Ana Portreler Nihat Avcıer : “she loves you” günleri

Nihat Avcıer : “she loves you” günleri

2670
0
PAYLAŞ

Nihat abiyi (DŞ 69) okul yıllarından hatırlıyorum. Belmondovari sıra dışı yüz yapısı, gülümseyen ifadesi, hareketliliği, spor sahalarındaki faaliyetleri ile. Ve işte bu portreler galerisinin güzelliği! Yazı ve resimler geldikçe önüme, hafızadaki donuk bilgiler adeta canlanıyor, somutlanıyor. Çarşamba’daki yerleşkenin çeşitli yerlerine – futbol ve basketbol sahaları, koridorlar, yemekhane vb. –  onu ve dönemdaşlarını yerleştiriyorum… Nihat abiyi 23 Ocak 2015 akşamı yapılan Darüşşafaka Cemiyeti, Darüşşafakalılar Derneği, DSK ortak yemeğinde tekrar gördüm, 46 yıl sonra. Yine aynı canlılıkta ve sıcaklıkta karşıladı, sohbet ettik. Portre çalışmasını başlatmakla ne kadar iyi ettiğimizi bir kez daha düşündüm. Hem olayı gayet ciddi ve adeta bilimsel ele alarak tarih ve olguları kontrol ederek yazmaya özen göstermesi, hem de bir çok yeni isim ve olay önermesi müthiş kazançtı. Biz, adeta 46 yılın boşluğunu bir nebze kapatabildik. Bakalım siz ne hissedeceksiniz okurken.

 

Ahmet Mithat Efendi’den Darüşşafaka’ya

16 Ağustos 1950 Beykoz-Yalıköy doğumluyum. Üç çocuklu bir ailenin yaşça en küçük üyesiyim. Çocukluğumu geçirdiğim ev Yalıköy semtinde deniz kıyısına çok yakındı ve denize sıfır olan “Ahmet Efendi Yalısı”na yaklaşık 200 metre uzaklıktaydı. İlkokulumun adı da “Ahmet Mithat Efendi İlkokulu” idi. Denize sıfır, büyük bahçesi olan, Cumhuriyet döneminde yapılmış sağlam bir bina idi. Çocukluk günlerimde Ahmet Mithat Efendi’nin kim olduğunu ve Darüşşafaka ile herhangi bir bağlantısı olup olmadığını tabii ki bilmiyordum (yıllar sonra Ahmet Mithat Efendi’nin 100. ölüm yıldönümü dolayısıyla okulda verilen konferansa katıldığımda kendisinin iki torununun da – Ahmet Yazgıç (DŞ’54) ve Mithat Yazgıç (DŞ’58) – Darüşşafaka mezunu olduğunu öğrendiğimde çok mutlu olmuştum. Kısa sürede tanıştığım her iki ağabeyime  de sağlıklı ve huzur dolu günler diliyorum. Ahmet Mithat Efendi’nin son nefesini ise, emeklilik günlerinde gönüllü olarak ders verdiği Darüşşafaka Lisesi lojmanında vermiş olması benim için çok anlamlı bir tarihsel bağlantıydı.

İki ablam benden 8 ve 6 yaş daha büyüktü. Annem ve babam Sümerbank Beykoz Deri  ve Kundura Sanayi Müessesesi’nde görevliydi. İlkokul dördüncü  sınıfı bitirdiğim yaz başı babam vefat etti ve hayatımın büyük şoklarından birini yaşadım. Her iki ablam da her zaman iftiharlık talebeler olduğundan daima onları kendime örnek almışımdır. Yaşça en büyük ablamın sınıf hocası daha sonra ona  Darüşşafaka Lisesi’nden bahsetmiş ve ilkokulu bitirdiğimde okula giriş sınavına katılmamı öğütlemiş.  Neyse ilkokul bitti. 1961 Haziran ayında Daçka’nın Fatih-Çarşamba’daki binasında yazılı sınava girdim.

Sonuçta sınavı kazandım. Sınavdan sonraki sağlık muayenelerini de kazasız belasız geride bırakıp mali kontrol raporu da olumlu sonuçlandıktan sonra Darüşşafaka’ya kaydım yapıldı. 1961 Eylül’ünde Okul başladıktan sonra ilkokuldan arkadaşım Turgut’un ağabeyi Taner Çelik (DŞ’65) okula alışma yönünde bana çok yardımcı olmuştur. Yine Giray Erdönmez (DŞ’64) ağabey, Beykoz’da aynı ilkokulda ablamlardan birinin sınıf arkadaşı idi ve kendisi de bana ilk Daçka günlerimde çok yakınlık göstermişti. Ayrıca Reha Öztanyel (DŞ’65) ağabeyi de Beykoz’a yazlık için geldiği günlerden tanıyordum ve o da sağ olsun bana gerçek ağabeylik yapmıştır.

