Oktay Mahmuti: Darüşşafaka, Doğuş’la birleşince ortaya güçlü bir organizasyon çıktı

Oktay Mahmuti: Darüşşafaka, Doğuş’la birleşince ortaya güçlü bir organizasyon çıktı

1101
0
PAYLAŞ

Gerek Avrupa’da gerek ülkemizde hedefi olan büyük takımlarla başarılara imza atmış olan ve geçen sezon verdiği aranın ardından tekrar parkelere dönerek yeni bir yapılanmaya liderlik eden koç Oktay Mahmuti’ye Darüşşafaka Doğuş tesislerinde konuk oldum. Ligin sonuna yaklaştığımız haftalarda önlerindeki zorlu fikstür öncesi sorularımı içtenlikle yanıtladı. Keyifli okumalar diliyorum.

Öncelikle bir çok basketbolseverin merak ettiği ve belki de genç koç adaylarına ışık tutacak bir soru sormak istiyorum. Koç olmaya ilk olarak nasıl karar verdiniz, o dönemi kısaca anlatabilir misiniz?
O dönemde çok iyi bir basketbolu olamayacağımı düşündüğümden ve eğitimime de önem vermek adına rasyonel düşünerek basketbolu bırakma kararı aldım. Sonrasında eğitimimi sürdürürken altyapılarda basketbol antrenörlüğü de yapmaya başladım ki bu oyunculuk gibi olmadı tabii ki birlikte yürütmek daha kolay oldu. Sonrasında Yugoslavya’daki savaşın da etkisiyle Türkiye’ye geldim ve eğitimimi burada tamamladım. Aslında ben daha Üsküp’teyken de Aydın abilerle görüşüyordum, temas halindeydim, burada da devam etti görüşmelerimiz. Önce Eczacıbaşı ve sonrasında Efes’te görev alarak kariyerime başlamış oldum koç olarak. Koçluğa başlarken büyük hedeflerle büyük hayallerle başlıyorsunuz ama bunları elde etmeniz hiç kolay değil. Bu nedenle sonradan üzülmemek adına daha gerçekçi hedeflerle yola çıkmalı genç koç adaylarımız. Çünkü bu işte herşey size de bağlı değil yani siz bu işi çok severek, çok çalışıp en iyisi olma yolunda elinden geleni yapsanız da yan etkenler de sizin kaderinizi çok değiştirebiliyor. Kariyerim boyunca birçok dönüm noktası oldu ki o halkalardan biri kopsa belki de ben A takım antrenörü olamayacaktım. Bu nedenle bu işe başlayacakları tavsiyem şu olur bu işi yaparken rasyonel olmaları gerekiyor. Şu örneği verebilirim: “Siz ve ben tıp okuyoruz, siz bir çalışmayı 8 saatte bitiriyorsunuz ben ise 24 saatte bitirebiliyorum ama sonuçta bitirebiliyorum. Ama işte sporda böyle bir şey yok maalesef. Yani birimiz 8 saat çalışıp olabiliriz ancak diğeri 24 saat çalışsa da olmayabiliyor. Bir çok paramatrenin bir araya gelmesi gerekiyor. En önemli ne derseniz bence tutku ve heyecan derim.

İlk kez baş antrenör olarak çıktığınız maçtaki duygularınız nelerdi? O maçtan biraz bahsedebilir misiniz?
Aydın abinin cezalı olduğu bir maçtı Ülkerspor ile kupa eleme maçına çıkmıştım ama Aydın abi benchin arkasındaydı yani tam olarak bu maçtı diyemeyiz. Sonrasında Aydın abinin ayrılmasıyla beraber Suprolig’de Pau Orthez maçında takımın başında tamamen ben vardım ilk kez fakat onda da Ergin’in göreve geleceği belliydi, ben sadece geçiş sürecini yönettim aslında. Ama çok da heyecanlı değildim aslında çünkü bence en kötüsü sahadaki oyuncuların sizden sonra birisinin geleceğini bilmeleridir. Ben de bu geçiş döneminde birlik beraberliği korumaya çalıştım zaten böyle bir dönemde mucizeler yaratmanız mümkün olamaz, radikal değişiklikler yapma şansınız olmaz pek. Sular durgunken ne yaptığınızdan çok fırtınada ne yaptığınız önemlidir ve ben aslında fırtınalı bir dönemde görevde olduğum için ve kendimi gösterebildiğim için şanslıyım.

