Süleyman Sarı : Tercih formunu doldurup vermeyi unutarak maça gitmiştim

Süleyman Sarı : Tercih formunu doldurup vermeyi unutarak maça gitmiştim

2167
0
PAYLAŞ
Ocak 2016

Bizim dönemin (1980) komple sporcusuydu Süleyman. Futbol, basketbol ve voleybol takımlarının hepsinde yer alırdı. O zamanlar hentbol takımı olsaydı herhalde orada da oynardı. Daçka’dan mezun olduktan sonra bir yandan çalışıp bir yandan okuduğu için sporculuğu sürdüremedi ne yazık ki. Fakat Darüşşafaka’da edindiği sporculuk kültürü okul sonrası hayatına yansıdı. Bilumum dernek ve cemiyette faal şekilde çalışarak spor yapamamanın acısını çıkardı. Bu faaliyetlerden Darüşşafakalılar Derneği ve DSK da nasibini aldı. Sevgili Süleyman paylaşımcılık vasfını halihazırda bizim dönemin mail listesinde, arkadaşlarının doğum günlerinde mani tadında şiirler yazarak gösteriyor.

Doğduktan 6 ay sonra fırtına gibi emeklemeye, 7 ay sonra da yürümeye başlamışım.



10 Ocak 1961 yılında Şişli, Bomonti’de doğdum. Doğduğum gün, oldukça hızlı esen rüzgarıyla, büyük bir kar fırtınası olduğu söylenir. Havadaki bu hızlı ve çetin fırtınadan nasiplenmiş olmalıyım ki, doğduktan 6 ay sonra fırtına gibi emeklemeye, 7 ay sonra da yürümeye başlamışım. Hal böyle olunca çocukluk yıllarımda bana “Fırtına” lakabını taktılar. Evimizde benden büyük dört kız, üç de erkek kardeşim vardı. Dolayısıyla her “tekne kazıntısı” gibi ben de 8 kardeşin en küçüğü olarak, abla ve abilerimin gözünde epey kıymetliydim

Şişli Bomonti'deki mandıramızın önünde çekilmiş bu fotoğraf 1965 veya 66 senesine ait olmalı. Ablalarım Ayşe ve Fatma, ağabeyim Hasan, yeğenim Bülent. Fotoğrafın en sağındaki haşin bakışlı çocuk benim.
Şişli Bomonti’deki mandıramızın önünde çekilmiş bu fotoğraf 1965 veya 66 senesine ait olmalı. Ablalarım Ayşe ve Fatma, ağabeyim Hasan, yeğenim Bülent. Fotoğrafın en sağındaki haşin bakışlı çocuk benim.

Bu sessizliği bozan ise, babamın mandırasında bulunan yüze yakın inek ve beş-altı tane de köpekti.



Çocukluğumu geçirdiğim yer olan Bomonti, etrafında fazla yerleşim yeri olmayan, çoğunlukla boş arazilerin bulunduğu, sessiz ve sakin bir semtti. Bu sessizliği bozan ise, babamın mandırasında bulunan yüze yakın inek ve beş-altı tane de köpekti. Babam çalışanlar tarafından sağılan sütlerin büyük kısmını Şişli ve Nişantaşı’nda satarak, ailemizi geçindirirdi. Pek çok Daçkalı gibi ben de babamı maalesef pek tanıma imkanı bulamadım; sevgili babam Mehmet Sarı ben 5 yaşındayken vefat etti.

İlkokul hatırası. Öğretmenimiz sağ başta.
İlkokul hatırası. Öğretmenimiz sağ başta. 1971.

Babamı kaybettikten kısa bir süre sonra Şişli Talat Paşa İlkokulu’nda okumaya başladım. Okulum evimize yaklaşık 20 dakika yürüme mesafesindeydi. Sabah akşam bu yolu yürümek benim için bir zevk haline gelmişti. İlkokulda oldukça renkli bir sınıfım vardı. 10 Musevi, 10 Ortodoks, 5 Kürt kökenli, 15 İstanbullu ve kökenli arkadaşımla birlikte aynı sınıfta okuduk. İlkokul sınıfımdaki bu kültür renkliliği, hayatımın ileriki dönemlerinde karşılaşacağım çok kültürlü hayata uyum sağlamamı kolaylaştırdı ve bendeki paylaşım duygusunun gelişmesine vesile oldu.
İlkokulun son senesinde, babamın ben 5 yaşındayken vefat ettiğini bilen çok kıymetli ilkokul öğretmenim rahmetli Ayten Yenidoğan, benimle çok daha yakından ilgilenip Darüşşafaka sınavlarına hazırlamak istediğini söyledi. İlkokul öğretmenimin bu ileri görüşlü hamlesi ve sınavı kazanabilmem için beni her gün özel olarak çalıştırıp gerekli desteği vermesi sayesinde, üç-dört aylık bir periyotta sınava hazırlandım. Dolaysıyla Darüşşafakalı olmamı yüzde 100 Ayten Hocam’a borçluyum.