The Beatles : “She loves you”

Muhtemelen Kadıköy Halk Eğitim’deki bir maçtan dönüşte, vapurda, 1968. Ön sıra soldan : Mustafa Asparuk DŞ ‘69, Necip Özden Uz 68, Atilla Engin 68, Bülent Odabaşı 68, Ökkeş Bilal 68, Turgut Arıkan 69, arka sıra : Nedim Müftüoğlu 68, Recep Özsoy 69, Erol Tüfekçioğlu 69, Erol’un hemen üzerinde, Mahir Süer 70, Nihat Avcıer 69, İzzet Durukan 70.
Muhtemelen Kadıköy Halk Eğitim’deki bir maçtan dönüşte, vapurda, 1968. Ön sıra soldan : Mustafa Asparuk DŞ ‘69, Necip Özden Uz 68, Atilla Engin 68, Bülent Odabaşı 68, Ökkeş Bilal 68, Turgut Arıkan 69, arka sıra : Nedim Müftüoğlu 68, Recep Özsoy 69, Erol Tüfekçioğlu 69, Erol’un hemen üzerinde, Mahir Süer 70, Nihat Avcıer 69, İzzet Durukan 70.

1961 Eylül ayı içinde bir Pazar günü Fatih’teki okulun meşhur yeşil renkli demir kapısından içeri girdik. Ve giriş o giriş. Ancak ilk haftalar biraz zorlu geçti. Geceleri bazen uyandığımda evimde olmadığımı anladığımda büyük üzüntü duyuyordum. Bu duygu yavaş yavaş geride kaldı. Yeni binanın (L-tipi) en üst katındaki yatakhanede uyuyor, sabahları ise merkezi ses sisteminden yayınlanan müzikle uyanıyorduk. O günlerde en çok çalınan parça bir Beatles ürünü olan “She loves you” idi. Sabahları yayınlanan müzik güne dinamik ve şevkle başlamak için güzel bir nedendi. Okul dönemi sonuna dek her yeni Beatles parçasını büyük bir merakla takip edecek, grubun hayranı olacak ve bir iki parçasını gitarla çalabilecek duruma gelecektim (müzikteki yeteneği çok fazla olan Halit arkadaşımdan aldığım destekle – with a little help from my friends :).

Hazırlık 1-B sınıfımız Açık hava basketbol sahasına bakıyordu ve teneffüs aralarında o sahadaki değişik bir inşaat tekniğiyle yapılmış potalara bakmak bile ayrı bir heyecan ve merak uyandırıyordu bende. Derken bir gün o sahaya 1960-61 dönemi Türkiye Kupası Şampiyonu olmuş Darüşşafaka Basketbol takımı atlas eşofmanları ile adım attığında benim için basketbol apayrı bir anlam kazanıyordu. Daha sonraki aylardan bir Cumartesi, Spor ve Sergi Sarayında oynanacak olan Dinamo Tiflis – Darüşşafaka basketbol maçına (Avrupa Kupası) tüm okul olarak gittiğimizde Daçka’nın basketbol takımına olan hayranlığımız tavana vurmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam maçı 80-67 kaybetmiştik ancak hatırlamak lazım ki, o yıllarda Türkiye’de yabancı basketbolcu oynatmak diye bir kavram-kural yoktu ve takımın tamamı T.C vatandaşı idi. Darüşşafaka Basketbol Takımı ertesi yıl da (1961-62) Türkiye Kupası şampiyonu oldu ve iki yıl üst üste gelen şampiyonluk Darüşşafaka tarihine altın harflerle yazıldı. O yıllarda (1960 başları) gerek futbol gerekse basketbol dallarında karşılaşmalar İstanbul 1. Mahalli Ligi ve alt kümeler olarak oynanırdı. Darüşşafaka’da 1. Mahalli Lig’te yer alıyordu. (Türkiye Deplasmanlı Basketbol Ligi daha sonraki yıllarda -1966/67- organize edildi ve ilk şampiyon da tüm kalburüstü oyuncuları bünyesinde toplayan Altınordu oldu).

