Ana Haberler Müge Özacar : Mucizeler gerçekleştirdik

Müge Özacar : Mucizeler gerçekleştirdik

2183
0
PAYLAŞ

DSK’nın 100. yılı vesilesi ile Cem ve Ümit’in aklına bir anma gecesi yapmak geldi. Abi sen ilgilenebilir misin dediler, memnuniyetle işe giriştik. Cem özellikle “etkileyici, 100. yıla yakışır bir gece” olması konusunda ısrarcı oldu. DSK yönetim kurulu ile, Talha abiyle görüşerek gecenin parametrelerini belirmeye çalıştık. Başta İsmail Çiftaslan olmak üzere eski yöneticilerden bilgi, destek aldık; sonunda olay şekillenmeye başladı. Bu arada benim cehaletim, 1980’lerde bir kız basketbol fırtınası estiğini öğrenmiş oldum. Geceyi on grupta teşekkür plaketi teması üzerine kurarken kadın basketbolcuları da ayrı bir kategori olarak belirledik. Bu süreçte tanıdım onları. Geceyi güzelleştiren  ögelerden biri oldular. Sahneye çıkarken ve sahnede öyle bir hava estirdiler ki onlar olmadan Daçka spor tarihi eksik kalır düşüncesini bir güzel yerleştirdiler!… Müge’yi önce bu grubun üyesi olarak, sonra da görüşmemizde biraz daha yakından tanıdım. Hareketli, canlı yapısını görünce hemen anlamakla birlikte esas tanımam aşağıda okuyacağınız portresi oluşurken oldu. Müge bizi o günlere çok güzel götürüyor, buyurun birlikte yakın geçmişe bir ziyaret yapalım.

Geniş ‘çekirdek aile’

1967 İzmit doğumluyum. Üç kız kardeşin ortancasıyım.

Babam ve iki amcam İzmit’te oyuncakçı idi. Oyuncak içinde büyüdüğümü sanmayın, o zamanlar oyuncak sadece özel günlerde gelirdi. Eksikliğini de hissetmezdik, sokakta büyüdük biz, kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık, çok da eğlenirdik.

Annemle babam görücü usulü evlenmişler. Birbirlerini çok sevmişler ki, teyzem ile amcam’ın da evlenmelerine vesile olmuşlar. Yani iki kız kardeş iki erkek kardeş ile evlenmişler ve aynı evde yaşamışlar. Kendimi bildim bileli hep kalabalık bir ailem vardı. Çekirdek aile kavramını hiç anlamadım. Ailem deyince annem, babam, amcam ve teyzemi kast ederdim. Babam, ben 5 yaşındayken aramızdan ayrıldığı için amcamı baba yerine koydum. Hatta kardeşim amcama uzun süre “küçük baba” demiştir.

Biz 3 kardeş, amcamın da 2 çocuğu olunca evde 5 çocuk, 3 yetişkin toplam 8 kişi idik.” Kaç kardeşsiniz?” sorusuna bazen 5 derdim. Arkadaşlarım uzun süre bizim aile yapımızı çözememiştir :).

Mandolin macerası

 

Benim büyük ailem…
Benim büyük ailem…

İlkokulda annemin isteğiyle mandolin dersi aldım. Yeteneksizdim ama müzik öğretmeni itiraf edemiyordu. Bütün bir yılın sonunda müzik öğretmeni tüm öğrencilerinden oluşan bir “orkestra” ile konser verdi. Bana da “sen çalıyor gibi yap” dedi. Annem hala bilmez çalamadığımı :). Darüşşafaka’ya başladığım sene sınıf arkadaşım ve can dostum Gamze bize mandolin ile konser veriyordu. Mandolin elinde kayboluyordu sanki, çok güzel çalıyordu. Doğduğundan beri ders alıyor olmalıydı, sordum;  “hiç ders almadım ki“ demez mi ! Düşünün halimi…

 

Darülaceze mi ?