Sezon başında adınız bir çok takımla anıldı, peki neden Darüşşafaka Doğuş’u tercih ettiniz?
Aslında bu sezonun başında hedefim yurtdışında görev almaktı. Ailemle beraber Benetton döneminde de çok keyifli zamanlar geçirmiştik. Böyle bir fırsatın olabileceğini gördüm ve bir kez daha denemek istiyordum. Sonrasında tabii ki yurt içinden Darüşşafaka Doğuş da dahil farklı teklifler geldi, hepsini bir araya getirip değerlendirmeye çalıştım şartları. Daçka’nın yeni ve ciddi bir oluşum olması, heyecan veren bir yapılanma içerisinde olmaları beni çok etkiledi açıkçası, kararımda önemli bir rol oynadı bu etkenler. Aslında bu X bir kulüp olsa ve sadece Doğuş’un sponsorluğunda olsa farklı bir gözle bakabilirdim fakat Darüşşafaka’nın bir geleneği var, yıllarca Türk basketbolunda önemli bir yeri olan köklü bir kulüp. Doğuş gibi güçlü bir sponsorla da bir birleşme gerçekleşince tabiki ciddi ve güçlü bir organizasyon çıktı ortaya. İşin maddi tarafı da önemli, o konular sadece bir kere anlaşırken konuşuluyor oysa sabah uyandığınızda salona keyifle gelmek güler yüzlü ve sizi seve saygı duyan insanlarla çalışmak çok daha önemli bence.

İstatistiklere baktığımızda rakibi 70 sayının altında tuttuğunuz 14 maçın tamamını kazanmışsınız. Daçka için savunma odaklı bir takım diyebilir miyiz? Oynatmak istediğiniz basketbolu biraz sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?
Genel olarak taraftarlar ve basketbol camiasında Oktay Mahmuti savunma ağırlıklı bir basketbol oynatıyor diye bir algı vardı ama ben esasında hiç bir zaman bu tarz bir yaklaşımı benimsemedim, savunma ve hücum diye ayırmadım. En azından üst seviyede Avrupa kupalarında oynadığınız zaman maç kazanabilmek adına ikisini de hakkıyla yapmak zorundasınız. Verdiğiniz istatistik çok güzel elbette ancak aynı zamanda ligin en skorer takımlarından da biriyiz. İkisini ayırmamakla beraber şuları da kabul ediyorum savunmasız yapılamayacağını ve tabii ki savunma olmadan hızlı hücuma gidelemeyeceğini de. Takımı kurarken 2-3 “kale” diyebileceğimiz kritik oyuncunun etrafına doğru ve tamamlayıcı oyuncuları koyarak ilerlemeyi düşündük ve bunda da başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Aslında benim basketbolumda en önemli konu topun değerini bilmektir. Bir topu elde edebilmek adına 24 saniye savunma yapıyorsunuz sonra gelip topu fırlatıyorsunuz ve kendi potanızda yaptığınız tüm emek uçup gidiyor, sadece skor olarak da değil motivasyon olarak da geri düşüyorsunuz bu şekilde.

Önünüzde çok zorlu bir fikstür var önce Pınar Karşıyaka deplasmanı, sonra kendi sahanızda Anadolu Efes ve deplasmanda Galatasaray LH arkasından da Fenerbahçe Ülker’i konuk edeceksiniz.Takımın durumu nasıl, mental ve fiziksel olarak bu maçlara hazır mısınız?
Evet zor bir fikstür ama aslında dönüp geride bıraktığımız 5 maça da baktığınız da ne kadar zor maçlar olduğunu göreceksiniz. Hiç bir maç için kolay deme şansım yok, sadece bu kez daha isimli, bütçeli ve zirveyi zorlayan takımlarla mücadele edeceğiz fakat dediğim gibi zorluk derecesi değişmeyecek. Çünkü ligimiz öyle bir hal aldı ki üstteki 4 takımın dışındaki takımlar arasında 1 galibiyetten sonra playoff ve bir mağlubiyetten sonra düşme tehlikesi konuşuluyor artık. Ben hazır olduğumuzu düşünüyorum tüm takım olarak. Dezavantajlı olduğumuz bir nokta varsa o da şu; eskiden biz rakiplerimizi hedef olarak görüyorken şimdi biz hedef olarak görülen takımız.Ama ligin üst sıralarında yer almanın da kaçınılmaz yüküdür bu. Yani zordu zor da olacak, bence bu sene ligin en güzel tarafı da bu.

