Ana Portreler Kıdemli Divan Başkanı : Yaşar Erol

Kıdemli Divan Başkanı : Yaşar Erol

1860
0
PAYLAŞ

 

 

Keman çalan cami hocası

10 Kasım 1942 tarihinde, 1930’lu yıllarda Bulgaristan’ın Eski Zara’sından göç eden ve Türkiye’de evlenen bir göçmen ailenin çocuğu olarak Hayrabolu’da doğmuşum.

Rahmetli annem, anneannem dahil geniş bir aile olarak Trakya’ya yerleşirken, rahmetli dedem Türkiye’yi beğenmemiş, Bulgaristan’a dönmüş ve orada vefat etmiş. Bu durum bana enteresan geldiği için bahsediyorum.

Bebeklik resmim, rahmetli babam, ablam ve annemin kucağında ben. Yıl 1943.
Bebeklik resmim, rahmetli babam, ablam ve annemin kucağında ben. Yıl 1943.

Üç kardeştik, iki erkek biri kız. Şimdi ablamla, ben hayattayız. Enteresan bir alaka var, babam rahmetli Bulgaristan’da hem mektep mezunu cami hocası, hem de amatör keman sanatçısı. Bulgaristan’da annemin evinin  önünde anneme kemanıyla serenat bile yapmış. Babam mal müdürü olarak hizmetini Malazgirt’e yaparken vefat ediyor ve annem ikinci evliliğini yapıyor. Veteriner olan üvey babamın doğu hizmeti dolayısı ile ilkokulun 3. sınıfının 2. sömestirisine kadar Kars Arpaçay’da okudum. Sonra Manisa’nın Akhisar ilçesinden mezun oldum ve 1954 yılında ikinci yuvamız olan Darüşşafaka Lisesi’ne girdim.

Ortaokul birinci sınıfta 45 kişiden üçü hariç diğerlerinin karnelerinde kırık notları vardı. Benim de 5 kırığım vardı. Sömestir tatilinde Akhisar’a gittim, üvey babam karnemi görüp beni döver diye karnemi bavulumda kilitli tuttum ve imzalatmadan okula döndüm.

Resim dersi hep kırık

İkinci karnede notlar düzeldi, resim dersi hariç, üçüncü karnede de notlar  ‘geçer’ düzeydeydi, resim dersi hariç. Orta birden itibaren, lise mezuniyet notu dahil resim notum karnede daima: 2, 5, 5 (O.K.K = Öğretmenler Kururu Kararı ile) geçer şeklindeydi. Sarı Kemal lakaplı hocamızın hakkını vermek lazım, gerçekten bende elle resmetme kabiliyeti yoktu. Lise son sınıftayız, adeta Hababam Sınıfı. Okul müdürümüz bizim sınıfa mahsus olmak üzere, ilk karnede notu kırık olmayana ‘para ödülü’ vereceğini söyledi. Benim diğer notlarım iyi, Kemal Hocamıza gittim, dedim ki “Hocam para ödülü almak istiyorum, hep bana karne notu olarak 2,5,5 verdiniz bu sefer 5,2,5 verirseniz ödül alacağım, lütfen” dedim. Hoca “git oradan terbiyesiz” dedi ve yine ilk karne notu olarak 2 verdi, para ödülünü alamadım.

 

Kopya verdim, sıfır aldım

Ortaokul birinci sınıf karnem hariç, lise ikiye kadar karnemde hiç kırık notum olmadı, hiç kopya çekmedim, ancak lise ikide, sıra arkadaşım Selim Öğütür’e kimya yazılısında kopya verdim. Selim’in yazılı notu 10, benimki 0. Kimya hocamız rahmetli Mithat İli’ye sordum, “Hocam neden sıfır?” cevap, “Selim’den kopya çekmişsin” Selim bütün ısrarlarıma rağmen doğruyu söylemedi. Hocamızı müdür yardımcımız rahmetli İbrahim Bey’e şikâyet ettim ve kimyadan, önceki notlarım 9 ve 10 olmasına rağmen son karne notum ‘sıfır’ verilerek ikmale bırakıldım. İkmale kaldım demiyorum, resmen ikmale bırakıldım.