Okulda hep iyi bir öğrenciydim ama öğretmenler açısından çok şanslı değildim okul hayatım boyunca. İlkokul son sınıfta iken İstanbul’da yaşayan emekli öğretmen bir akrabamız Darüşşafaka giriş sınavı ilanını bize göndermişti. Sınava girmem için ısrar ediyordu. Annem de ben çocuğumu Darülaceze’ye göndermem diyordu. Sınava girdim tabi. Kazanırsam başıma geleceklerden haberdar değildim.  Kardeşlerimle evde yaşam çok güzeldi. Geleceğin için sabretmelisin dediler. O günden itibaren sabretmeyi öğrendim. Evden ayrılmak çok zor geldi. Haftasonları İstanbul’daki akrabamızda kalırdım. Her hafta sonu İzmit’e gitmek hem zahmetli hem de maliyetli idi.

Fotoğraf: 1978 yazı İznik Darka Dil Kampı; Sol baştaki kızlar sırasıyla Sema Töre, ben, Yesim Erden, Özlem Güçlü, Gonca Civani.
1978 yazı İznik Darka Dil Kampı; Sol baştaki kızlar sırasıyla Sema Töre, ben, Yesim Erden, Özlem Güçlü, Gonca Civani.

Çalkantılı yıllar

1978 yılında girdim Daçka’ya. 1980 öncesi Türkiye’sinin en siyasi okullarından birisiydi. Siyasi eylemler sebebiyle okulun bağışları kesilmişti ve o sene sadece 30 öğrenci alındı.

1978 yılının iki önemli özelliği vardı: hazırlık iki seneden bir seneye indirilmişti ve yeni alınan öğrencilerin üst sınıflarla görüşmesi yasaklanmıştı.

Hazırlık bir seneye indirildiği için o sene bizleri bir aylığına İznik’te dil kampına almışlardı ve okula da bir ay erken başlatmışlardı. Yukarıdaki resim Darüşşafaka’daki ilk resimlerimden birisidir. Kamptayız. Her gün İngilizce dersi görüyorduk. İzci kampı gibiydi, çadırlarda kalırdık.

Çok duygusal ve sulugözdüm. Evimi, kardeşlerimi çok özlerdim.

Kamp bitti, evlere döndük. Kısa bir süre sonra da okula başladık. Koskoca okulda sadece biz vardık yani 30 kişi. Abla ve abilerimiz bir ay sonra geldiler ama yatakhaneleri, derslikleri, ortak alanları hep ayrı idi. Biz tecrit edilmiştik. Bu durumu protesto ediyorlar, kardeşlerimizi bizden ayıramazsınız diye yürüyüşler yapıyorlardı. Bizler ise olan biteni pek kavrayamıyorduk. Geçiş dönemi nesliydik. Sonraki yıllar da tecrit durumu devam etti. Sanırım 1983’te birleştik.

Kız basketbolu kuruluyor

Darüşşafaka’da okuduğum yıllar boyunca hep Darka’daki kampa gittim. İlk iki sene dil kampı idi sonra da spor kampı oldu. 1980-81 döneminde Darüşşafaka mezunu abimiz sevgili Niyazi Turan spor koordinatörü olarak okula gelmişti. Sonradan öğrendiğime göre çocukları kaynaştırmak, siyasetten uzak tutmak için spor faaliyetleri teşvik edilmek isteniyordu. 1978-80 arasında okula giren tüm öğrenciler spor salonunda toplandı ve sporcular seçildi. 20-25 kadar kız öğrenci vardı. Darüşşafaka’nın ilk kız basketbol takımı işte orada filizlendi. Ben takıma seçilmiştim, hem de en uzun (!) boylulardan biri olarak. Niyazi abiden önce okulda basketbol var mıydı bilmiyorum. Niyazi abiden sonra bir ruh geldi. Basketbol, hayatımda en önemli dönüm noktalarından birisidir. Takım ruhu, sportmenlik, centilmenlik, dostluk, rekabet. Hepimiz bir potada eridik. 35 yılı aşkın bir süre geçti ama biz hala o günleri hasretle, keyifle anmaya devam ediyoruz. Sevgili Niyazi abiye emekleri ve bize kattıkları için teşekkürler.