Sezon başında Brown ve Shurna tercihleriniz biraz eleştirilmişti. İki oyuncunun da sürpriz niteliğinde iyi bir performansı var. Sizin beklentilerinizi karşıladılar mı?
Doğuş grubu çok güçlü bir sponsor ve maddi olarak problemleri yok ama ilk günden benim de desteklediğim şekilde şimdiden büyük paralar yatırılacak diye bir plan yoktu daha ilk sezondan. Mantıklı ve sıradan bir bütçeyle ilk sene için hedef aslında playofflara girebilmekti. Biz de hem İbrahim ile hem de diğer ekip arkadaşlarımızla görüşüp bütçeye ve bu hedefe göre oyuncular belirledik. Demin de belirttiğim gibi sağlam 2-3 oyuncunun etrafını doğru doldurmaya çalıştık. Tabi bu anlamda birkaç risk de aldık. Ama bu tarz hem uygun bedelli hem de sizi hedefe götürecek oyuncular aldığınız da bu risk kaçınılmaz oluyor zaten. Ayrıca Darüşşafaka Doğuş olarak Avrupa’da çok tanınan bir kulüp olmamız da bizi her zaman transfer döneminde arka plana da itti oyuncular nezdinde. Aslında ana hedeflerden biri de Darüşşafaka Doğuş kulübünü istenilen ve arzu edilen bir kulüp haline getirmekti. Bence şuanda geldiğimiz noktada sonuçlarında da iyi olmasının etkisiyle ve sponsorun yarattığı ortam ile de beraber bunu gerçekleştirmiş durumdayız. Takımdaki aile ortamı ve mutluluk dışarıdan da görülebiliyor. Shurna ve Brown’da riskler aldık evet ama iki oyuncu da şuanda çok iyi durumda, performanslarından memnunum.

Playofflar için pota altı rotasyonunda sıkıntı yaşayabileceğinizi düşünüyorum, sizin görüşünüz nedir?
Öncelikle güzel olan şey şuanda Darüşşafaka Doğuş olarak bizi ligin zirvesindeki takımlara rakip olarak görmeniz ve karşılaştırmanız. Çünkü biz sezon başında bu takımlara rakip olabilecek bir kadro yaratmadık ve o şekilde yola çıkmadık. Elbette sıkıntılarımız olacak ki sadece pota altında değil başka yerlerde de sıkıntılarımız olabilir. Fakat başka şekilde bu açıklarımızı kapatmaya çalışacağız. Baktığınız zaman her takımın bazı eksikleri ve zaafları var, güçlü olan yönleri var.

Jordan Farmar elbette çok değerli bir oyuncu ve önemli bir katkı verdi ancak Gordon ve Seibutis’in performansında bir düşüş olduğunu gözlemledim kendi adıma. Bu konudaki görüşleriniz neler, sizce Farmar transferi neden gerekliydi ve sizin bakış açınıza göre takıma getirdiği artılar neler? Sizce negatif etkisi oldu mu ya da olmamasını nasıl sağlayacaksınız?
Sezon içerisinde 6 yabancı ile mücadele etmemizin de etkisiyle bazı maçlarda oynamaması gereken sakatlığı olan oyuncuları kullanmak zorunda kaldık. Örneğin Seibutis’in Banvit maçında oynamaması gerekiyordu ama süre vermek zorunda kaldık. Devamında aynı şekilde iki maçta Gordon’ın sıkıntıları vardı fakat yine oynatmak zorunda kaldık. Dolayısıyla böyle bir ligde mücadele ederken bir eksik yabancıyla oynamamız bizi zorladı zaman zaman. Bu nedenle ekstra bir yabancınızın olması bu eksikliği doldurabiliyor ki son iki maçta Brown’ın sakatlığı vardı örneğin ve onun yerine Greer’i kullanabildik. Yani bu transferi sadece güçlenme adına olarak yapmadığımızı aynı zamanda yedekleme için de yaptığımızı belirtmem lazım. Daha stabil olmak için yaptık da diyebiliriz. Evet Farmar’ın gelmesiyle oyun tarzımız da değişti. Jordan yetenekli bir oyuncu ve yetenekleri üzerinden katkı verebiliyor. O gelmeden önce ağırlıklı olarak düzen içerisinde oynayan bir takımdık, şimdi biraz daha onun yeteneklerini kullanıyoruz. Ancak biz onun tarzına bir adım atarken o da bize bir adım attı ve şuanda ortada buluştuk diyebiliriz. Aslında dışarıdan sizin ve diğer insanların gördüğü şu; siz taşları yerinden oynatıp farklı bir oyun tarzına geçerseniz takım olarak bu değişimin tabiki farklı etkileri olur ki memnuniyetsizlik dediğiniz nokta da bu bence aslında. Farmar gibi topa sahip olan bir oyuncu getirdiğinizde bu tarz durumlar da kaçınılmaz oluyor. İlk geldiğinde belki bu birebirleri ve topa fazla sahip olması daha ön plandaydı ancak şuanda bunu aştığımızı ve onun da bizim sistemimize daha çok yaklaştığını görüyorum. Sonuçta önemli olan kazanmak tabiki, herkes maç kazanınca mutlu oluyor. Bir de şöyle bir konu var; transferi yapacağımız dönemlerde bir sürü söylenti çıktı Oktay koçun Farmar ile problemi var diye. Tabii ki böyle bir konu söz konusu değil, problemim olan bir oyuncuyu en başta ben takımımda istemem doğal olarak.