Muhtar Özkaya yaz kampı

Çömez bir Hazırlık 1 talebesi olarak, sonbahar-kış-bahar dönemi akşam yemeğini bitirdikten sonra futbol sahasının bitişiğindeki spor salonunda haftanın belirli günlerinde Basketbol A takımının antrenmana geldiğini bilir ve rica minnet o salona sınıf arkadaşım Turgut’la birlikte sessizce girer ve Nedret Uyguç ağabeyimiz başta olmak üzere tüm oyuncuları hayranlıkla izlerdik. Nedret ağabeyin çengel atışları (hook-shot) da benim için görsel bir şölendi. Takım arkadaşları ile atış üzerine iddiaya girer ve aralarındaki şakalaşmaları ağzı açık bir şekilde izlerdik . Arada bir kafamıza o ağır topu da yerdik o başka! Saat sekize gelmeden önce apar topar salondan ayrılır, hafta sonu izinsiz kalmamak için derhal 8-9 etüdüne yetişirdik. Hazırlık 1-B sınıfını geçeceğimiz belli olmuştu herhalde ve dönem sonuna doğru Türkçe öğretmenimiz İbrahim Kutluk (daha sonra, bu hocamızın da bir Daçka mezunu olduğunu öğrenecektim) beni ve birkaç arkadaşımı çağırdı ve bizi diğer üst sınıflarla birlikte-Bağdat Caddesi üzerindeki “Muhtar Özkaya Kampına” göndereceğini söyledi ve uslu (!) olmamızı öğütledi. O yaz (1962 yazı) kamp iki dönem, yaklaşık üçer hafta sürdü ve neredeyse her gün Suadiye veya Caddebostan’daki plajlara sabah yüzmeye gider, yine haftada en az iki gün olmak üzere semtteki yazlık sinemalara götürülürdük. Öğleden sonraları ranzalarımızda dinlenir ve diğer zamanlarda masa tenisi oynar veya satranç oynayan ağabeylerimizi seyrederdik. İki katlı bir villa tipi olan mesken Muhtar Özkaya adlı bir hayırsever tarafından Darüşşafaka’ya bağışlanmıştı ve sonraki yıllarda Darüşşafaka Cemiyeti meskeni kira geliri elde ettiği bir iş hanına dönüştürdü. Arada sırada Bağdat Caddesi üzerinde gezintiye çıktığımızda o günleri çok güzel duygularla hatırlar ve bağışçımız Muhtar Özkaya Beyi hayırla yad ederim.

Nedret abiden azarı işitince

Basketbole dönersek; ne yazık ki çoğumuzu -11, 12 yaşındaki çömezleri- basketbol aşığı kılan Daçka’nın  o güzel günleri çok çabuk geride kaldı ve şampiyon takım ertesi yıl dağıldı/dağıtıldı (editör notu: dağılma hikayesinin ayrıntıları için Dursun Açıkbaş portresine bakabilirsiniz). Takım tamamen liseli basketbolcu ağabeylerimizden (ortalama yaşın 18 olduğunu unutmadan) oluştu ve Ali Engin’in (DŞ’64) (nam-ı diğer Büyük Ali) sayı kralı olduğu 1963-64 dönemi sonunda 1. Mahalli Lig’e veda etmek zorunda kaldı. Münir Kınay, Recai Engüllü (DŞ’ 64), Kaynak Contepe, Bülent Ünal, Ahmet Akyalçın, Necati Güler (DŞ’65), İstanbul 1959-60 basketbol yıldızlar şampiyon takımından Altan Birben, Dişçi Mete (DŞ’66) ve adını hatırlayamadığım diğer ağabeylerimin (onlardan özür dilerim) yer aldığı son maçtan sonra İstanbul gazetelerinde Daçka’nın bu küme düşüşüne duyulan büyük hüzün dile getiriliyordu. Bu noktada, Ahmet Akyalçın (DŞ’65) ağabeyimle  yaptığım sohbetten bazı alıntılar yapacağım. Biz yıldızlar takımında oynuyorduk. Bir gün idarecilerimizden Halit Bey geldi ve bizi bir araya topladı. Arkadaşlar A takımı dağıldı ve biz de şubeyi kapatmamak için sizi A takımına alacağız dedi ve biz bir anda kendimizi Darüşşafaka Basketbol A takımında bulduk. Rakiplerimiz Galatasaray (ki Nedret, Haşim, Nedim bizden oraya transfer olmuştu), Fenerbahçe (Erdoğan Karabelen de bizden FB’ye transfer olmuştu), İ.T.Ü., Modaspor, Kadıköyspor, Deniz Harp Okulu, Kurtuluş, Şişli, Beykoz gibi takımlardı ve rakip takımların yaş ortalaması neredeyse 27-30 arasında idi. Bir GS-Darüşşafaka lig maçında bana Nedret ağabeyi tutma görevi verilmişti. Elimden geldiğince Nedret ağabeyi iyi savunuyor, feyklerini yutmuyor ve kendisini zorluyordum. Nihayetinde Nedret ağabey bana bayağı kızdı ve … sonuçta ben dahil takım arkadaşlarım maçı bırakıp “bench”e gittik. Hepimiz ağlamaya başladık. Daçka tribününden özellikle Kenan Çetin (DŞ’62) (aynı zamanda borazan takımının başkanı idi) liderliğinde Daçkalı taraftarlar takım lehine bağırmaya başlayınca tribünlerde bayağı hareketlenmeler oldu ve hakemlerin ricasıyla tekrar maça başladık ve tabii ki sonuçta yenildik. Başka bir maçta FB’ye karşı oynuyorduk ve beni Konyalı Halil diye tanınan milli basketbolcu Halil Dağlı tutuyordu. Ampul üstünden bana “haydi at koçum” diye gel gel yapıyordu. Birkaç şutu üst üste sokunca morardı ve konuşmayı kesti. İ.T.Ü. maçında ise takım arkadaşım Recai Engüllü ile bana Hüseyin Alp’i (Sivas’tan bulunup basketbolcu yapılmıştı – boy: 2.16 m.) birlikte tutma görevi verilmişti. Ama ne çare: Hüseyin Alp’i tutmak çok zordu, ikimiz de kollarına asılarak onu tutmaya çalışırken 5 faulle oyun dışı kalmıştık. Sezon sonunda 2. Küme’ye düştük. Kurallar gereği A takımında oynayan oyuncular bir daha Yıldız veya Genç takıma dönemezdi ve bizim kendi yaşıtlarımızla oynamamız bir daha mümkün olmadı. 