1981 Okul Takımı.<br /> Soldan sağa ayaktakiler: Niyazi Turan, Sema Çakır, Nevin Yavuz, Gamze İşçi, bendeniz, Funda Özkan, Güler Ülgen, Pelin Ersoy<br /> Ön sıra: Oya Yıldırım, Ayşen Atasir, Pınar Özacar (kardeşim), Mürvet Aydıntürk, Gamze Karayol. Feza Ökten de olmalı ama o gün yokmuş anlaşılan.
1981 Okul Takımı.Soldan sağa ayaktakiler: Niyazi Turan, Sema Çakır, Nevin Yavuz, Gamze İşçi, bendeniz, Funda Özkan, Güler Ülgen, Pelin Ersoy. Ön sıra: Oya Yıldırım, Ayşen Atasir, Pınar Özacar (kardeşim), Mürvet Aydıntürk, Gamze Karayol. Feza Ökten de olmalı ama o gün yokmuş anlaşılan.

Annemin yaptıklarını yiyemedik !

Okul kız basketbol takımı kurulur kurulmaz sanki okullar arası turnuvanın içinde bulmuştuk kendimizi. Niyazi (Turan) abi ve İsmail (Çiftaslan) abi antrenörümüzdü. İsmail abi çok disiplinli ama bir o kadar da “abi” gibiydi. İsmail abinin portresini okuduktan sonra fark ettim ne kadar özverili bir görev olduğunu. Bizim için çok değerlisin sevgili İsmail abi !…

Turnuvalarda karşılaştığımız takımlar arasında öyle uzun boylu, öyle güçlü olanlar vardı ki, daha sahaya çıkarken gözümüz korkardı. Sanırım o takımlar da bizi küçümserdi ama biz bir mucizeyi gerçekleştirdik ve daha ilk sene Marmara Bölge birincisi olmuştuk. Bölge şampiyonası İzmit’de idi. İzmit Sağlık Meslek Lisesi’nde kalmıştık. Bir akşam da annem bizi eve davet etmişti. Tüm takım bize gitmiştik. Annem bir hazırlık yapmış ki sormayın. Pastalar, börekler çeşit çeşit. Tabi Niyazi Abi bize onları yedirmedi. Yerseniz sabah maçta koşamazsınız dedi. Annemin içine sinmedi tabi. Hepsini paket yapıp ertesi gün maça getirmişti. Bizim oturduğumuz yerin hemen arkasında oturup maçı seyrediyor molalarda da bize bir şeyler yedirmeye çalışıyordu. Anneler maça gelmese iyi olur 🙂  Aman çocuklar düştü, aman biri vurdu, tekme attı derken heyecandan paltosunun düğmelerini koparmış teker teker.

muge-ozacar

Cirit-gülle, börek-baklava…

1980-85 arasında basketbolun yanısıra atletizmin çeşitli dallarında da faaliyet vardı. Bir turnuvada doğaçlama cirit attığımı, gülle attığımı, uzun atladığımı da hatırlarım. Turnuva öncesi elime cirit ya da gülle almamıştım. Sıram gelene kadar sahada biraz çalışmıştım. Yanılmıyorsam sevgili Ferda Hoca’mız çalıştırmıştı. Dereceye giremedim ama okulumu gururla temsil ettim :).

Okul basketbol maçları hafta içi olurdu ve biz derslerden izinli olurduk. Bazı öğretmenlerimiz bu durumdan pek hoşnut olmazdı. Maç sebebiyle giremediğimiz dersin sonrasındaki ilk derste sözlüye kalkardık. Her zaman tam not alan bana bile o öğretmenim ceza (?) olarak sözlüden eksi not verirdi. Kendimizi suçlu hissettirirdi. Ne tuhaf ? Teşvik edilmesi, takdir edilmesi gerekirken…

Basketbol maçlarında yenilince ağlardık kız gibi (!). Kazanınca da sanki dünyayı fethetmiş gibi gururlanırdık. Çok duygusal bir takımdık. Maç dönüşü okula girmeden önce biraz paramız kalmışsa okulun yakınındaki muhallebicide su böreği ve baklava yerdik. Ne tatlı gelirdi…

