaleme gol atmış oldum. İyice dağılmıştım, sonrası ise film gibiydi. Maç bitmek üzere, son dakika korner kullanıyoruz. Takım kaptanımız Çağıl arka direğe korner kullandı, diğer bir arkadaş ortayı çevirdi, topa uçarak kafa vurdum ve gol oldu. Yerden nasıl kalkıp nasıl hemen tribüne koştum hatırlamıyorum ama mesaj yerine ulaşmıştı. Futbolun “mucize perisi”  benimleydi o gün. Sonra maç penaltılara gitti. Penaltıda sol ayaklı arkadaş sağ ayağı ile penaltıyı auta atınca kupayı kaybettik.

O yıl yaz tatilinde Sarıyer Spor Kulübü seçmelerine gittim. Seçmelerdeki hocalardan biri beni çok beğendi ancak daha önceden takım tecrübem olmadığından beni bir süre tecrübe kazanmam için Sarıyer’ deki amatör bir takıma yolladı. Sezon Eylül ortasında başlıyordu ve idmanlar başlamıştı. Aynı zamanda Sarıyer Belediye Başkanı takımlara sezon öncesi hazırlık turnuvası olsun diye futbol turnuvası düzenledi. Sarıyer’de On Yedi Yaş Altı Takımı bulunan bütün amatör takımlar turnuvaya katılmıştı. Oynadığım takım Çayırbaşı Spor Kulübü ile finale kadar çıktık ancak finalde kaybettik.

[pull_quote_center]Annem o zamanlar elinde oklava ile beni halı sahadan çıkarmaya çalışan bir haldeydi.[/pull_quote_center]

O sene takımda oynamayı çok istiyordum ama annem istemiyordu. Annem o zamanlar elinde oklava ile beni halı sahadan çıkarmaya çalışan bir haldeydi. Nitekim bana sezon başlamadan takımı bıraktırarak dershaneye yazdırdı. Moralim çok bozulmuştu. Dershane maceram çok uzun sürmedi. Bu şartlar altında dershaneyi bıraktım ve takımla maçlara çıktım.

Yine aynı yıl lise futbol takımında düzenli olarak oynamaya başlamıştım. O sene 8-9 puan fark atarak namağlup şampiyon olduk. Takım olarak yemek yemeye bayılıyorduk. Erdem (Yağız) hocamız bunu bildiği için maçı kazanırsak baklava, dürüm vs. ile ödüllendireceğini söyleyerek motive ediyordu bizleri. Yine o sezon bize şampiyonluk primi olarak onun deyişi ile “guzu cevirme” sözü verdi. Kuzu sözünü hala tutmamış olsa da onun dışındaki bütün sözlerini tutmuştu.

2008-2009 Dostluk Ligi Namağlup Şampiyon Takım –Mertcan Yılmaz (üst grup sağdan ikinci sırada)
2008-2009 Dostluk Ligi namağlup Şampiyon Takım. Mertcan Yılmaz üst grup sağdan ikinci sırada. Darüşşafaka Maslak Yerleşkesi futbol sahası, Nisan 2009

[pull_quote_center]Bütün okul tribündeydi[/pull_quote_center]