Darüşşafaka yıllardır alt yapısı ile bilinen ve yetiştirdiği oyuncularla ön plana çıkan bir kulüp. Rakipleriniz bu sezon iki kulvarda da mücadele ederken siz sadece lige konsantre oldunuz ve sanırım bu nedenle genç oyunculara fazla fırsat veremediniz, maç sayısının da az olmasından dolayı. Seneye bu mantaliteniz değişecek mi, alt yapıdan takip ettiğiniz oyuncular var mı?
Şuanda 17 kişilik bir kadromuz var ve dolayısıyla bu kadrodan 5 kişi doğal olarak her maç sistemin dışında kalıyor. Tabiİ ki hepsi katkı vermeye hazır ve değerli oyuncular. Farklı isimler ön plana koyulabilir miydi elbette ama biz daha çok Metin’i kullandık ve onu hazırlamaya çalıştık bir üst seviye için. Diğer taraftan bir kaç yıldır oynamayan Göksenin’i oynatıyoruz, ona güvendik ve o da hep karşılığını veriyor. Her zaman genç oyuncuları oynatmak istersiniz bu çok doğal ancak en başta Türk oyuncuların artık bu yeni sisteme adapte olmaları ve ona göre çok daha fazla çalışmaları gerekiyor. Bu yarışmanın içerisine girmeleri, rekabeti hissetmeleri gerekiyor. Nasıl olsa oynarım diye bir pozisyon hiç olmayacak artık. Eskiden bir çalışıyorlar şimdi beş çalışmaları gerekecek.

Yabancı kuralının sizce Türk basketboluna etkileri neler oldu ve olacak?
Öncelikle şu artık net; Avrupa’da başarılı olmak istiyorsanız ve kupalara uzanmak istiyorsanız oradaki takımlarla aynı şartlarda mücadele edebilmelisiniz. Bir de olaya tabi Türk oyuncular tarafından bakmak lazım. Yıllardır bu rekabete girmezken şimdi çok fazla çaba sarf etmeleri gerekecek. Eskiden ne olursa olsun bir konuma, hakka sahiplerdi forma için, artık bu yok yani artık pasaport gözetmeksizin şartlar eşitlenmiş oldu. Baktığınız zaman zaten sizin hedef olarak kurduğunuz Avrupa liglerinde mücadele eden takımlar bu haklara yıllardır sahiplerdi. Önemli olan bu yeni şartlara uyum sağlamak, tabiki zor tarafları var ve olacak. Ama baktığınız zaman İspanya’da bu kural yıllardır var ve aynı zamanda oyuncu yetiştirip milli takımlar düzeyinde de bir çok başarıya imza atabiliyorlar. Son zamanlarda herkes “Genç oyuncular oynatılmıyor” diye düşünmeyi ve konuşmayı alışkanlık haline getirdik ancak bir çok kişi bu oyuncuların oynamayı gerçekten hakedip haketmediğini konuşmuyor. Bizim bu genç oyuncular arasındaki yarışmacı düzeyi, çıtayı yukarı çıkarmamız gerekiyor. Elbette bu süreçte bazı jenerasyondaki oyuncular sıkıntı çekecek ki bu maalesef sistemin de sporun da acımasız tarafı. Oyuncularımızın şunu bilmesi gerekiyor, karanlık bitmeden gün doğmaz. Bol bol çalışmaları ve zorlanmaları, gerekirse sıkıntılı günler geçirmeleri gerekecek. Genç oyuncularımızın şikayet etmeke ve pes etmek gibi bir lüksleri yok. Koçlar açısından da bence TÜBAD’ın bir yaptırımı olması gerekiyor. Örneğin ben İtalya’ya gittiğimde bana Eurolig’de çıktığım maçlardan ülkemde elde ettiğim kupalara kadar bir çok bilgi istendi, yabancı bir koçun ülkelerinde çalışabilmesi için kriterleri ve yaptırımları vardı. Ülkemizde de bu tarz bir çalışma yapılabilir. Avrupa’da bir çok ülkede bu kriterler farklı olarak uygulanıyor koçlar için. TÜBAD’ın bu ve benzer projeleri konuşup olgunlaştırıp federasyonla beraber hayata geçirmeleri gerekiyor, Avrupa’da olan bu standardizasyonu ortaya koymaları gerekiyor.