O yaz bana zehir oldu. Bana hocamızın garezinin olduğunu düşündüm ve ikmal imtihanına hem hocamızın kitabından hem de başka bir yazarın kitabından çok sıkı bir şekilde çalıştım. İmtihan kâğıdım on üzerinden onluktu, fakat ‘altı’ verdiler. Böylece kopya vermenin cezasını çok ağır ödedim. Darüşşafaka Lisesinde ‘öküz’ ‘inek’ diye tabir edilen talebelerden birisiydim. Bizim zamanımızda tembel talebeye asla ‘tembel’ denmezdi. Tembel olmayanlara ya ‘öküz’ ya da ‘inek’ denilirdi.

Doktor Balanzoni’nin sesi

Lise son sınıfında, birinci sömestir tatilinde, İstanbul’daki diğer liselere, velilere ve diğer davetlilere okul sahnesinde tiyatro oynanırdı. Biz de İtalyan yazar Carlo Goldoni’nin Yalancı piyesini oynadık.

1959-1960 Lise son sınıf piyesten bir bölüm. 1) Sırtı dönük Yalancı rolünde Erdem Avun. 2) Siyah beyaz elbiseli Ottavio rolünde Alpakın Engin. 3) Sağda ak saçlı, kızların babası rolünde Yaşar Erol
1959-1960 Lise son sınıf piyesten bir bölüm. Soldan sağa; sırtı dönük Yalancı rolünde Erdem Avun, siyah beyaz elbiseli Ottavio rolünde Alpakın Engin, ak saçlı, kızların babası rolünde ben Yaşar Erol

Ben, ‘Doktor Balanzoni’ rolünde kızların babasını oynayacağım. Olay Venedik’te geçiyor. Benim ‘iki kızım’ eski tabirle ‘bir hizmetçim’ var. Yalancı (Allah rahmet eylesin Erdem Avun) kızlarımdan birisi ile evlenmek istiyor. İki delikanlı da Ottavio (Alpakın Engin) ve Florindo (rahmetli Nezih Tuzcu) kızlarıma talip oluyor. Sonuçta; yalancının mumu yatsıya kadar yanıyor ve ben kızlarımı Florindo ve Ottavio ile evlendiriyorum. Komedi türü bir oyun.

Yalancının babası Necat’ın sesi ‘baba’ sesine yakışıyor. Benim ise şimdiki gibi bas-bariton bir sesim yok. İyi rol yapıyorum ama sesim ince, baba sesine uymuyor.

Oyunu sahneye koyan Saadet Timur hocamız aynı zamanda Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin hocası. Bizi bir gün kız kolejine götürdü, orada sahneye koyacağı oyunun provasını seyrettirdi. Bir kız oyunda ‘erkek’ rolü oynuyor ve sesi tıpkı erkek sesi. Gel de onu takdir etme, gel de Yaşar Erol’un sesinin ‘baba sesi’ olmadığına üzülme. Bir gün Aksaray’da “Horoz Nuri” filmini seyrediyorum, başrolde Vahi Öz, sesi tam bir ihtiyar sesi. Gırtlağımla bu sesi taklit edebilir miyim, evet oluyor. Rahmetli müdür yardımcımız İbrahim Bey’e gittim, rica ettim “Vahi Öz” taklidi sesimi dinledi. Kendisinde zaten kulak var, kanun çalardı. “Yaşar, sesin tam oturmuş aşçıbaşıya söyleyeceğim sabahları birer yumurtanın sarısını iç, taklit ettiğin ses daha açılacak” dedi.

Oyunda ben, saçları talk pudrası ile beyaz, sakalı beyaz, bir ölçüde kambur ve ‘Vahi Öz’ sesi ile baba değil ‘dede’ rolü oynadım. Piyesi seyredenlerden bazıları Saadet hocaya gelip “nereden buldunuz bu ihtiyarı ?” demişler. O sahnede seyirciden aldığım alkışların mutluluğunu hiçbir zaman unutamam.