Lise sona geldiğimizde üniversiteye hazırlanmaya başladığımız için amatör takımı bıraktım. Lise futbol takımına devam ediyordum. Son senemizde şampiyon olarak gitmek istiyorduk fakat üniversite sınavı maratonu yüzünden idman yapma şansımız olamıyordu. Buna rağmen Koç Özel Lisesi ile kıyasıya bir şampiyonluk mücadelesi veriyorduk. Deplasmanda oynadığımız ilk maça çok kötü başlamıştık. İlk 15-20 dakika içinde 2-0 geriye düşmüştük. Normalde sağ bek oynamama rağmen, o gün bir yıldır oynamak istediğim mevki olan ön liberoda maça başlamıştım. Devre bitmeden maç 3-0 olmuştu. İkinci yarı müthiş bir moralle başladık ve skoru 3-1 yaptık. Sonra ortalanan top önümde kaldı ve yerden yuvarlayarak durumu 3-2 yaptım. Çok fazla yüklendik ama golü bulamadık. Maçın son dakikasında anlattığım bütün hikayedeki gizli özne, her anımda yanımda olan dönem arkadaşım aynı zamanda takımımızın kaptanı Çağıl (Işık) topu bizim kalenin önünden alarak 5-6 rakibini geçti ve kaleci ile karşı karşıya kaldı. Ya oynadığımız toprak-kum karışımı zemin yüzünden ya da yorgunluktan top yerine kuma vurdu ve top kalecide kaldı. Dönen top gol oldu ve maç 4-2 bitti. Ama bu yenilgiyi daha sonra telafi edeceğimizi düşünüyorduk. Arada diğer maçlar oynandı ve sıra Koç Lisesi ile kendi sahamızda oynayacağımız maça geldi. Kazanırsak bizim, diğer durumlarda onların şampiyon olacağı, kısacası bizim için tek ihtimali olan bir maçtı. Bütün okul tribündeydi. Maç başladı 1-0 öne geçtik ve devre arasına bu skorla girdik. İkinci yarı pozisyon bulamıyorduk ama pozisyon da vermiyorduk maç ortada gidiyordu. Hava rüzgarlıydı ve kimse istediğini yapamıyordu. Dertbent’e bakan kaleye hücum ediyorduk. Aleyhimize esen rüzgar yüzünden ikinci yarı bütün uzun toplar bizim yarı sahamıza düşüyordu. Okul sahasının rüzgarını bilen bilir, futbol sahası yerine havaalanı olsa sırıtmaz. Bitime 10 dakika kala rakibin sağ beki topu orta sahadan uzaklaştırmak için gelişi güzel vurdu. Rüzgar topu ceza sahamıza taşıdı, top sekti ve bir kez daha havalandı. Rüzgar son vuruşu yaptı ve golü attı. Hiç beklemediğimiz bir anda hiç beklemediğimiz bir şekilde o golü yedik. Herkes yıkılmıştı ve kimse kimseyi teselli edecek durumda değildi. Maç bitti ve şampiyonluk gitti.

2009-2010 Dostluk Ligi Koç Özel Lisesi Deplasmanı
2009-2010 Dostluk Ligi Koç Özel Lisesi Deplasmanı. Solda sırtı dönük 11 numara Mertcan, sağda 10 numara Çağıl. 2009 Kışı, Koç Lisesi.

 

[pull_quote_center]Bir önceki sene amatörde oynarken hakemlerin her maça takım elbise ve sakalları olmadan gelmeleri çok ilgimi çekmişti.[/pull_quote_center]

Lise son sınıfta futbol hakemliği için başvuru yapmıştım. Bir önceki sene amatörde oynarken hakemlerin her maça takım elbise ve sakalları olmadan gelmeleri çok ilgimi çekmişti. Aynı zamanda bu hikayenin lise kısmından beri kahramanlarından olan Refik (Kıvanç) hocamızın da eskiden hakemlik yapmış olması hakemlik başvurusu yapmamdaki en önemli etkenlerden biriydi. Başvurum onaylanmıştı. Mart-Nisan gibi kursa çağrıldım ancak hafta sonu dershanem olduğu için kaçırdım. Hakemlik planlarım ötelendi.

O sene yuvadan ayrıldık.  İTÜ’ye, ilk tercihim olan Uçak Mühendisliğine yerleştim. Annem daha önceden, üniversiteyi kazandığımda futbol oynamama karışmayacağını söylediği için ilk yıl hemen eski kulübüme gittim ve antrenmanlara başladım. Aynı zamanda fakültenin futbol takımına seçilmiştim.

Üniversitenin ilk senesinde amatörde hem 19 yaş altı futbol takımı ile hem de A takım ile maçlara çıktım. Fakülte futbol takımı ile finale çıkıp finalde mağlup olduk ve turnuvayı ikinci sırada tamamladık. İlk dönem hazırlık okuduğum için hazırlık öğrencilerinin fakültesi olan YDY’de oynuyordum. Bir sonraki dönem kendi bölümüme başladım. Hem amatör futbol takımı hem de dersler bir arada ağır gelmeye başlamıştı. Amatör takımı bir kez daha bırakmak zorunda kaldım. Üniversitede ikinci senem başlamıştı. Futboldan uzak kalmak istemiyordum. Fakülte takımında oynuyordum ancak bu benim için yeterli değildi. Okul bittikten sonra da futbolun içinde olmak istiyordum. Bir kez daha hakemliğe başvuru yaptım. Nisan 2012’de kursa çağrıldım, gittim ve HİF hakemi olarak hakemliğe başladım. O yaz sonunda ikinci ana dal için başvuru yapmıştım. Başvurum kabul edildi. Üniversitenin kalan yıllarında fazladan ders alıp ikinci diplomayı da alma hakkına sahip oldum. Üniversitenin üçüncü yılında dersler iyice yoğunlaşmış ve hakemlik de hayatımda önemli bir yer kaplamaya başlamıştı. Çok yoğun ancak bir o kadar da keyifli bir hayatım vardı. O yıl Mayıs ayında HİF hakemliğinden il hakemliğine geçiş için atletik test yapıldı. O testte ve yazılı sınavda başarılı olup il hakemi oldum ve lisansımı aldım. Üniversitenin dördüncü yılında aynı tempoya ek olarak bir de fakülte takım kaptanı oldum. Daha önceki yıllarda çeyrek finalden öteye geçemeyen futbol takımı, ben ve takım arkadaşlarım sayesinde finale kadar yükseldi. Finali kaybetmiş ve yine ikinci olmuştuk.