Yurtdışında ülkemizi başarılı olarak temsil etmiş bir koç olarak sizce Avrupa’daki diğer takımların koçlarımıza bakış açısı nasıl, neden koçlarımızı Eurolig ya da Eurocup seviyesindeki Avrupa kulüplerinde görev alamıyorlar?
90 yıllara kadar ki o zaman açıldı Türkiye Avrupa’ya, Türk insanında bir Avrupalı hayranlığı vardı ama şunu söyleyebilirim ki özellikle genç jenerasyonun ülkemizi her platformda sadece basketbolda en üst seviyede temsil edebilecek yeteneğe ve beceriye sahip. Eskiden sınırı geçtiğimizde yeniliriz eziliriz bakış açısı, korkusu vardı. Ben hiç bir zaman koçları Türk ya da yabancı olarak değerlendirmedim, bence oyuncularda olduğu gibi koçlar için de bu. Ancak yukarıda belirttiğim kural da bizim koçlarımızı engelleyen bir durum oluyor.

Oktay Mahmuti için yardımcıları onun için ne ifade ediyor?
Benim için en önemli şey yardımcılarımın benimle aynı fikirde olmamasıdır. Ne kadar çok farklı nokta ile karşıma çıkarlarsa beraber o kadar yeni ve doğru şeye imza atabiliriz. Ayrıca teknik bilgiden çok ilk beklediğim şey çalışkan olmaları ve benle beraber aynı heyecanı, tutkuyu paylaşmaları ve de iyi birer insan olmaları. Ben hiç bir şeyi tek başıma yapmak istemiyorum ve yapmıyorum da, onların yardımları ve analizleri ile yapıyorum tüm çalışmaları.

Eurolig için en iyi beşinizi saymanızı rica etsem?
Sergio Rodriguez, Vassilis Spanoulis, Rudy Fernandez, Nemanja Bjelica, Ante Tomic

Rakip benchte görmekten en çok keyif aldığınız koç kim?
Arkadaşlarım 🙂 Fırsatını bulmuşken sarılmış olurum.

Kaybettiğiniz bir maçın gecesinde, neler yaparsınız, kendinizi nasıl tekrar motive edersiniz?
Tabiİ ki biraz maçı oynuyorum kafamda ve ben genelde her maçtan sonra kendim ne yapsaydım diye çok düşünüyorum. Ama tabi bu bir bilgisayar oyunu değil, sadece sizin bir şeyleri yapmanız yetmiyor, çok fazla parametre var. Genelde ailemle ve arkadaşlarımla birlikte vakit geçiririm.

Bir toteminiz var mı? Aynı kıyafetleri giymek, maç öncesi aynı şeyleri yapmak gibi?
Olmamasına çalışıyorum, çünkü hiç bir zaman o totem sayısı azalmıyor. Bir süre sonra artınca ben ne yapıyorum deyip unutuyorsunuz ve sıfırlama tuşuna basıyorsunuz, sonra yine bir tanesi ortaya çıkıyor ve bu zincir bu şekilde devam ediyor 🙂

Basketbol dışında neler yapıyorsunuz, hobileriniz nelerdir?
Denizi çok seviyorum ve kafa boşaltmak için gezmeyi tercih ediyorum, en çok sevdiğim şey ise İstanbul dışına çıkmak.

Kariyerinizde unutamadığınız en komik anınız?
Olympiakos maçında pantolonumun yırtılmasıydı ama onda da hemen çözüm ürettim ve ceketimi bağlamıştım, son çeyrekte olmuştu. Bana da o sırada hatta çok komik gelmemişti fakat sonrasında dışarıdan izleyince bayağı gülmüştüm 🙂

 

Kaynak: Basketfaul

Yorum yok

YORUM YAZIN

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.