Sütleri dağıtır, ardından Şişli meydanındaki gazete bayisine gider, sınavı kazananların açıklanacağı listeyi sorardım.



Gel zaman git zaman, sınav günü gelip çatmıştı. Son aylarda yaptığım çalışmalar ve öğretmenimin de emeği sayesinde sonuçtan umutluydum fakat çocukluktan olsa gerek, kazanamayacağıma dair bir korkum da vardı. İlkokul hayatımın bu döneminde bir yandan da çalışmaya başlamıştım. Okul bittikten hemen sonra, Şişli Meydanı’nda ve Etfal Hastanesi çevresinde, düzenli olarak mandıramızdan süt alan evlere süt dağıtırdım. İşim akşam 20:00-21:00 saatlerinde biterdi. Darüşşafaka sınavına girdikten sonra yeni bir ritüelim olmuştu: sütleri dağıtır, ardından Şişli meydanındaki gazete bayisine gider, sınavı kazananların açıklanacağı listeyi sorardım. Günlerce devam eden bu durum karşısında aldığım yanıt hep aynıydı: “liste henüz açıklanmadı!” Nihayet bir gün, artık yüzüme aşina olan gazete bayisi listenin açıklandığını söyleyerek upuzun bir sayfa uzattı bana. Tezgahın yanına oturarak derhal ismimi aramaya koyulduğumda kalbim yerinden fırlayacak gibi çarpıyordu. Adımı listede görür görmez, elimde olmadan adeta bir “fırtına” gibi, “Kazandım! Kazandım!” diye bağırmaya başladım. Gazete bayisi günlerdir beklediğim bu sevince ortak olarak listenin yayımlandığı gazeteyi bana hediye etti.

Bir okul gezisinde çekilmiş bu fotoğrafta sınıf arkadaşlarım. Ayakta solda Ahmet Arı, sağda ben. Solda oturan Mustafa Ünal, elinde top olan Faruk Kayhan.
Bir okul gezisinde çekilmiş bu fotoğrafta sınıf arkadaşlarım. Ayakta solda Ahmet Arı, sağda ben. Solda oturan Mustafa Ünal, elinde top olan Faruk Kayhan. 1975.

Kıymetli hocam Nihal Yöneyman haftanın belli günlerinde bana şeker, çikolata gibi sevineceğim şeyler verir, hüznümü yok etmeye çalışırdı.

Darüşşafaka’ya başlamadan önceki yıllarda, annemle birlikte iki ablam, bir ağabeyim ve ben olmak üzere dört çocuk hep birlikte yaşıyorduk. İlkokul yıllarında vaktimin çoğunu semtimizin açık hava sinemasında Tarkan ve Karaoğlan filmleri izlemekle geçiriyordum. Aynı zamanda mahallemizde bulunan Zaferspor-Güngörspor takımlarının yirmi yıldır süren derbi maçlarını da hararetle takip ederdim. İlkokul 3. sınıftan beri futbola ilgim vardı ve bu dönemden itibaren takım kaptanı olarak, Güngörspor’da dört-beş yıl süreyle futbol oynadım.
Sınavı kazandıktan sonra ben de Darüşşafakalıydım artık… Hayatımın yeni ve hiç bitmeyecek bir dönemi başlıyordu. Tarkan, Karaoğlan, mahalle maçı derken, bu renkli ve eğlenceli hayattan, 1972 yılında koptum. Annem küçüklüğümden beri benim başarılı bir eğitim hayatım olacağına ve ileride bu anlamda benimle gurur duyacağına çok inanıyordu. Bu sebeple bana çocukluğumdan beri “Atatürk” lakabını uygun görmüştür. Ben de nihayet, annemin başarılı bir eğitim hayatım olacağına dair beklentisinin ilk adımı olarak, Darüşşafaka’ya adım atmıştım.
Hazırlık 1. sınıfında, ailemden kopuşa ve yeni ortama alışmaya çalıştığım bu dönemde, sürekli ağlayan, her daim hüzünlenen bir çocuktum. O dönemde kıymetli hocam Nihal Yöneyman haftanın belli günlerinde bana şeker, çikolata gibi sevineceğim şeyler verir, yüzümü güldürmeye, hüznümü yok etmeye çalışırdı. Kendisi hazırlık sınıfının ilk senesi boyunca bir anne şefkatiyle bana yaklaşmayı ihmal etmedi. O sene sınıfta kalan 20-25 kişi okuldan atılırken, ben bütün bu hüzünlü hallerime ve alışma sürecinin sancısına rağmen hazırlığın ilk senesini tamamlamayı başardım.