Sentetik

Velhasıl Darüşşafaka Lisesi benim yuvamdı. Anıları bende hala dün yaşanmış gibi canlıdır. Lisede sevdiğim, sevmediğim ders ayrımı bende yoktu. Ancak yapamadığım ders vardı, resim. Anlamadığım ders vardı, lise son sınıfta okutulan cebir dersinin bir bölümü olan ‘sentetik’ kısmı. Yıl 1960, lise son bitirme cebir imtihanına giriyorum. On üzerinden sentetik sorusu dört puan. Tabii sentetiği anlamadığım ve dolayısıyla hiç ilgilenmediğim için imtihan notum 6’da kaldı.

Bütün hocalarımızı; Tabiat Bilgisi hocamız, Darüşşafaka Lisesi diş hekimi ve İstanbul’un o tarihteki meşhur dişçisi Kemal Enver Ünver, İngilizce hocamız Belkıs Kuntman, yine İngilizce hocamız Gönül Soysallıoğlu, Resim hocamız Sarı Kemal, Fizik hocamız Bedri Tardu, Kimya hocamız Mithat İli, Mantık ve Sosyoloji hocamız Semahat Aköz,  Cebir hocamız Zehir Ahmet, müdür muavinimiz İbrahim Çokaytar.  Müdürümüz Zeki Sezin ve ben de özel bir yeri olan Tarih hocamız Niyazi Akşit başta olmak üzere kendilerini şükran duygularımla anıyor, vefat edenlere Tanrı’dan rahmet diliyorum.

Pas çalışmasından takıma

Darüşşafaka Spor Kulübü Voleybol Takımı iyi bir takım, 1. Lig İstanbul ve Türkiye Ligi Şampiyonluğuna oynamak istiyor. Haftanın bazı günleri kapalı salonda akşam çalışma yapıyorlar. Ben de meraklıyım ya, etütten kırıp onları seyretmeye gidiyorum.

yasar-erol-06
Şampiyon Voleybol Takımı dağıldıktan sonra, birinci ligde Nasuhi Ünlü ağabeyimizin koçluğunda oynayan Darüşşafaka Voleybol Takımı.  5 no’lu oyuncu hariç diğerlerinin tümü Daçkalı. Forma numaralarına göre : 7 Cengiz Erverdi, 8 Erdal Elibol, 12 Alpakın Engin, 10 Ali Tezel, 6 Yaşar Erol, altta en sağda Alp Orhun.  Antrenör: Nasuhi

 

Ayhan ağabey (Eski Levent muhtarı, Eski Parlamenter) zaman zaman çalışma saatinden önce geliyor, başka kimse gelmemiş. O zamanlar voleybol antrenmanı öncesi nefes açma koşuları, sonra ısınma hareketleri ile başlar, sonra ikili paslarla devam ederdi. Bir gün Ayhan ağabey ısınma hareketlerinden sonra beni ikili pas yapmaya çağırdı, ya lise bir ya da lise iki öğrencisiyim. Elimden geldiğince ikili pas yaptık. Sonra diğer oyuncular geldi, ben kenara çekildim, onlar çalışmaya devam ettiler. Şampiyonluğa oynayacak bir büyük takımın büyük oyuncusuna bir ölçüde eşlik etmek benim için büyük bir onurdu. Derken ben voleybol çalışmalarının tiryakisi oldum. Ayhan ağabey erken gelse de karşılıklı pas yapsak diye dua ettim. Allah duamı kabul etti, zaman zaman Ayhan ağabeyle pas yaptık. O solak, ben solak, iyi anlaştık. Derken birinci ligdeki Darüşşafaka Voleybol takımında pasör olarak oynamaya başladım. Şampiyon takım dağıldıktan sonra üniversitede talebe iken bir süre daha birinci ligde kalan takımda oynadım.

Açıkça söylemeliyim ki bizim sınıftan dört voleybolcu çıktı. Bunlardan Alper Başaran, Darüşşafaka Genç Takımında oynadıktan sonra, İTÜ’ye geçti. İTÜ birinci ligdeydi. Sonra Eczacıbaşı’nda, nihayet voleybolu Bursa’ya getiren bir kardeşimizdi, Allah rahmet eylesin. Darüşşafaka Genç Takımında ve A Takımında voleybol oynayan diğer sınıf arkadaşlarım, Alpakın Engin, Alp Orhun, Cengiz Erverdi’dir.