Galiba o dönemin sonunda Ali Engin, Ahmet Akyalçın ve Bülent Ünal ağabeyler Beykoz kulübüne transfer oldular. Ben Beykozlu olduğumdan bu üç ağabeyimizin yaz döneminde Beykoz açık hava sahasında (denize hemen bitişik bir konumda) tertip edilen basketbol turnuvalarında oynadıklarını hatırlıyorum.  Ahmet Akyalçın ağabey (DŞ’65) de bu turnuvalarda oynadıkları maçları ve Beykoz takımındaki günlerini bana kısaca anlatmıştı. Eski Daçkalı Altan Birben ağabeyimiz de Beykoz’da oturduğundan daha sonra o da Beykoz’a transfer oldu ve bayrağı daha sonraki yıllarda genç basketbolculara devretti. Hala görüşürüz ve çok sevdiğim, Daçka-Beykoz ortak geçmişi olan bir ağabeyimdir.

Ortaokullar şampiyonu olduk

Yanlış hatırlamıyorsam Darüşşafaka Yıldızlar ve Gençler takımları da ertesi yıl (1964-65) lağvoldu ve ben dahil bazı basketbolsever arkadaşlarım DSK bünyesinde oynama şansımız kalmadığı için başka takımlarda oynamak durumunda kaldık. Cemiyet Başkanımız Sayın Fettah Aytaç ve Müdürümüz Nazıma Antel eğitim ve öğretimde başarıya öncelik verir, karne dönemi içinde kırık getiren sporcu öğrenciler notları geçer hale dönüşmedikçe okul takımında oynayamazdı. Buna rağmen az sayıdaki basketbolcudan oluşan Orta Kısım basketbol takımı 1964-1965 sezonu sonunda, finalde Saint Joseph Orta basketbol takımını İ.T.Ü. Gümüşsuyu’ndaki spor salonunda çok çekişmeli geçen maç sonunda 31-30 yenerek İstanbul Ortaokullararası Şampiyonu oldu. Orta 3 sınıfından Ökkeş Bilal, Nedim Müftüoğlu, Atilla Engin, Atilla Alatlı (daha sonra okuldan ayrıldı ve Bursaspor’da kalecilik de yaptı), Necip Özden Uz, Orta 2 sınıfından Nihat Avcıer, Turgut Arıkan, Mustafa Asparuk ve Orta 1’den  İzzet Durukan ve Selim Akin takımda yer almıştı. Sevgili kimya öğretmenimiz Edith Oyhon ailesi ile birlikte maça gelmiş ve diğer taraftarlarımızla birlikte bize moral vermişti. O gün gerçekten unutulmaz bir gündü.

Ertesi yıl, 1965-1966 sezonu Hayrettin Cete idaresinde Nihat Avcıer, Mustafa Asparuk, Turgut Arıkan, Kenan Albayrak, Selim Akin, İzzet Durukan, Hasan Semerci, İsmail Özsürücü, Erol Tüfekçioğlu, Bülent Şenver’in yer aldığı Ortaokul basketbol takımı finallerde  Galatasaray Orta’yı yenecek ancak Robert Kolej Orta’ya yenilerek İstanbul Ortaokullararası 2. si olacaktı. Bu noktada lafı sınıf ve takım arkadaşım Mustafa Asparuk’a bırakıyorum. “Orta 3 başlayınca ilk dönem voleybol maçları oynandı. Bizim takım Galatasaray Orta’ya 2-0 yenildi ve elendi. Maç dönüşünde GS Orta ile aynı vapura binmiştik. GS’liler bizi vapurda fena halde makaraya aldılar. Biz de zar zor sineye çektik ve basketbolde karşılaşırsak fena şekilde rövanşı alacağımıza söz verdik. Nitekim GS Orta ile basketbol finalinde karşılaşınca zat-ı muhteremleri silip süpürdük (42-24 yenmiştik). Rövanşı farklı bir şekilde almıştık. Tesadüfe bakın ki dönüşte yine aynı vapura bindik her iki takım olarak. Bu kez makaraya alma sırası bizdeydi. GS Orta basketçileri suspus oldular ve başka hadise olmadan vapurdan inip okula vardık.”

1968 Lise Basketbol Takımı. Ayaktakiler soldan : Beden Eğitimi Öğretmeni Murat Ersin, Hasan Semerci 70, Nihat Avcıer 69, Mustafa Asparuk (kaptan) 69, Bülent Şenver 70, Mustafa Aslaner 69, Nedim Müftüoğlu 68. Çömelenler : Turgut Arıkan 69, Atilla Engin 68, İzzet Durukan 70, Nihat Ersan 70.
1968 Lise Basketbol Takımı. Ayaktakiler soldan : Beden Eğitimi Öğretmeni Murat Ersin, Hasan Semerci DŞ ’70, Nihat Avcıer 69, Mustafa Asparuk (kaptan) 69, Bülent Şenver 70, Mustafa Aslaner 69, Nedim Müftüoğlu 68. Çömelenler : Turgut Arıkan 69, Atilla Engin 68, İzzet Durukan 70, Nihat Ersan 70.