Semce abla

Okul takımının kaptanı benden bir üst sınıfta olan can dostum Sema Çakır, nam-ı diğer  ‘Semce’ idi. Darüşşafaka’nın geleneğine uygun olarak hepimiz ona o zamanlar Sema abla derdik ama maç sırasında böyle hitap etmek çok tuhaf olurdu. Semce’nin bizden çok büyük olduğunu sanmayın, benden iki yaş büyüktü sadece. Ama bizim algımız onun büyük olduğu yönünde idi. Semce’den çok çekinirdik o zamanlar. Semce sanki doğuştan basketçi idi. Onun kadar iyi olmayı isterdim doğrusu.

DSK’nın 100 yıllık tarihindeki ilk ve tek kız basketbol takımında yer almaktan büyük gurur duyuyorum. Diğer taraftan da Darüşşafaka gibi köklü bir kulübün kız basketbol takımını sürdürememesine  üzülüyorum. Umarım en kısa zamanda Darüşşafaka’nın yine gurur duyacağı bir kız basketbol takımı olur.

Kanada, SBF, Patagonya

Darüşşafaka’dan mezun olamadım ben aslında. Lise 2’de iken Birleşik Dünya Kolejleri Burs Sınavını kazanarak iki yıllığına Kanada’ya gittim ve lise eğitimimi orada tamamladım. Daçka’daki basketbol hayatım da bu şekilde sona ermiş oldu.

1985 Kanada’daki oda arkadaşlarımla. En şirin oda seçilmiştik, peynir-şarap ödülü kazanmıştık.
1985 Kanada’daki oda arkadaşlarımla. En şirin oda seçilmiştik, peynir-şarap ödülü kazanmıştık.

Liseyi bitirip geri döndüm. Üniversiteyi Ankara’da Mülkiye’de bitirdim. İş hayatıma Arthur Andersen&Co.’da denetçi olarak başladım. Daha sonra Sabancı Holding, Cine5 Filmcilik, AFM Sinemaları da dahil olmak üzere çeşitli firmalarda Mali İşler yöneticisi olarak çalıştım. Halihazırda serbest olarak danışmanlık yapmaktayım.

Seyahat etmeyi, fotoğraf çekmeyi, yeni yerler keşfetmeyi çok severim. En büyük maceram sırt çantasıyla iki ay süren Patagonya seyahatim oldu. Her fırsatta sırtıma çantamı alıp yeni bir yerlere gitmek gibi bir ruh hali içindeyim. Çalışırken de gezerdim ama emekli olduktan sonra zaman kısıtı olmadan daha rahat gezmeye başladım. Her seyahatim beni daha özgürleştiriyor sanki.

2007 yılında Darüşşafaka Yeniden hareketi ile Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kuruluna girdim. Darüşşafaka mezunu olsun olmasın herkesin Darüşşafaka’ya sahip çıkması ve kendi payına düşeni yapması gerektiğine inanıyorum. Ben de yönetimde olduğum sürece elimden geleni yaptım. Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi olmak çok onur verici ve çok ciddi bir iş. Dünyada eşi benzeri olmayan bir sosyal sorumluluk hareketi ve daha nice 150 yıllar devam etmesini dilerim.

Yönetim Kurulunda görevli iken sınavı kazanan öğrencilerin durumlarının tespiti için yerlerinde ziyaret ederdik. Ben de Maraş, Antep ve Urfa’daki öğrencileri ziyaret etmiştim. Ziyaretlerim sırasında Darüşşafaka’m ile bir kez daha gurur duydum.