Divan başkanlığım

Ben 1970’li yıllarda Darüşşafaka’nın yeniden yapılanmasına katılan ve eski Haysiyet Divanı Üyesi rahmetli Ahmet Küre Ağabeyimizin ricası üzerine, on yıl DŞ Cemiyeti Genel Kurul divan başkanlığı yapmış olan birisiyim. Yani DŞ Cemiyeti, Darüşşafakalılar Derneği ile ilişkilerim oldu. DŞ Spor Kulübü ile ilişkim uzun süre olmadı. Sadece  Basket Takımı birinci ligdeyken salona gelip maçları seyrediyordum.

Sağ olsunlar, bir gün beni Darüşşafaka Spor Kulübünün kongresine çağırdılar, kongre giriş kapısında üye yaptılar, Sayın Niyazi Turan ağabeyim. Sonra da İsmail Çiftarslan’ın Spor Kulübü Başkanı seçildiği kongrede bana divan başkanlığını layık gördüler. Böylece DSK üyesi de oldum. Allah uzun ömürler versin Niyazi ağabeyime.

yasar-erol-07
Demet Tat Keleş ile evinde. 2014.

Unutamadıklarım

Unutamadıklarıma gelince, aklıma gelenleri sıralayayım…

Kadıköy Halkı Eğitim salonunda oynadığımız iki buçuk saat süren Voleybol teşvik maçında yılların yenilmez armadası Galatasaray’ı 3-2 yendiğimiz maçı unutamam. Bu maçta bizim takım servis atıyor, rahmetli GS kaptanı Sinan Erdem, dışarıya gidiyor diye sırtını sahaya dönüyor, topu almaya giderken top saha içinde kafasına çarpıyor ve sayı oluyor. Darüşşafaka seyircisi ve ben  kahkahalar atıyoruz.

Darüşşafaka basketbol takımı şampiyonluk maçını GS ile oynuyor. İlk devrede gerideyiz.  İkinci devre playmaker Çaça Metin sahne alıyor, arka arkaya sayılar atıyor, böylece takımı ateşliyor ve maçı 72-71 kazanıyoruz.

Darüşşafaka’dan Beşiktaş’a geçen Hüdai Budanur ağabeyimiz (minik Hüdai, boyu tahminen 1.67) BJK-Karagücü maçında, BJK’den başka hiçbir oyuncu basket yapmadan Hüdai ağabey tek başına 119 sayı yapıyor ve BJK, Karagücünü yeniyor. Takım Hüdai ağabeye çalışıyor.

 

Şampiyon takım dağılıyor, bir maçta, zannedersem Beyoğluspor maçı, birinci ligde voleybol takımımıza ben koçluk yapıyorum. Saha İTÜ Gümüşsuyu salonu, top Alpakın’a dikiliyor, oturduğum yerden fırlıyorum, “Vur Alpakın!” diyorum, bağırıyorum. Alpakın’ın smacı sonucu maçı kazanıyoruz. Bir süre de bizde oynamış maçın başhakemi, rahmetli Valek Holyafkin, maçın sonunda beni bir kenara çekiyor ve diyor ki “Yaşar kendine dikkat et bundan sonra; ‘Vur Alpakın’ diye bağırarak oyun çizgisinin içine adım attın, aldığınız sayıyı iptal etmem gerekiyordu, ama yapmadım. ”

Sevgili kardeşim Yavuz Şeremetoğlu’nun Kulüp Başkanlığı devralarak takımı küme düşmekten kurtarmasını unutamam.


yasar-erol-15Bende izleri olanları anlatayım, önce Basketbol…

DŞ basketbol takımının şampiyon olmasında, Galatarasay’ın şampiyonluklarında, rahmetli Nedret Uyguç ağabeyimizin çok büyük katkıları olmuştur. Keşke DŞ spor salonunda onun da forması asılı olsaydı.

Yalçın Granit ağabeyimiz Galatasaray’da oynarken, attığı “Skyhook’lar” fevkalade estetikti. Onun gibi estetik “skyhook” atan başka birisini ben görmedim.