 

Hayrettin Cete, Yalçın Granit

Orta 3’de olduğum yılın (1966) benim açımdan en büyük özelliği Hayrettin Cete Hocamızın oyun içinde nefes alıp verme taktikleri sayesinde hızlı oyunda ve ani duruşlarda (faul atışları gibi) kalp atışlarımızı normal seviyeye getirebilmemizi öğretmesiydi. Bu bağlamda Hayrettin Cete Hocamızın katkısını hiç bir zaman unutmadım ve sonraki yıllarda da çok faydasını gördüm. Lise döneminde maalesef bir başarımız olmadı. 65-69 dönemi Daçka’nın 2. Küme’de oynadığı yıllardır. Arada, Yalçın Granit ağabeyimizin okul salonuna antrenör olarak geldiğini ve oyunculara çok ağır idmanlar yaptırdığını duymuştum. Sınıf ve takım arkadaşım Turgut Arıkan Lise 1 de iken (1967) birkaç antrenmana katıldığını anımsıyor. Tabii ki, antrenmanın bitiminde midesini de zorunlu (!) olarak dışarıda boşalttığını da !

Beykoz’da oynadım

Ben ise semt takımım olan Beykoz’da yıldızlar ve gençler kategorilerinde oynadım. 1968 yılında sınıf arkadaşım Mustafa Asparuk’u da Beykoz Genç takımına transfer ettik ve o yıl takımda birlikte oynadık. Beykoz’da 1946’lardan gelen bir basketbol geleneği vardı. (1946’da İlk Türkiye basketbol şampiyonunun Beykoz olduğu kayıtlarda yer alır). O günlerde Lig’de yer alan  genç basketbol takımlarını teşvik etmek için bazı Avrupa Kupası maçı öncesi, kupa maçı oynayacak Türk takımının Genç ya da Yıldız takımının da o haftaki rakibiyle karşılaşması organize edilirdi. İTÜ’nün bir Avrupa kupası maç öncesi İTÜ Yıldız ile Beykoz Yıldız maçında Spor ve Sergi Sarayında binlerce kişi önünde oynamak benim açımdan pek de kolay bir şey değildi. ( O yıllar İTÜ’nün yaklaşık 5 sene gibi Deplasmanlı Basketbol Türkiye Liginin tozunu attığını ve Hüseyin Alp’in artık tecrübeli ve Milli takımda da oynayan bir pivot olduğunu hatırlayabiliriz).

1969-70 döneminde Beykoz A takımında oynarken sevgili Metin Yersel (Robert Kolej Yüksek Okulu’nda iki dönem aynı yerleşkede birlikte okuduk) Darüşşafaka basketbol erkek takımının yeni bir hamle yapması ve de kız basketbol takımının kurulması çabalarını, bazı Darüşşafakalı ağabeylerimizin de maddi katkısıyla bir sonuca ulaştırırken basketbol takımımız 1969-70 sezonunda İstanbul 1. Mahalli Ligine yükselmişti. Ertesi yıl, Metin Yersel’in kişisel çabasıyla Darüşşafaka A takımına transfer oldum. 1970-71 sezonunda Erdoğan Karabelen ağabeyimizin antrenör-oyuncu (o yıl 35 yaşında idi), Metin Yersel’in Teknik Menajer olarak görev aldığı ilk yılımda Darüşşafaka Lisesi kökenli oyuncular olarak: Kaynak Contepe (DŞ’65), Ali Kahyaoğlu (DŞ’67), ben ve sınıf arkadaşım Turgut Arıkan (DŞ’69)

nihat-avcier-03
1971 İstanbul 1. Küme Şampiyonu takım. Yukarıdan soldan başlayarak forma numarasıyla : 11 Erdoğan Karabelen, 10 Esat, 5 Kemal, 12 Kenan (Kemal ve Kenan kardeştiler), 14 Ali Kahyaoğlu (DŞ 67), 6 Selçuk Mercan (DŞ 71), 15 Tayfun Davran (DŞ 71), 4 Kaynak Contepe (DŞ 65), 9 Turgut Arıkan (DŞ 69), 7 ?, 13 Nihat Avcıer (DŞ 69), 8 Adil.