Efsane bir kadroya sahip takımımızla Türkiye Liselerarası Basketbol Şampiyonası’nda yer aldık.

Hazırlık sınıfının ikinci senesinde, hayatımın geri kalanında da benim için çok önemli yer tutan spor faaliyetlerine hızla başladım. Futbol, voleybol ve basketbol oynayarak günlerim daha dolu geçiyordu artık. Orta 1 ve Orta 2’de voleybol ve basketbol alanında başarılı bir öğrenci oldum. Bu başarımda Taşkut Hoca’nın teşviki ve emeği büyüktür. Ayrıca o dönemki sportif faaliyetlerimde, 78’li abilerin desteğini de alarak gelişim gösterdiğimi söyleyebilirim. Elbette günde dört-beş saat düzenli ve sıkı bir şekilde antrenman yapmamın ve sporu belli bir disiplin çerçevesinde ele almamın da bu başarıda faydası büyük.
Orta son sınıfta aralarında Eşref, İsmail, rahmetli Domo, Adnan ve Tuğrul’un da bulunduğu efsane bir kadroya sahip takımımızla Türkiye Liselerarası Basketbol Şampiyonası’nda yer aldık. Bu kapsamda Edirne, Adana gibi pek çok şehirde final maçları oynadık.
Lise 2 ve Lise 3’de yine okul takımında yer aldım. Ayrıca büyük basketbol antrenörü, Minik lakaplı Önder Hoca liderliğinde dört-beş sene süresince, hem okul takımızın öğrencilerinden hem de Şişli Terakki Lisesi’nin öğrencilerinden oluşan Darüşşafaka Spor Kulübü’nün yıldız ve genç takımlarında oynadım. Şişli Terakki Lisesi’nde oynayan arkadaşlarımız çok eğlenceli ve neşeli çocuklardı; onlar sayesinde her antrenmanımız oldukça keyifli geçerdi. Hatta Pink Floyd’un The Wall isimli efsane şarkısı ile Şişli Terakkili arkadaşlar sayesinde tanıştım. Bu yıllarda ayrıca yine okulun spor kolunun başkanlığını yaptım. Bu sırada Karagümrük ve Şeref Stadı’nda birçok futbol maçına çıktım.

Kızların adı Charlie’nin Melekleri olarak kaldı



1980 yılında mezun olarak artık Darüşşafaka’daki öğrencilik hayatımın sonuna gelmiştim. Uzun yıllar yatılı okulda okumuş olmanın sonucu olsa gerek, pek çok arkadaşım gibi ben de liseden mezun olunca sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Hatta öyle ki, tercihlerin yapılacağı son gün, tercih formunu doldurup vermeyi unutarak maça gitmiştim. Erkan isimli çok samimi bir arkadaşım beni arayıp tercih formunu doldurmadığımı hatırlattı. Bunun üzerine kendisinden rica ettim ve bir yandan ben telefonla ona tercihleri söylerken, o da bir yandan formu doldurup teslim etti. Üniversite için yaptığım tercihlerin hepsi İşletme Bölümünü kapsıyordu. Nihayetinde tercihim olan Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü kazandım.
Derslerde çok parlak yahut yüksek notlar alan olan bir öğrenci olmadım fakat dönemin güncel konularında hocalarımızla yaptığımız münazaralar, gelişen ve değişen yeni dünyanın farklılaşan iktisadi politikalarına dair girdiğimiz tartışmalar, üniversite hayatımın en verimli ve güzel anılarından biri olarak hala aklımdadır. Bölümümüzde 3 Darüşşafakalı, 3 de Saint Benoit’lı kız öğrenci vardı; onlara ağabeylik ederdim ve sürekli birlikte zaman geçirirdik. O kadar sıkı arkadaşlardık ki, altı kız olarak benimle takıldıkları için kızların adı Charlie’nin Melekleri olarak kaldı.