Şampiyon takım oyuncusu Haşim ağabey çok uzaktan topa çok az bombe vererek “jump shot” atar ve çoğu sayı olurdu.

Mehmet Baturalp ağabeyimiz; çok sıkı, faulsüz “man-to-man” müdafayı çok iyi yapardı, basketbol öğrencilerine örnek olacak şekilde.

1950-1960’lı yıllarda, şimdiki gibi topu avuçlayarak dripling yapılmazdı. Dripling yapmak çok zordu. O devirde rahmetli Önder Okan kardeşimiz driplingi en iyi yapanlardan biriydi. Uzun yıllar Fenerbahçe’de oynadı.

Moda Spor’u, Turhan Tezol’un driplingini seyirciler hayranlıkla izlerdi.

Şimdi de voleybola gelelim…

1950-60’lı yıllarda voleybolda “balansiye” denilen servis atılırdı. Takım kaptanımız Atilla Sesören ağabeyimiz, topu uzunca süre sol elinde yukarıda tuttuktan sonra sağ eli ile topa vurarak servis atardı. Topu uzunca süre yukarıda tutunca biz seyirciler; “okuyup üflüyor ”diye düşünürdük. Servis kıl payı fileyi geçer ve genellikle sayı olurdu.

Takımın pasörü Nasuhi Ünlü ağabeyimiz; zaman zaman file önünde kendisine gelen ikinci pası smaçöre dikmez, olduğu yerde 360 derece döner ve smaç atardı. Rakip takım böylece avlanırdı. Bu tür smacın sayı olmayanını ben hatırlamıyorum.

Ender Kurt ağabeyimiz zaman zaman fevkalade estetik ve fevkalade tesirli “hook smaç” atardı.

Yıldıray Pağda’nın atlayışları

Bir gün İTÜ Gümüşsuyu salonunda maç oynanıyor. Rakip takım sık sık ikili bloga çıkan (sol köşeden veya sağ köşeden) bizim oyuncuların arkasına plase atıyor. İkili blokların arkasında oynayan Yıldıray Pağda ağabeyimiz, blok arkasına gelen topa her seferinde adeta uçarcasına öne plonjon yaparak topu çıkarıyor, rakip takım bu plonjonlar sayesinde sayı alamıyor.

Maç bitti, Fatihteki Darüşşafaka Lisesi’nin yanında kaldığımız Allah rahmet eylesin “Reşit Saffet Atabinen Yurdu”na geldik. Yıldıray ağabeyi özellikle tebrik ettim, dedim ki “ağabey bu maçı sen aldın.” Cevap verdi “sağ ol Yaşar, ama göğsüm çok ağrıyor.”  Nasıl ağrımasın; öne plonjon yaparken zaman zaman ahşap zeminde yüzüstü kayıyorsun. Takım için fedakârlığın böylesi alkışlanır doğrusu.

yasar-erol-04
Aile dostumuz Çetin Yıldırımakın ANAP Şişli adayı olarak seçim bürosu kurmuştu. Rahmetli eşim Münevver Nurşen Erol bu büronun yöneticisiydi. Seçim öncesi rahmetli Turgut Özal başbakan olarak seçim bürosunda Çetin Yıldırımakın’ı ziyaret etmiş ve büro yöneticisi eşim de fotoğrafa dâhil olmuştu. Sağ tarafta beyaz elbiseli bayan eşim Nurşen Erol’dur.

 

Değer Eraybar’ın önerisi

Voleybolda Galatasaray’da oynayan rahmetli Değer Eraybar ağabeyimizden (kendisi Darüşşafaka Lisesinde okumasa da ağabeyimizdir) bahsetmeden olur mu? Elbette olmaz. Değer ağabey de geçmiş zamanda; Atilla, Nasuhi, Ender, Yıldıray, Cafer, Ayhan, Beken, İlgün ağabeylerimiz gibi voleybolda yıldızdı. Ya 1969 ya da 1970 yılıydı, Topkapı’daki İbrahim Ethem Ulagay İlaç Firması’nda o zamanki adı ile personel müdürü olarak çalışıyorum. Şirkette çalışan ve aynı zamanda voleybol hakemliği yapan Nevzat Bey Genç Milli Takımı fabrikaya davet etmiş. Geldiler, bahçedeki voleybol sahasında gösteri yaptılar. Maç bitiminde takımın koçu Değer ağabey bana ve Nevzat Bey’e dedi ki: “Çocuklar için enerjiyi arttıracak bir şeyler verin.” Ben Nevzat Bey’e baktım, ses seda çıkmadı.