 

Tayfun Davran ve Selçuk Mercan’ın (DŞ’71) yanı sıra Kemal-Kenan kardeşler, Esat, Adil ve eski FB’li Emin Özer ile birlikte oynadık ve ilk sıralarda yer almamıza rağmen şampiyon olamadık. Ancak ertesi yıl (1971-72 sezonu) Karamürsel’deki Amerikan üssünde görevli Afro-Amerikan kökenli siyahi oyuncu George’un da (Ali Kahyaoğlu’nun portresinde detaylı olarak verilmiştir – ed.) takıma transferiyle, Darüşşafaka Basketbol Takımı büyük bir sıçrama yaptı ve uzun süre lider götürdüğü İstanbul 1. Mahalli Ligini şampiyon olarak bitirdi. George’un oynadığı maçlarda, diğer takımlardan oyuncu ve idareciler de Daçka’nın maçlarını izlemeye gelir, kendisini nasıl ve hangi takımdan transfer ettiğimizi sorardı.

Tito olayı

O yıl antrenör-oyuncu ağabeyimiz Erdoğan Karabelen takıma gerçekten çok iyi ağabeylik yaptı ve hepimize o yaşında örnek bir sporcu oldu. Maçlar devam ederken takımda bir düşüş olduğunu fark eden Erdoğan ağabey bizi hafta sonunda Maltepe’deki evinde misafir eder ve sahil yolunda dayanıklılık antrenmanına çıkarırdı. Bu ekstra idmanlardan kimse kaytarmazdı ve takımdaki ahenk üst düzeydeydi. Lise kökenli olan ve olmayanlar arasında güzel bir arkadaşlık oluşmuştu. Bu ahengin şampiyonluğa büyük katkısı olmuştur. Yine de bazı takımlarla çok çekişmeli maçlar oynadığımızı hatırlıyorum. Bu takımlardan biri Beyoğluspor idi ve Tito adında tecrübeli ve iyi  bir oyuncuları vardı. Ligin sonuna yaklaşmıştık ve Beyoğluspor maçı da kritik maçlardan biriydi. Maçın sonuna yaklaşmamıza rağmen henüz maçı koparamamıştık. O sırada ben oyuna girdim. Tito bir faul atışından önce devamlı hakemle konuşuyor ve onu etkilemeye çalışıyordu. Ben de Tito’ya veryansın etmeye başladım. Hakem de bu konuşmaları duyunca her ikimizi diskalifiye etti; ama benim açımdan sonuç istediğimiz gibi oldu ve maçı kazandık. Tito ve ben iki maç ceza aldık. Sonuçta Lig bitti ve takımımız şampiyon olarak 2. Deplasmanlı Lige terfi maçlarını oynamaya hak kazandı. O maçlar sonunda da takım 2. Türkiye Deplasmanlı Ligine yükseldi. (Ertesi yıl Tito Boğaziçi Üniversitesi Basketbol takımına koç oldu; ben üçüncü sınıftaydım ve Tito’yu görünce takımın idmanlarına katılmamaya başladım. Yatılı olduğum için İşletme takımında futbol da oynuyordum ve Tito ile küs olduğumuz için basket takımını pas geçmeye karar vermiştim. Daha sonraki günler Mustafa Dilber Hocamızın da araya girmesiyle Tito ile aramızdaki buzlar eridi ve ben de Üniversite takımında tekrar oynamaya başladım). Üniversite Basketbol takımı ile 1972’de Samsun’da, 1973’de Antalya’da Türkiye Şampiyonasına katıldık ve genç bir takımla (tamamen amatör) 73’te Türkiye beşincisi olmuştuk. O dönem Ateş Çubukçu (Beşiktaşlı Milli Basketbolcu) koçumuzdu. Sonrasında yıllar süren bir dostluğumuz oldu ve ailemizin değişmez dişçisi idi. Selamlarımı yolluyorum kendisine.

1972 Nisan. Samsun Basketbol turnuvası öncesi yürüyüş. En arkadan sayarsak beşinci benim (kameraya bakan ve diğerlerine göre daha esmer görünen). Sol yanımda BÜ’de misafir öğrenci James Sowerwine. Şimdi ABD’de olan James’le arada görüşürüz.
1972 Nisan. Samsun Basketbol turnuvası öncesi yürüyüş. En arkadan sayarsak beşinci benim (kameraya bakan ve diğerlerine göre daha esmer görünen). Sol yanımda BÜ’de misafir öğrenci James Sowerwine. Şimdi ABD’de olan James’le arada görüşürüz.

Pele’yi izledim !

1970-71 dönemi sonunda Şampiyon takımın her oyuncusuna İstanbul Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü tüm spor karşılaşmalarında geçerli olan “serbest giriş kartı” vermişti. O yılın sonuna doğru Avrupa turnesine çıkmış olan Pele’li Santos futbol takımı da Fenerbahçe ile Dolmabahçe Stadyumunda bir dostluk maçı yapmıştı ve o serbest giriş kartı sayesinde Pele’yi seyretme fırsatını yakalamıştık. Yanılmıyorsam Santos Fenerbahçe’ye karşı 5-1 galip gelmişti ve Pele maçın bitimine doğru sahadan ayrılırken büyük alkış almıştı. (Santos o maçı 6-1 kazandı – ed.) Bu olay da unutamadığım anılarımdandır.