Vitsan'da aynı odayı paylaştığım değerli arkadaşım Levent Delibaş. Onun da şimdi kendi gözetim firması var.
Vitsan’da aynı odayı paylaştığım değerli arkadaşım Levent Delibaş telefonda. Onun da şimdi kendi gözetim firması var. 1995.

Tıpkı ilkokulda olduğu gibi, üniversitede de hem çalışıp hem okuyordum.

15:00 gibi okuldan çıkıp, 15 yaşından itibaren on sene boyunca çalıştığım Teoman Önol’un sahibi olduğu TİM Mühendislik’e gidiyordum. Üniversitenin ders ortamıyla okul sonrasında çalışma hayatı bir araya gelince maalesef, ortaokulda ve lisede uzun zaman ayırabildiğim spora zaman ayıramaz oldum. Buna karşın, spordan kopsam da Darüşşafakalı arkadaşlarımdan çalışma hayatım boyunca hiç kopmadım. TİM Mühendislikte çalıştığım süreç boyunca dört-beş farklı Darüşşafakalı arkadaşımla çalışma şansına sahip oldum.
1984 yılında yarı zamanlı olarak çalışmaya başladığım Vitsan Gözetim’de profesyonel olarak çalışmaya başlamam 1986 yılında, şirketin genel müdürü, çok sevgili ağabeyim rahmetli Mahmut Sarı sayesinde oldu. Vitsan benim için oldukça önemli bir okuldu. Burada hem büyük abim Mahmut Sarı ile hem de benden beş yaş büyük abim Hasan Sarı ile birlikte, üç kardeş olmanın yarattığı büyük sinerji ile çalışma fırsatı yakaladım. Vitsan’da süregelen on beş yıl boyunca, iki abimle de çok önemli başarılara imza atıp, hayata dair unutulmayacak paylaşımlar yaşadık. Benim için, 2001 yılında kaybettiğimiz değerli abim Mahmut Sarı’nın yerini aradan geçen on beş yıla rağmen kimse doldurmuş değil…
1999 yılının Temmuz ayında, Vitsan’da çalıştığım dönemde, yurtdışında çalışmam için gelen bir teklifi kabul etmiştim; yurtdışında çalışıp orada yaşayacaktım. Fakat kader binlerce insana olduğu gibi Ağustos 1999’da benim hayatıma da farklı bir yön verdi. 1999 yılında yaşanan büyük depremin ardından sigorta eksperi olmam dolayısıyla, deprem sonrasında oluşan korkunç hasarların tespitini yapan ekipte ben de görev aldım. Yurtdışı macerasının rafa kalkmasının ardından, birkaç arkadaşımın tavsiyesi ve cesaretlendirmesiyle, şimdi genel müdürlüğünü yaptığım Link Gözetim adlı şirketimizi kurdum. 1999 yılından bu zamana dek yine Darüşşafakalı arkadaşlarımla zaman zaman çalışma fırsatı buldum.

 Vitsan'da yılbaşı kokteyli. Ortadaki, inşaat yüksek mühendisi rahmetli Aydın Sezginer (Demirel'in İTÜ'den sınıf arkadaşı). Rahmetliden beş-altı yıl boyunca çok şey öğrendim.
Vitsan’da yılbaşı kokteyli. Ortadaki, inşaat yüksek mühendisi rahmetli Aydın Sezginer (Demirel’in İTÜ’den sınıf arkadaşı). Rahmetliden beş-altı yıl boyunca çok şey öğrendim. Koyu renk takım elbiseli olan benim. 1992.

Bu dönemde Darüşşafaka’nın hayatıma damga vuran spor camiasıyla tekrar kucaklaştım

Link Gözetim olarak uluslararası emtia gözetimi, sigorta eksperliği, P&I kulüpler için surveyler yapıyoruz. Türkiye’deki tüm körfezlerde hizmet veren ofislerimiz olduğu gibi, bu sene içerisinde Hollanda’da bir ofis açarak Link Europe projesini de hayata geçirdik. Bizim jenerasyonumuzun en büyük özelliği olan yurtdışı alanlarda başarıya sahip olmak, bizim ve şirketimizin de birincil gayesi.
Darüşşafaka Cemiyeti, Darüşşafaka Spor Kulübü ve Darüşşafakalılar Derneği’nin yanı sıra 10 yıl Rotary Kulübü üyesi olarak, dernek faaliyetlerinde yer aldım. Ayrıca sektörümüzün birçok mesleki kuruluşunda yönetici olarak sosyal çalışmalar yapmaya devam ediyorum.