Alpay Öz kafasında kadehle

Darüşşafaka’da basketbol oynamış Alpay Öz ağabeyimizin de katıldığı Pera Palas’da spor kulübümüz bir kutlama yapıyor, etraf epeyce kalabalık. İçki var, müzik var, eğlence var, meze bol bol var. Ye, iç her şey bedava. Alpay ağabey dolu rakı kadehini alnına koydu, dakikalarca dökmeden, düşürmeden dans etti. Hey gidi Alpay ağabey. Allah uzun ömürler versin…

Nurşen’imi kaybettim…

yasar-erol-02
28 Eylül 1964. İstanbul Hukuk Fakültesi dördüncü sınıfa (son sınıfa) geçtik, nikah yaptılar. Bu nikah sonucu, ilk defa dışarıda yemek yememize müsaade ettiler.

Yıl 1962, İstanbul Hukuk Fakültesi ikinci sınıfa gidiyorum. Fatih Camisi’nin etrafında Vakıflar Yurdu’nda kalıyorum. Zaman zaman yurda çok yakın Reşadiye kahvesinde Darüşşafaka’daki sınıf arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Aramıza Fatih’te oturan bir delikanlı da geliyor, İhsan Çapuroğlu, şimdilerde Allah rahmet eylesin. İhsan beni adam zannetti, evine davet etti. Cana yakın bir atmosfer. Beş vakit namazını kılan bir baba, Anadolu zenginlerinin kızlarının çeyizini elleriyle işleyen bir anne, cin gibi, samimi, sözüyle içten, güzelliği ile “eh idare eder” tipten bir kız kardeş. Ben adam çıkmadım, onun kız kardeşini ayarttım; İhsan’ın ailesinin bizim birlikteliğimizden haberi yok. Kız kardeşi Nurşen evden dişçiye diye çıkıyor, Reşadiye kahvesinin bahçe kapısının yanından geçerken buluşuyoruz, Fatih’te arka sokaklarda geziyoruz.

Bir gün yine aynı noktada buluştuk, bir iki adım attık ki, arkadan bir ses “Nurşen” dedi. Döndük, baktım Nurşen’in annesi, “eyvah yakalandık!” annesi bana dedi ki: “Bu sevdadan vazgeçin, sen de tahsiline devam edemezsin, bu kız da edemez.” Pek hazır cevap değilimdir ama o an hazır cevaplılığım tuttu. Dedim ki “Onu bilmem ama ben tahsilimi bitiririm.” Anne kız evlerine döndüler, beni aldı kara bir düşünce “ya bizi ayırırlarsa ! ”

Bir süre sonra Nurşen’in annesi beni evine çağırdı, baş başa görüştük. Benim Nurşen’den, Nurşen’in benden vazgeçemeyeceğini anlamış olmalı ki bana dedi ki: “İhsan bu ilişkiyi şimdilik duymasın. Sınıfı geç nişan yapalım.”

Üçüncü sınıfa geçtim, nişanlandık. Dördüncü sınıfı geçtim, nikâhlandık, altı aylık topçu yedek subay okulu bitti, evlendik… 52 yıllık can dostumu 9 Aralık 2014 tarihinde rahmetli annesinin babasının yanına 68 yaşında uğurladık. Çok üzgünüm, çok yalnızım, adeta çaresizim. Şimdi zaman zaman eşimin mezarına sığınıyorum.

Beni Darüşşafaka Cemiyeti’nin genel kurul divan başkanlığı yaptığım süre içinde ses tonumla, otoritemle hatırlıyorlar, beni bu yönümle de tanısınlar.

Tüm Darüşşafaka camiasına gönülden saygılar, sevgiler.

Yaşar Erol’dan resim galerisi :

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.