1972-73 sezonu Deplasmanlı 2.Türkiye Liginde oynadık. Erdoğan Karabelen ağabey takımı bırakmıştı ve takımın başına Bülent Ünal ağabey (DŞ’65) gelmişti. Kadıköyspor’un eski oyuncuları Ali ve Kenan ile Beykoz’dan Ercüment Darüşşafaka’ya  transfer olmuştu. O yıl ben her maça ve antrenmana gidemediğim için takıma pek fazla bir katkım olmadı, ancak Boğaziçi Üniversitesi’nin spor salonunu (bir önceki sezon da dahil olmak üzere)  haftada bir ya da iki kez Daçka’ya ayarladığım zamanlar olmuştur (tabii herhangi bir ücretin ödenmesi söz konusu değildi). Daçka’nın B.Ü.’ye antrenmana geldiği akşamlar takıma ev sahipliği yapar, antrenman sonrasında da takımı yolcu ederdim. Salonsuzluk o zamanlarda en büyük sorunumuzdu. Sanki Fatih’teki okul salonundan sonsuza dek ayrı bırakılmıştık ve o salon Daçkalılara yasaklı hale gelmişti.

Erdemirspor

1973 Eylül’ü İstatistik dersinden güz sınavını da verdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümünü bitirdim ve Ekim’de sağlık muayenelerini yaptırıp yedek subay adayı olarak askerliği beklemeye başladım.  Boğaziçi Üniversitesinden takım arkadaşım Altemur Tülmen (o sıralarda Üniversite basketbol takımı antrenörümüz olan Beşiktaşlı milli basketbolcu Ateş Çubukçu’nun davetiyle  Beşiktaş’a transfer olmuştu),Yıldız kategorisinde İstanbul birincisi olmuş Beykoz basketbol takımından bir arkadaşımla birlikte benim Altınyurt takımına transfer olmamızı sağladı. Basketbolden hayatımda ilk ve son kez 1500 TL gibi bir harçlık (!) kazanmış oldum. Bir yıl Altınyurt takımında oynadıktan sonra 1974 Mayıs ayında Karadeniz Ereğli’de kurulu Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları’nda çalışmaya başladım.  Erdemirspor’un sportif faaliyetlerden sorumlu görevlisiyle tanıştıktan sonra 1974-1975 sezonunda, bir yıl Zonguldak Mahalli Lig’inde Erdemirspor forması altında basketbol oynadım. Erdemirspor’un son maçında burnuma aldığım darbeyle, daha doğrusu rakibimiz Kozluspor oyuncularından yediğim dayak (!) sonucu kendimi Zonguldak SSK Hastanesi’nde buldum. Burnum fena halde kırılmıştı. Bu arada maç devam etmişti. Kendime gelince ilk iş maçın sonucunu sormak oldu. Birkaç sayı farkla maçı alıp Şampiyon olmuştuk !… Allahtan Kulak Burun Uzmanı doktor zamanında müdahale etti ve tamponla geçici tedaviyi yaptıktan sonra takım minibüsünün en arkasında o halde tıngır mıngır 60 km’lik yolu 2.5 saatte alarak (maalesef o yıllar Zonguldak – Ereğli yolu çok berbattı) Ereğli’ye vardık. Fabrikanın çok modern küçük bir reviri vardı ve tek kişilik odada 15 gün raporlu olarak bayağı dinlendim. Arkasından da yönetim 15 gün ücretli izin verdi ve İstanbul’da arkadaşlarım arasında  kendime geldim. Bir ay sonra tekrar antrenmanlara başladım ve 1975 Şubat ya da Mart ayında Sakarya’da düzenlenen Anadolu Kupası elemelerine gittik ama ancak bir maç alıp daha sonra elendik.

Askerlik

Bu arada Bülent Ecevit-Erbakan koalisyon hükûmeti, T.C. tarihinde ilk kez “yedek subay adayları” için kısa dönem askerlik yasası çıkardı. Bu sayede 1975 yazında Kütahya’da brüt 4 ay (izinler ve tatiller çıktıktan sonra net 2 ay 3 hafta) askerlik yaptıktan sonra 23 Ekim 1975’te, bir hafta öncesinden terhis olduk. Askerlik döneminde, bizden yaşça daha büyük olan Ahmet Küre ağabeyimizin yeğeni Harun Küre ile çok iyi arkadaş olmuştuk. Diğer kafadar iki arkadaşla birlikte terhisten bir hafta  önceki hafta sonu Alanya’da kafadan izin yaptık ve şahane bir havada iki gün bol bol yüzüp neşemizi bulduk. Askerliği bir nevi tatile dönüştürmüştük.

Askerlik dönüşü Türkiye Şişe Cam Fabrikaları İhracat Müdürlüğü’nde çalışmaya başladım. Yönetimin basketbola yatırım yapması kararlaştırıldığından eski Beykozlu ağabey ve arkadaşlarla Paşabahçe basketbol takımını kurduk ve 4. Kümeden başlayarak üst üste iki dönem sonunda 2. Kümeye çıkardık. Paşabahçe birkaç yıl sonra Türkiye Şampiyonu olacaktı. Ben 1977’de Mitsubishi Corporation İstanbul bürosunda yeni bir işe girdim ve takımı bıraktım.