2013-2014 İTÜ Fakülteler Arası Futbol Turnuvası İkincisi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi-Mertcan Yılmaz (alt grup soldan birinci)
2013-2014 İTÜ Fakülteler Arası Futbol Turnuvası İkincisi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi takımı. Mertcan Yılmaz alt grup soldan birinci. Nisan 2014.

 

mertcan-yilmaz-05
Antalya Havaalanı. Temmuz 2015.

Uçak mühendisi oldum ama hakemlik hedefi baki…

O senenin sonunda ilk diplomamı almış ve Uçak Mühendisi olmuştum. Üniversitedeki beşinci seneme başladığımda hakemlik için de kritik bir sezon başlamıştı. Bölgesel klasmana aday olacaktık. İkinci bölümüm de bitmek üzere olduğu için derslerim azdı. Hakemliğe odaklanmıştım. Sezon başlamıştı ve sezon başında yaklaşık 200-250 yardımcı hakem adayı vardı. Aynı süre içinde hayatımın en ciddi sakatlığını yaşadım. Yorgunluktan ve kendime iyi bakmamamdan adale sakatlığı geçirdim. İki ay fizik tedaviye gittim. Aynı zamanda maçlara çıktım. Haziran ayı geldiğinde ikinci diplomamı almış ve endüstri mühendisi de olmuştum. Aynı zamanda Mayıs ayı başında Gözen Holding’e bağlı Freebird Havayolları’ nda Uçak Sistem ve Bakım Mühendisi olarak işe başladım. Hakemlik içinse sene başında başvuran 200-250 kişi atletik testler, yazılı sınavlar, maç sayıları, gözlemci notları gibi kriterler ile 40 kişiye düşürüldü. Yükselmesi için 40 kişi teklif edildi ve bu 40 kişi içinde ben dokuzuncu sıradaydım. Temmuz ayı sonunda listeler açıklandı ve o 40 kişiden yalnızca 2 kişi yükseldi. Ben onlardan biri olamadım.  Önümüzdeki sezon daha iyi çalışıp daha iyi hazırlanacağım. Vazgeçmek yok!

Sene içinde belirlenen yirmi kişilik bir hakem ekibiyle Temmuz ayında İsveç’e Götteborg’ a gittik. Gothia Cup yani Dünya Gençlik Kupası adı altında her yıl düzenlenen çok kapsamlı bir futbol turnuvasında hakemlik yaptık. Gamla Ullevi Stadında 6000-7000 taraftar önünde Erkekler 14 Yaş Altı Final Müsabakasını yönettik. Muazzam bir tecrübeydi. Hakemlik hayatımda bugüne kadar çıktığım en iyi maçtı. Her şey oldukça profesyoneldi.

 

mertcan-yilmaz-06
İsveç – ABD maçı. Temmuz 2015.

Futbol dışında hayatıma bakacak olursak, hafta içi her gün çalışıyorum. Akşamları antrenman yapıyorum. Hafta sonları da maçlarda görev alıyorum. Benim maç saatimle çakışmadığı sürece Darüşşafaka Doğuş’un maçlarını kaçırmıyorum. Fırsat buldukça haftada bir sinemaya gidiyorum. Film izlemeyi çok seviyorum. Onun dışında bilgisayarda menajerlik oyunu oynamaktan keyif alıyorum. Bunlara ek olarak müzik hayatımın olmazsa olmazı iş yerinde tüm gün müzik dinliyorum hafta sonları da maçlara gidiş ve dönüşlerde yolda müzik dinliyorum. Maçım olmadığı yada erken saatte olduğu hafta sonları futbol maçları seyrederek hem maçı izliyor hem de hakemleri izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyorum. Bakış açısına göre haftada 7 gün çalışan birisiyim. Bunun yanında da kendime vakit ayırmaya çalışıyorum. Arada bir yorulduğumu hissetsem bile yaptığım işlerden aldığım keyif bunu unutturuyor.

mertcan-yilmaz-07
İsveç bayrağına yakın, en sağdaki hakem Mertcan. Temmuz 2015.

 

* Bu portrenin oluşmasına yardımcı olan, giriş paragrafını yazan Mustafa Çağıl Işık’a teşekkür ederiz.

ök/fa/kk ağustos 2015