1986 yılında, iki yıllık nişanlılık dönemi sonrasında, sevgili eşim Aydan Kızılkor ile evlendik. Kırk yıla yaklaşan birlikteliğimizden, her zaman kuvvet ve destek aldığım sevgili Aydan’ın verdiği iki kız evlatla dört kişilik aileye ulaştık. 1991 yılında ilk çocuğum Ecem doğdu. 90’lı yıllarda iş hayatım oldukça yoğundu ve sık sık seyahate çıkıyordum; işte bu dönemde Darüşşafaka’nın hayatıma damga vuran spor camiasıyla tekrar kucaklaştım. Kızım Ecem’in, Darüşşafaka’da iki-üç yıl sürecek bir spor okulu tecrübesi sırasında ben de haftanın bir-iki günü spor kulübüne giderek hasret giderme fırsatı buldum.

: Darüşşafaka basketbol takımının Avrupa kupası maçı için Girit'e yaptığımız uçak yolculuğunda İsmail Atasoy'ya birlikteyiz.
Darüşşafaka basketbol takımının Avrupa kupası maçı için Girit’e yaptığımız uçak yolculuğunda İsmail Atasoy’ya birlikteyiz. 1997.

Bu sırada Çetin Berkmen ile tanıştık. Çetin abi benimle birlikte İsmail Atasoy ve Levent Tumlu’yu önce Darüşşafakalılar Derneği yönetim kurulunda, sonra da Darüşşafaka Spor Kulübü yönetiminde görev almamız için yüreklendirdi. Bizler de memnuniyetle bu göreve talip olduk. Böylece üç-dört yıl süresince basketbol dolu, gayet aktif bir şekilde geçen, başarılı yöneticilik yıllarımız oldu. 2001 doğumlu ikinci çocuğum Sezen’in Darüşşafaka Spor Kulübü’nde hiç spor yapamaması ise içimde hep ukde olarak kaldı.
Küçük kızım Sezen 2015-16 ders yılında Avusturya Lisesinde lise eğitimine başladı. Büyük kızım Ecem, 2014-15 ders yılında Okan Üniversitesi Rusça mütercim-tercümanlık bölümünden mezun oldu. Halen Rusya hükümetinden kazandığı bursla St. Petersburg’da bir yıllık yüksek eğitimini sürdürüyor.

Girit'te Niyazi Turan ağabey ile birlikte kadeh kaldırıyoruz. Karşımızda Levent Tumlu oturuyor.
Girit’te Niyazi Turan ağabey ile birlikte kadeh kaldırıyoruz. Karşımızda Levent Tumlu oturuyor.

İyi ki varsın Daçka; 500. yılı görmeni dilerim!



Faal spor hayatımda sayısız anı yaşadım; pek çoğunu hatırlamakta zorlansam da hatırladığım anıların sıcaklığı bugün bile içimi ısıtıyor. Örneğin, Şişli mahalle takımındaki büyük futbol rekabeti; lise yıllarında sürekli bana tezahürat yapan birkaç özel seyircim; kulüp maçlarında forma giyerken, şimdi federasyonda olan 2.10’luk Emir’i, bulduğum özel teknikle durdurabilme başarım; yöneticilik yıllarında takımımızla Girit’e askeriyeden bozma bir uçakla gidişimiz ve burada belediye başkanının özenli misafirperverliği, Girit’te İsmail Atasoy ile birlikte kaldığımız odanın hali; Darüşşafaka Spor Kulübü’ndeyken şehir dışına yapılan eğlenceli yolculuklar…
Spor yapmaktan her zaman büyük keyif aldım ve sporun büyük faydasını gördüm. Spor yapmak benim için hep keyfe, mutluluğa ve başarıya giden bir yol oldu. Bu keyfi Darüşşafaka çatısı altında yaşayabilmek ise ayrı bir onur ve güzellik oldu. İyi ki varsın Daçka; 500. yılı görmeni dilerim!

*Bu özel tekniği yazı tamamlandıktan sonra öğrendik, Süleyman’ın ağzından aktaralım : “Emir’in boyu çok uzundu, ben beline geliyordum ancak. Durdurmam çok zordu ama çözüm buldum sonunda. Onun kasık hizasında bir noktasına bastırarak yere düşmesini sağlardım. Uzundu ama dal gibiydi, çelimsizdi. Bu hareketim hep sonuç verirdi. Emir sinir olurdu bana 🙂 ”
fa/ök/kk Ocak 2016

Yorum yok

YORUM YAZIN

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.