 

Galata Kulesinde eşim Tülin Damlıca ile. Şubat 1981.
Galata Kulesinde eşim Tülin Damlıca ile. Şubat 1981.

 

Muhtemelen eski Burhan Felek Salonu’nda maçta, 6 numaralı oyuncuyum, birinde faul diğerinde jump shot… Kanlıca, 1979.
Muhtemelen eski Burhan Felek Salonu’nda maçta, 6 numaralı oyuncuyum, birinde faul diğerinde jump shot… Kanlıca, 1979.

 

Sonrasında eski Beykozlu arkadaşlarımla Kanlıca takımına transfer olduk. 1980 Temmuz’unda Tülin Hanım’la evlenince basketbolu bıraktım (1982 yılı Kasım ayında dünyaya gelen oğlum Can bugün Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu bir genç olarak özel bir şirkette İç Denetim-Bütçe Kontrol Müdürü olarak çalışmaktadır). 16 yıl okul ve lig maçlarında lisanslı olarak oynadım. Basketbol sayesinde onlarca, yirmilerce dostum, arkadaşım oldu ve 1965-1975 yılları arasında (bana göre TV dönemi başlamadan önceki dönem çok muhteşemdi) Spor ve Sergi Sarayı’nda birçok derbi, Avrupa Kupası ve Milli maç seyrettim. İTÜ Gümüşsuyu, Kadıköy Halk Eğitim ve Burhan Felek (eski salon) spor salonlarının müdavimi olmuştuk. Basketbol sayesinde bugüne dek fiziki ve ruhsal durumumu büyük oranda korudum. 2002 yılı Mayıs ayında Paşabahçe’de yeni yapılmış R. Şahin Köktürk salonunda “veteranlar için ayrılan” süre içinde basketbol oynarken sağ ayak aşil tendonumu tamamen kopardım ve ameliyat dahil 6 ayıma mal oldu. Allahtan ameliyat ve sonrası her şey yolunda gitti ve sorunsuz bir şekilde eski sağlığıma kavuştum. O günden başlayarak artık iyi bir basketbol seyircisiyim.

 

 

 

Basketbol üstü karışık

Sanırım 1995 gibi, Daçka Maslak tesislerinde Ayhan Şahenk Spor Salonu’nun açılış töreni vardı ve şölen Kanal D’den canlı yayınlanacaktı. Ben de açılışı izlemeye gitmiştim. Benden yaşça daha büyük ağabeylerim ve Erdoğan Karabelen ağabeyin de dahil olduğu bir “veteran” maçı düzenlendi. Ayakkabı-forma bulundu ve biz maça çıktık. Soyunma odasında Erdoğan Ağabey bir yere yetişeceğini ve biraz oynadıktan sonra maçtan çıkıp gideceğini söyledi. Neyse maç başladı. Herkes 50’li, 60’lı yaşlarında ufak, tefek bir şeyler sergilemeye çalışıyordu. Zaten kısa bir maç olacaktı ve  maç neredeyse bitiyordu. Erdoğan Ağabey maça kendini fena halde kaptırmıştı. Ben “bench”te tek başıma idim ve Erdoğan Ağabey’e kendimi hatırlatmaya çalışıyordum. Neyse ki Erdoğan Ağabey son anda yerini bana bıraktı ve birkaç dakika ben de oynama fırsatı bulup bir basketle hamamın namusunu kurtarmış oldum. Sevgili Erdoğan Ağabeyime buradan kucak dolusu selamlar gönderiyorum ve sağlıklı günler diliyorum.

 

Biraz da Beykoz ve spor

Beykoz’taki çocukluk günlerim, görece Ligin en uzun boylu futbolcusu Mehmet Ekerbiçer’in, milli kaleci Necmi Mutlu’nun (daha sonra Beşiktaş’ın kalesini koruyacaktır), yine Beşiktaş’ta sağ bek oynamış İhsan ağabeyin, arkasından milli kaleci Nihat Akbay’ın (GS’ye transfer olmuştur) ortaya çıktığı yıllardır. Futbolun yanı sıra basketbol, voleybol, kürek, yüzme dallarında çok iyi sporcular da yetişmiştir Beykoz’da. Kürekte tek çiftede Ceyhun ağabey, daha sonra Vural Cin ve basketboldan takım arkadaşım Tevfik Refik Cin şampiyonluklar elde etmiştir. 1960’ların başında her yaz döneminde kürek yarışmalarının Beykoz koyunda yapıldığını pek hatırlayan kalmamıştır ama belleğimizde güzel bir yer işgal etmektedir.

Son söz

50+ yaşlarda, 20’li oğlumla ve 25’li yeğenimle birlikte basketbol oynamanın zevkini de ayrıca hiç unutamam ve herkese tavsiye ederim, aşil tendonunuza dikkat etmeniz şartıyla :). Herkese spor dolu günler dilerim.

 

ök/fa mart 2015

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.