muge-ozacar-08
Nizip Çocuk Yuvası’ndan sınavı kazanan öğrencimizle. 2010

Çağan Irmak’a teşekkür

Darüşşafaka Cemiyeti’nin Yönetim Kurulu’nda iken Darüşşafaka’nın ilk reklam filminin çekimi ile ilgili projenin lideriydim. Hayatımın en keyifli zamanlarıydı. !F Bağımsız Filmler’in direktörü sevgili Serra Ciliv ile birlikte muhteşem bir iş çıkardık. Reklam Ajansı, TBWA ve Çağan Irmak’a çok değerli emekleri için müteşekkirim. Sevgili Çağan Irmak’a reklam filminin yönetmenliğini teklif etmiştik, onca işinin arasında bizi kırmamıştı. Ses, ışık, kamera gibi detayları bizim ayarlamamız gerekiyordu ve nasıl organize edeceğimizi, parayı nereden bulacağımızı düşünürken sevgili Çağan Irmak kendi film ekibini hiç tereddüt etmeden getirdi ve bir günde üç farklı senaryodan oluşan reklam filmini çekti. Çağan Irmak çok sevdiğim bir yönetmen idi, Darüşşafaka için yaptığımız bu işten sonra kendisine olan saygım ve hayranlığım katlanarak arttı. Darüşşafaka olarak tekrar kendisine buradan teşekkür ediyorum.

2010 yılında Çağan Irmak’a şilt verirken. Ben, Çağan Irmak ve Zekeriya Yıldırım.
2010 yılında Çağan Irmak’a şilt verirken. Ben, Çağan Irmak ve Zekeriya Yıldırım.

Fedakarlık zorlukların çaresi

DSK ile yıllar sonra 2003’te sevgili İsmail (Çiftaslan) abinin başkan olduğu dönemde Yönetim Kurulunda yollarımız birleşti. Sınıf arkadaşım rahmetli Engin Kattanalp ve İsmail Özsöz’ün önerisi ile 2003-2007 yılları arasında DSK’nın Yönetim Kurulu üyesi oldum. İsmail abinin söyleşisinde de yer aldığı gibi o zorlu dönemde çok güzel bir ekip olduk. İsmail abinin portresinde ayrınıtılı bir şekilde bahsettiği gibi o dönemlerde küçük bir bütçe ile çok büyük işler yapıldı. Yönetim Kurulunda görev alan tüm arkadaşlarımın özverili ve fedakar çalışmalarını Daçka sevgisinden başka bir şey açıklayamaz.

Yeni bir dönem

DSK Yönetim Kurulunda çaresizliğin tüm şekillerini deneyimledik. Finansal sorunlar olmasaydı her şey çok farklı ve kolay olabilirdi. Darüşşafaka olarak herhangi bir kurum ile işbirliğine gitmeden takımın varlığını sürdürebilmek için çok çaba sarf edildiğinden kimsenin şüphesi olmasın. DSK, yıllarca Türkiye Basketbol Liginde başarıyla varlığını sürdürdü. Basketbol ligindeki tüm büyük takımların kurumlarla sponsorluk anlaşmaları olması sebebiyle bütçe büyüklüğü açısından Darüşşafaka’nın yanılmıyorsam 7-8 katı idi. Darüşşafaka’nın güçlü bir şekilde varlığını sürdürebilmesi için bir kurum ile işbirliği yapması kaçınılmaz olmuştu. Bu aşamada Doğuş grubunun Darüşşafaka için çok anlamlı ve güzel bir işbirliği olduğuna inanıyorum. Doğuş Grubu ile işbirliği yıllar öncesinden Sayın Ayhan Şahenk ile başlamıştı zaten. Doğuş Grubu ile Darüşşafaka arasındaki ilişkinin romantik bir tarafı da var. DSK’nın 100. yılında Sayın Ferit Şahenk’in duygu yüklü konuşmasında da bu düşüncem pekişti. Ferit Bey’in o akşam söylediği gibi “Hepimiz önce Darüşşafakalıyız.” Darüşşafaka Doğuş olarak hep “Darüşşafaka Ruhu” ile mücadeleye devam… Bir Darüşşafakalı olarak en büyük dileğim Darüşşafaka Doğuş’un altyapısında Darüşşafaka öğrencilerine de fırsat verilmesi. Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda bir “Beyaz Gölge” havası estirilmesi.

ök/fa şubat 2015

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.